<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204</id><updated>2011-11-27T16:46:16.982-08:00</updated><category term='Şiir'/><category term='Genel Yazılar'/><category term='Araştırma-İnceleme'/><category term='Söyleşi'/><category term='Kadın Yazıları'/><category term='Van-Erciş'/><title type='text'>yazıya ve hayata dair herşey...</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>75</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-3934784656127692175</id><published>2010-03-14T13:24:00.000-07:00</published><updated>2010-03-14T13:28:39.788-07:00</updated><title type='text'>Antropoloji Okumak ya da Türkiye’de Antropolog Olmak</title><content type='html'>Prens Sabahattin, neden batıdan geri olduğumuzu bizde organizasyonun, planlamanın ve kendimizi belirtebileceğimiz ideolojik bir odak noktasının olmayışına bağlıyordu. Böyle aktarıyor büyük sosyolog Şerif Mardin. Gerçekten bizler insanların bilimleri yerine ideolojilerine, saçına, sakalına, giyinik mi yoksa çıplak mı olduğuna bakıyoruz. Bu durumda gelişim denen şey aslında bizim varlığından haberdar olduğumuz ama hiç bilmediğimiz Kaf Dağı’nın ardında bulunan gizemli bir güç olmaktan öteye gidemiyor. Antropoloji bu önyargıların kırılması için ideal bir ortam sunuyor bizlere. Sınıfımızda farklı ve taban tabana zıt görüşlü insanlarla aynı masada oturabilmemiz ve zor günlerimizde en yakınımızda bu arkadaşlarımızı bulmamız bizde hoşgörünün ve insana saygının olduğunun göstergesi. Çünkü her şeyin “kültür” eksenli düşünülmesi önyargının kırılmasını sağlıyor. “Ben-merkezci” (egosantrik) ve “etnik-merkezci” (etnosantrik) yaklaşımlar yerini “dünya vatandaşı” olmaya bırakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kültür bakanlığının geçtiğimiz senelerde kadrolu eleman alma teşebbüsü olmuştu. Hangi alanlarda eleman açığı olduğu listeler halinde belirtilmişti. Neden antropoloji yok diyerek bazı arkadaşlarımız arayıp sormuşlar (yanılmıyorsam 2005 yılıydı ve muhatap kurum Antalya Kültür Müdürlüğü idi). Aldıkları cevap ise “ biz antropolojiyi arkeolojinin alt dalı olarak biliyoruz” olmuş. Kültür bakanlığında önemli bir mevkide bulunan bu şahıs Türkiye’de “insanbilim” adında bilimsel bir disiplinden haberdar değilmiş ne yazık ki. Bizler antropoloji mensupları olarak hayata değişik pencerelerden bakma imkânına sahip olmaya çalışıyoruz. Biraz düşünelim ve aldığımız eğitimlerden sonra insanlara ve olaylara bakış açımızdaki değişimleri gözlemleyelim. Eminim büyük oran bu değişimi pozitif olarak algılamıştır. Mensubu bulunduğumuz toplumu, bu toplumun diğer toplumlarla ilişkisini, tarihsel, sosyal, ekonomik ve kültürel odak noktalarındaki başlangıcını ve sonraki süreçlere doğru olabilecek varsayımları tahmin etmeye çalışıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de antropolog olmak genç olmak kadar sıkıntı verici bir durum. Birincisi, insanların –normal olarak- daima ekonomik düşünmeleri. Bu durumda sürekli iş gücü içinde bulunmanız ve ekonomik etkinliğe katkıda bulunmanız istenmektedir. Bu etkinliğe yetişkin oluncaya dek katılmanız olasıdır. Benim için de çocukluğumdan gençliğime varıncaya dek farklı bir izlek yaşanmadı açıkçası. Yetişkin bir birey olduktan sonra toplumun beklentileri doğrultusunda kimi olaylar dizisi cereyan eder. Bunlardan birincisi askerlik sorununuzu hemen halledip dönmeniz ve –daha çok Doğu ve Güneydoğu’da yaygın olarak- evlilik için kimi adımları atmanız beklenmektedir. Öğrencilik gibi işten sayılmayan, tamamen tüketim kültürüne endeksli bir yaşam mecburiyetiniz varsa bunun gereği olarak bilindik bir meslekte –örneğin öğretmenlik- sonuca/hedefe varmanız gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumda sizden başka herkesin sizin için canla başla uğraştığını görürsünüz. Adım başı, gelecek adına sizin yerinize karar almış birileriyle karşılaşmak her zaman mümkündür. Gelecek adına attığınız her adımda ve aldığınız her kararda bilfiil kendini yetkili görüp eleştiri mekanizması aşamasında hayatınıza dahil olan çok kişiyle aynı havayı solumak mecburiyetindesiniz. Alçakgönüllülüğünüzü ve tebessümünüzü, biraz da ezikliğinizi kaybetmeden onların her dediğine evet demek gibi bir de göreviniz vardır. Akraba ya da mahalle baskısı denen mekanizma bu şekilde size dair tüm ayrıntılarda kendine bir siluet bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antropolog olmanın bir diğer sıkıntısı ise kendinizi belirtecek bir odak noktasının olmayışından ötürü içinde bulunduğunuz melankolik ruh halidir. Hangi bölümü okuduğuz sorulduğunda telaffuzu zor bir terim kullandığınızdan ötürü, karşınızdaki ilkin alnını kırıştırır ve kulağını açarak size doğru sağ ya da sol taraftan yaklaşmaya çalışır. Siz, terimi, yüzündeki ekşimesi geçmemiş karşınızdaki insana birkaç defa art arda tekrarladıktan sonra, başta “İnsanbilim” demek olan kısa açıklamadan sonra kısaca birkaç cümleyle olayı açıklarsınız. Bilinmeyen, görülmeyen ve dahası hayata nüfuz etmeyen bir alanda bulunmanızın, üstelik küçümsenmenizin de üzerine tuz biber olarak ekildiği bir söyleşiden sonra bulunduğunuz ortamı terk edersiniz. Velhasıl karşı tarafın beyninde “boş bir bölüm” okuduğunuz düşüncesi çoktan yerleşmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antropoloji sayesinde hayatınızda sizleri mutlu edecek ayrıntılar çoktur. Farklı bir gözle bakmanın ruhunuz için en iyi ilaç olduğuna kendinizi inandırırsanız, gece dışarı çıkmış ve gözleri karanlığa alışmamış birinin içinde bulunduğu çukura, kuyuya düşme ya da sert bir cisme çarpma korkusu gibi tedirginlik hali sizde de zuhur bulur. Gözleri karanlığa alışan şahıs nasıl ki rahat hareket edebilir, siz de içinde bulunduğunuz toplumun değer yargılarını bir kenara bırakarak ruhunuzun açlığına yönelik kimi faaliyetlere başlarsınız. Bu faaliyetin büyülü anahtarı “kültür”dür. Üzerinde sayısız çalışmaların yapıldığı, araştırmacıların o kadar çok tanımdan sonra olmalığını dahi söyleyebildikleri bir terim olan kültür... Geçmişten geleceğe, daha da geçmişten daha da geleceğe içinde bulunduğumuz tüm ayrıntıları içeren büyüsel bir dünya kültür. İşte sizi bu toplumda hayata bağlayan tek şey kültürdür. Ona bakmasını bildiğiz vakit size bir çay bahçesinde, bir dükkanda, bir köy evinde, yaşlı bir amcanın ya da küçük bir boyacı çocuğun ağzından dökülen sihirli sözcüklerde kendini ele verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toprağın altında sürekli altın arayanlar kazı esnasında ortaya çıkan toprak küplerin işe yaramadığını düşünürler, hemen kırıp içindeki altına ulaşmaya çalışırlar. Altın varsa küpte her şey yolundadır, yoksa eğer olan küpe olmuştur, pek de önemli değil deyip kazmaya devam ederler. Kültür aşığı biri için değerli olan altın değil o kırılan küptür. Çünkü küplerin nasıl meydana geldiğini altın arayanlar bilemezler. Gordon Childe “Tarihte Neler Oldu” sorusunun cevabını ararken muhtemelen bu işle yani toprakla işi olan toplumlarla çokça vakit geçirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk insanları düşünün! Topraktan kap yapmak ya da toprağa şekil vermenin düşüncesine nasıl varmışlar? Onlara bu “aklı” kim vermiş olabilir? Yoksa doğduklarında yanı başlarında yemeklerini pişirmelerini sağlayacak bir tencere mi vardı? Ya o toprağı pişirmek için o ateşi nasıl buldular? Sorular gelecekten başlayıp geçmişin gizemine doğru sorgulamaya devam etmektedir. Biz yine o toprak küpe geri dönelim. Hani içinde altın var diye birkaç saniye içinde küle dönen küpe… İşte bu küpün toprağının şekil alması binlerce yılı bulmaktadır. Küçük bir kap haline gelir, biçimlenir toprak. Binlerce yıl sonra birileri bu kapların yapım aşamasında desen kavramına ulaşır, çizgiler çizerler şekil verdikleri bu gereçlerine. Çok sonra bu çeşitlenir, çok yıllar sonra boya bulunur ve bu kaplar boyanır… Renk renk ve çeşit çeşit… Sonra dünyanın dört bir yanında bu kültür yaşanır. Gittikçe çeşitlenir bu uğraş. Çok değil, daha 1960’lardan sonra bile Brezilya-Venezüella sınırlarındaki tropikal ormanda yaşayan Yanomamö kabilesi toprak kap kullanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İnsanlığın ortak eseri olan bir küp muhakkak altınlardan değerli olmalı. İşte kültür eksenli düşünme, insana, altından daha değerli olan şeylerin de olduğunu düşündürür. Ve köylülerin sohbetlerinde altın aramalarında ele geçen sayısız küpün nasıl küle döndüğü işitildikçe bir kültür aşığının yüreğine binlerce yılın, binlerce emeğin oku saplanır. Onları düşünürsünüz, emeklerine ulaşmanın verdiği o insanüstü çabanın birkaç altın için nasıl heba edildiğine şahit oldukça, siz, o insanlara hesap vermemenin sıkıntısını yaşarsınız. Çünkü arada siz varsınız yani köprü görevindesiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın toplumda az bilineni temsil etmesi okları da üzerine çevrilir. Bunlar çoğu zaman sivri ve muhtemelen zarar verici oklardır. Oysa ki tarihte sıkıntıya gelememiş, derdini anlatabilmek için ömrünün son demlerini bekleyebilmiş nice insan vardır. İster pozitivist bakış açısıyla düşünüp toplumda anlaşılamamanın taşıdığınız ışıkla alakalı olduğunu ve toplumun eksiklerinden kaynaklandığına ya da dinsel kurumların ve yerleşik kurum/kuralların değişime ayak uydurmadığına bağlayın. İster dinsel bir yaklaşımda bulunup sabrın sonunun selamet olduğunda karar verin, iki yol da sonuçta tek kapıda birleşmektedir. Ama yakın ama uzak, yol mutlaka birleşmektedir. Siz bu yolun başında ve sonunda bulunmaktasınız. Yolun başındayken başladığını bu yolda ilerlerken, yolun ortasına doğru kimi zaman kaybolabilirsiniz ve bu kayboluş esnasında her ne kadar kendi benliğinizi taşısanız da birileri tarafından bundan yoksun olduğunuza neredeyse inandırılacak dereceye gelebilirsiniz. Ama bilincinizi muhafaza edebilecek kadar kendinize güveniyorsanız, her halükarda yolun sonundaki kapıya ulaşacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de, dahası Doğu’da antropolog olmak zor. Bilinmeyenin dışına çıkıldığı an yalnızlık ve anlaşılmazlık yanı başınızda. Ne kendiniz olmaya kalkışmanız sizleri kurtarır bu keşmekeşten, ne de başkası olmaya çalışmanız. Karşılığı, bütünsel bir algıda kendini kabul ettirememiş bir bölüm mezunu olmak, toplumun boşluğuna asılan ipte olduğu gibi kendi yörüngesini bulmaya çalışmak demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmet Tunç&lt;br /&gt; 04.03.2010, Erciş&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-3934784656127692175?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/3934784656127692175/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2010/03/antropoloji-okumak-ya-da-turkiyede.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/3934784656127692175'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/3934784656127692175'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2010/03/antropoloji-okumak-ya-da-turkiyede.html' title='Antropoloji Okumak ya da Türkiye’de Antropolog Olmak'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-4975746766679619449</id><published>2009-08-05T02:59:00.001-07:00</published><updated>2009-08-05T03:07:55.556-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>Şairler ve şiir yazanlar</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;Bu yazı kendi iklimimizde yeşerenlere tarafımca getirilmiş bir eleştiridir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Yazı uzun gözükebilir ama okunması elzemdir. Kendi gök iklimimizde her şeyin güllük gülistanlık olduğunu düşünür dururuz. Ama bazen çuvaldızı başkalarına iğneyi de kendimize batırmamız gereken anlar vardır ya, işte bu yazı küçük bir iğnedir. Bakalım kimlerin canı yanacak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Özdemir İnce “Şiir ve Gerçeklik” adlı “eleştirel denemeler” yapıtında şair olmakla ilgili iki soru sorarak kitaba giriş yapar: “Şairi şiir yazmaya çağıran ‘şey’ nedir, kimdir?” ve “Şairler analarından ‘şair’ mi doğarlar?” Ya da ömrünce şiir okumamış, “doğal dilin şiire dönüşümünü bir okur ya da dinleyici olarak yaşamamış bir insanın şiir yazması mümkün müdür?” diye soruyu çevirerek de soruyor İnce. Her şeyden önce su götürmez bir haklılığa sahip bir soru bu. İnsanı en can alıcı noktasından vuran, nefessiz bırakan, afallatan bir soru…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Lise çağına henüz gelmiş her genç erkeğin ya da kızın ergenlik duygularının yol verdiği bir boşalmadan söz etmek yersiz olmaz. Kaldı ki bu duygu boşalması en çok da kâğıt kalemde kendini ele verir. İyi bir okur olan öğrenci ya da bu çağdaki çoğu genç kariyer yapmış iyi şairleri ya da yazarları okumaya çalışır, oları taklit ederler. Hele de taklit ettikleri şair ve yazarlar yaşadığı döneme damgasını vurmuşlarsa bu farkındalık onlar için bulunmaz bir servettir. Zamanla kendilerindeki özgüven uyanışa geçtiği taktirde küçük kıpırdanmalar baş gösterir ve ellerine kağıt kalemi alıp karalamaya başlarlar. Bu uğraşları kendilerini yenileme olanağı verir onlara; yetinmezler savruk cümlelerle, anlamsız söz dizimlerini kesip atarlar her defasında; şair olmaksa şayet gayeleri, damıtırlar en iyisinden kalemlerini kâğıtlar üzerine…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bir de bu çabaya girmeden şiir yazanlar vardır. Şiirin namuslu geçmişine darbe indirir gibi, salıverilir ağızdan dökülen gelişi güzel sözcükler; dans etmeye başlarlar kâğıt üzerinde, uydurulup birbirine, “şiir oluverirler”; yazarı da “şair oluverir hemencecik…” &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;Şiir “estetik, anlamsal, tarihsel, sessel, organik, toplumsal bir örgütlenmedir”&lt;/b&gt; der Özdemir İnce. Ne var ki bütün bunlardan bihaberdir şairlik iddiasında olanlar, kendi çerçevelerinden dışarı çıkamadıkları için bu tür eleştirileri de hak etmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Şiir bir insanın söyleyebileceği çoğu şeyini başkalarının en can alıcı noktasından vurma işlemidir. Bu başkası ya bir sevgilidir, ya bir dost, ya memleket, ya anne-baba, ya da karşıt fikirli her türlü olay ve olgu… Şiiri şiir yapan da bu kuvvetidir. Bu kuvvet şiirin cini olan ilhamıdır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;“Kitap-lık” aylık edebiyat dergisinin Şubat 2005 sayısında ilham perisi hakkında şunlar yazılı: “şiirin cini ilhamdır. Yaratıcılığı harekete geçirdiği düşünülen ilham ve perisindeki “peri”, cinlerin pek güzel ve alımlı olarak tasarlanan dişisidir. Türkçe’de, “içe doğma” sözcükleriyle karşılanan ilham; edebiyatta, yazar ya da şairin eserini oluştururken etkisi altında kaldığı şey veya onu eser vermeye iten coşku olarak tanımlanır. Bu tanımda; eserin, özelde şiirin teknik bir iş, zanaatkârlık olduğu kabulü de vardır. Dolayısıyla ne müteşairin savunma gerecine dönüşen ilham, sihirli bir değnek; ne de ilham perisi, eğlenecek birilerini arayan hovarda bir güzeldir. Nasıl ki bir insan hiçbir deneyime, bilgi ve birikime sahip değilken kuyumculuğa başlayamazsa, herhangi bir birine de durup dururken ilham da ilham perisi de gelmez. İlham; bilene, çalışana yaptığı iş üzerinde düşünene, varlıkla bir derdi olana gelir. Din ve sanat tarihlerine bakıldığında bunun hep de böyle olduğu görülür.”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Can Doğan, Kitap-lık dergisindeki ‘Şiir Cini’ adlı bu yazısında &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;“ne müteşairin savunma gerecine dönüşen ilham, sihirli bir değnek, ne de ilham perisi eğlenecek birilerini arayan hovarda bir güzeldir”&lt;/b&gt; ifadeleriyle söylenecek her şeyi bir güzel özetlemiştir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;Yine Özdemir İnce’ye dönersek, İnce bir şiiri “bütün zorunlu nitelikleri bağlamında” dört düzleme oturtup inceleme yapmak gerektiğinde oldukça haklıdır. Bunlar özetle:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;1- Şiirin içinde yer aldığı kitap: Şiirin kitabın bütünselliğine yaptığı katkı nedir, ne orandadır? Homojen midir?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;2- Ozanın yapıtlarının tümü. Yapıtın tümünün yeri bilinçli mi, yoksa rastlantısal mı? Bütün yaptığı katkı ne?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;3- Ulusal şiir düzlemi: Ulusal nitelikteki yeri ne? Öteki şairlerle ve onların yapıtlarıyla ilişkisi nedir? Onlar &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;karşısında sahip olduğu estetik değerlerin nitelikleri? …&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;4- Evrensel şiir düzlemi: “Yukarıdaki soruları evrensel şiir düzlemine de taşımak zorundayız” diyor Özdemir İnce. Çünkü dünya şairleriyle karşılaştırma yapılmalıdır ki şiirin değeri ortaya çıkabilsin.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;Özdemir İnce bu sıralamadan sonra, ele alınan şiirin şu yedi soruya da olumlu yanıt vermesi gerektiğini Donald A. Stauffer alıntısıyla şöyle sıralamakta:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;1- Gerçek midir?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;2- Yoğun mudur?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;3- Anlam yüklü müdür?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;4- Somut mudur?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;5- Karmaşık mıdır?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;6- Ritimli midir?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;7- Biçimsel midir? (Biçimsellik ile biçimciliği birbirine karıştırmamak gerekir.)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;Gerçek şiir emekçileriyle şiir yazanları nasıl ayırt etmek gerekir? &lt;/b&gt;Öncelikle karşınızda iyi bir okur kitlesi varsa ve bu okur kitlesi sizin dışınızdaki eserlerini de okuyorsa mutlaka yukarıdaki değerlendirme ölçütlerinden biriyle kıyaslayacaktır yazdıklarınızı. O zaman dönüp kendi kendine (tabii bir algı bütünlüğü oluşursa okurda) “ne diyor bu yahu” dediği an şairle şiir yazanı birbirinden ayırmıştır demektir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;Zaman zaman şiir yazdığıyla övünen çokça insanla karşılaşırız. Kimileri bunu övünç kaynağı olarak dile getirirken kimi de -belki de bir ölçüde birikim eksikliğini anımsayarak- ‘sadece hobi olarak’ şiir yazdığını söyler. &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;Arka planda boş bir zihin algısına sahip olup şairlik iddiasında bulunanlar eminim ki ne Pablo Neruda’dan, ne Platon’dan, ne Victor Hugo’dan, ne Aragon’dan, ne Nazım’dan ne de diğerlerinden haberdardırlar.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İsmet Tunç&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İsmet.tunc@mynet.com.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-4975746766679619449?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/4975746766679619449/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/08/sairler-ve-siir-yazanlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/4975746766679619449'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/4975746766679619449'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/08/sairler-ve-siir-yazanlar.html' title='Şairler ve şiir yazanlar'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-1702830401108705806</id><published>2009-07-23T13:26:00.000-07:00</published><updated>2009-07-23T14:00:20.716-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Araştırma-İnceleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Van-Erciş'/><title type='text'>Morgedik Gezisi</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjKRlY4C-I/AAAAAAAAAHo/LEaK0FGvSt0/s1600-h/2.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361757759827610594" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjKRlY4C-I/AAAAAAAAAHo/LEaK0FGvSt0/s320/2.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Erciş’in Morgedik Köyü’nde projelendirme işlemi 1959 yılından beri yapılan ama bir türlü çalışmamalara başlanılamayan Morgedik Barajı, Ekim 2008 yılında ilk kazmanın vurulmasıyla yapılmaya başlandı. Aradan geçen yaklaşık bir yıllık çalışmaların gözlenebilmesi ve halkın çalışmaları yakından görmesi için 18 Temmuz 2009 tarihinde Van milletvekili Kerem Altun, Erciş Kaymakamı Ferhat Kurtoğlu, Erciş Belediye Başkanı Fatih Çiftci, İlçe Emniyet Müdürü Salih Metin Mete, mülki amirler, basın mensupları ve halktan bir grubun da katılımıyla baraj çalışmaları yerinde gözlendi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjJ5RX7LwI/AAAAAAAAAHg/P9E1kmPA7s8/s1600-h/3.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; FLOAT: right; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361757342138052354" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjJ5RX7LwI/AAAAAAAAAHg/P9E1kmPA7s8/s320/3.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Ali Dağer ve Nihat Çavuşoğlu haberdar etmeseler benim de bu geziden haberim olmayacaktı. Nazik davetlerini kabul edip, gayri-resmi basın olarak ben de yanlarında yerimi aldım. Belirtilen Cumartesi sabahı dokuz buçuk itibariyle hükümet konağı önünde buluşuldu. Selamlaşma faslından sonra araçlara binilerek baraja doğru hareket edildi. Baraj ilçe merkezine &lt;?xml:namespace prefix = st1 ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:smarttags" /&gt;&lt;st1:metricconverter productid="39 km" st="on"&gt;39 km&lt;/st1:metricconverter&gt;. uzaklıkta ve baraja 108. Alay Komutanlığı yolu üzerinden, yani otogarın karşı tarafındaki yoldan gidiliyor. 108. Alaydan sonra ilk olarak Keklikova Köyü ile karşılaşılıyor. Daha sonra sırayla&lt;span style="color:black;"&gt;, Pay, Kızılören, İmamabdal, Yankı Tepe ve Morgedik köyleri geçilerek baraj sahasına ulaşılıyor. Yol toprak yol olup yaklaşık bir saat zaman almakta. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Yol boyunca derin vadilerle karşılaşmak mümkün. Doğanın bin bir güzelliği size yeni bir keşif tadı veriyor. Şehrin bunaltıcı ve kalabalık atmosferi yerini tek tük yerleşim yerlerine ve yeşilliğe bırakıyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjJkpPL9EI/AAAAAAAAAHY/QMRgKkslSJ8/s1600-h/4.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361756987766600770" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjJkpPL9EI/AAAAAAAAAHY/QMRgKkslSJ8/s320/4.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Morgedik Köyü geçildikten sonra Deliçay üzerine yapılan barajın inşaatı görülüyor. Baraj bir yıllık çalışmayla yüzde otuz düzeyinde bitirilmiş. Derivasyon tünelinin giriş partalına gelince müteahhit ve mühendis basını ve halkı bilgilendirmek için önlerinde haritayı tutarak baraj hakkında teknik bilgile&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjJVi1CmwI/AAAAAAAAAHQ/iJsbzQtbAV0/s1600-h/5.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; FLOAT: right; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361756728348285698" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjJVi1CmwI/AAAAAAAAAHQ/iJsbzQtbAV0/s320/5.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;r vermeye başlıyorlar. Derivasyon tüneli barajın ana gövdesinde akarsu yatağını değiştirmek için yapılan dairesel ya da at nasıl biçiminde bir tünel. Planlanan tünel &lt;st1:metricconverter productid="341 metre" st="on"&gt;341 metre&lt;/st1:metricconverter&gt; uzunluğunda olacak. Giriş betonu dökülmüş fakat kazı çalışması henüz başlanmamış. Tünelin bitmesi çok önemli, zira çökmelerin olması durumunda inşaatın planlanandan uzun sürme ihtimali var. Baraj inşaatında 30 civarı araç ve 70 personel çalışıyor. İnşaat mühendisi Mahfuz Döğer her gün sabah dört buçukta kalktığını, beş buçukta iş başı yaptıklarını ve çalışmaların gece dokuz civarına dek sürdüğünü söylüyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bölge oldukça yüksek, barajın kotu 2231. Bu kottan yüksek ilk baraj Erzurum’da bulunuyor. Morgedik Barajı ise ikinci en yüksek baraj özelliğini taşıyor. Barajın gövde yüksekliği &lt;st1:metricconverter productid="59 metre" st="on"&gt;59 metre&lt;/st1:metricconverter&gt; ve kapsadığı havza alanı 900 km&lt;sup&gt;2. &lt;/sup&gt;Deliçay oldukça temiz bir suya sahip, bu nedenle sadece sulama amacıyla kullanılacak bu barajı da daha önemli kılmakta. Yetkililerin verdiği bilgilere göre bu özelliği nedeniyle uzun yıllar barajdan istifade etmek mümkün. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjI-QwttII/AAAAAAAAAHI/Eyz_7MzKkqY/s1600-h/6.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361756328361309314" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjI-QwttII/AAAAAAAAAHI/Eyz_7MzKkqY/s320/6.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Morgedik Barajı DSİ’ye sunulan projeler içinde verimlilik bakımından en verimli projelerin başında geliyor. Kerem Altun, “&lt;/span&gt;Sulamadaki en önemli özellik kapalı kanal yağmurlama ve damlama özelliğini taşıyor. Bu da bölgede ilk ola açısından çok önemlidir. Doğu Anadolu Bölgesinde bu yöntemle yapılmış baraj yok. Bu bizim ilçemize, bölgeye, hem iklim açısından, hem tarım alanlında çok büyük katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bu sulama sayesinde çok daha iyi şartlara kavuşacaktır” diyerek barajın önemli bir özelliğine dikkat çekiyor. Yetkililerin hesabına göre baraj 2012 yılında bitirilecek ve yaklaşık &lt;st1:metricconverter productid="17 500 hektar" st="on"&gt;17 500 hektar&lt;/st1:metricconverter&gt; tarım alanını sulayacak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjIttbQ8II/AAAAAAAAAHA/figXppI2vBY/s1600-h/7.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; FLOAT: right; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361756043998195842" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjIttbQ8II/AAAAAAAAAHA/figXppI2vBY/s320/7.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Gerek Kaymakam Ferhat Kurtoğlu’un gerekse de Belediye Başkanı Fatih Çiftçi’nin dikkat çektikleri nokta, Erciş’in tarımsal olarak bu baraj sayesinde tarım ürünlerinden maksimum seviyede verim alacağıydı. Çünkü barajın sulama sisteminden yararlanacak köylerin çoğu su sorunu yaşamakta ve bu sayede alternatif ürün seçenekleri de devreye girmektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Baraj inşaatını gezdiğimizde köylülerin sevinçlerini görmek mümkündü. Baraj projesinin gündemde olduğu yıllarda burada işe başlayan ve babasının emekliliğinden sonra işe başlayıp kendisi de emekli olan bir amcayla karşılaştık. Buradan iki kuşak emekli olmuş ama baraj henüz bir yıldır yapılmaya başlanmış. Bu da ilginç noktalardan biriydi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjIO2FNBhI/AAAAAAAAAGw/xLd3KO8RhGg/s1600-h/8.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; FLOAT: right; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361755513745638930" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjIO2FNBhI/AAAAAAAAAGw/xLd3KO8RhGg/s320/8.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjIcDz3OeI/AAAAAAAAAG4/aqZ-mIMfr04/s1600-h/9.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Morgedik Barajı Erciş’in Morgedik Köyü-&lt;span style="color:black;"&gt; Muradiye’nin Çiçekli Köyü ile Diyadin’in Dedebulak köyleri arasında bulunuyor. &lt;/span&gt;Barajın en önemli özelliklerinden biri de kapalı kanal yağmurlama ve damlama özelliğini taşıyor olması. Bu da bölgede ilk olması açısından barajı önemli kılıyor. Doğu Anadolu Bölgesinde henüz bu yöntemle yapılmış baraj yok&lt;span style="color:black;"&gt;. Morgedik Barajı, Erciş’in yeni yıldızı olmaya aday.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjIcDz3OeI/AAAAAAAAAG4/aqZ-mIMfr04/s1600-h/9.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361755740769303010" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjIcDz3OeI/AAAAAAAAAG4/aqZ-mIMfr04/s320/9.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjIcDz3OeI/AAAAAAAAAG4/aqZ-mIMfr04/s1600-h/9.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Not: Fotoğraflar için İha Muhabiri Nihat Çavuşoğlu'na sonsuz teşekkürler.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İsmet Tunç&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;a href="mailto:İsmet.tunc@mynet.com"&gt;İsmet.tunc@mynet.com&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-1702830401108705806?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/1702830401108705806/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/morgedik-gezisi.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/1702830401108705806'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/1702830401108705806'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/morgedik-gezisi.html' title='Morgedik Gezisi'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjKRlY4C-I/AAAAAAAAAHo/LEaK0FGvSt0/s72-c/2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-6695011347398266178</id><published>2009-07-20T00:59:00.000-07:00</published><updated>2009-07-20T01:20:20.171-07:00</updated><title type='text'>Kemal Özer de gitti</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmQkTt8b23I/AAAAAAAAAGA/6V_WsXQtzcU/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 237px; FLOAT: left; HEIGHT: 166px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5360449377646926706" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmQkTt8b23I/AAAAAAAAAGA/6V_WsXQtzcU/s320/images.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sahip olduğumuz ne varsa tek tek kaybediyoruz. Geçmişin sade ve olması gereken o puslu havasından, ışıltılı günlere kalabilenler içinde Kemal Özer de bırakıp gitti bizleri. Nedense var oluşu geçmişle başlayıp orada son bulmakla algılayanlardanım. İyi olanın geçmişte olduğu, orada saklı kalacağını ve yeni döneme aynı değerin kalamayacağını düşünüyorum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Her devir kendi insanını yaratır diye bir söz de var. Evet, yıl 2009 ve mutlaka bu çağa uygun profilde insanlar da olacaktır. Ama okuduklarımıza, referans aldıklarımıza, dinlediklerimize bakınca kökler yine geçmişi gösteriyor. Yeni olan, eskinin üzerinden yararlanılan bir türev; ama kalitesi tartışılacak bir türev… Örneğin 1900’lü yılların başında basılmış bir kitabı bulduğumuzda içimiz sevinçle dolar. O kitap eskilerden geliyordur, daha özgündür, daha içten ve renksizdir diye düşünürüz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Kendi adıma eskilere âşık biriyim. Eski olan ne varsa kendine çeker beni, düşündürür… Her kaybettiğimiz bir değer, ölümün soğuk yüzünü hatırlatır bana. Kökleri geçmişte ama dalları bugüne uzanan her insanın ölümünden korkarım. Düşünürüm; “acaba yakın zamanda kim ölecek?” derim kendi kendime. Adlarını dilime getirmemeye çalışırım. Hele de onların ölebileceği gerçeği zihnime yerleştikçe uyuyamam…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Meksika Sınırı’nın Haziran programlarından birinde Tarık Tufan, “Acaba Sezai Karakoç ne yapıyordur şimdi? Belki uyuyordur” dedi. Selahattin Yusuf da, “Belki de bu dediklerini dinliyordur” diye ekledi. Tarık Tufan utandı… Neden utandığını anladım aslında. Sezai Karakoç. Yaşıyor ve söylenenlerin onun kulağına gitmesi oradaki üç entelektüeli heyecanlandırıyordu. Bu ne muazzam bir iç histi, ne anlaşılmaz bir saygıydı ve ne büyük mutluluktu ki Sezai Karakoç yaşıyordu. Çünkü ölüler üzerinden yaşam belirtisine dair söylemler gerçekleştirilmez.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Rahmetli babaannemin çocuklardaki kimi dinsel-büyüsel hastalıkları sağaltmak için kullandığı yarım kalmış balmumu ve kırık saplı tahta kaşığı kitaplığımdaki yerinde durdukça, geçmişteki o sahneleri unutmam kolay olmayacak. Halk hekimliği açısından sadece kültürel bir özellik olarak kalacak bu işlem; zihin algımın bir nebze olsun renklenmesi için güzel bir şanstı. Bu örneği neden mi verdim? Muhtemelen kurşun dökme işlemine şahit olmamış biri için bu işlemin hiçbir yönden bir niteliği bulunmamakta. Benim için ise unutulmayacak yönü, halkbilimsel bir etkinlik oluşu ve Sedat Veyis Örnek’in harika kitabı “İlkellerde Din, Büyü, Sanat ve Efsane”’de anlatılanlarla aynı özelliği taşımasıdır. Bir pratiğin algı dünyamızda yer edindiği haliyle ona bakarsak, bu, çok değerli bir ayrıntı olup zihin algınızdaki renkliliğe önemli bir katkı yapar. Şimdi Kemal Özer’le tanışıp ya da ondan birebir şiirsel tat alanların ne kadar üzgün olduğunu hissedebiliyorum. Kemal Özer öldüğü gün kimi gazete köşelerinde kendisiyle tanışma imkânı bulmuş, onunla sohbet edebilmiş, belki şakalaşmış, belki dostane bir paylaşımı olmuş insanların nasıl üzüldüklerini okudukça, bu gerçeği daha iyi anlıyor insan. Eminim onların içi daha fazla yanmakta; onlar, diğerlerine göre daha çok şey kaybettiklerini düşünmekteler. Tıpkı 1985 yılında Turgut Uyar öldüğünde onu tanıyanların çektiği acı gibi, Edip Cansever’in öldüğü 1986 yılında ne büyük bir değer kaybettik diyenler gibi... Atilla İlhan gibi, yakın zamanda kaybettiğimiz kökleri geçmişten gelen Mehmet Uzun’u ve Dağlarca’yı kaybettiğimiz gibi… Tıpkı Hrant Dink öldüğünden beri bir beyaz güvercinin daha düşmemesi için davasına sahip çıkan dostları gibi…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bizlerle aynı havayı teneffüs eden bir avuç eski toprak kaldı geriye. Onlar da birer birer göçüp gittikçe dünyadan, geçmişin siyah beyaz kareleri de yok olup gitmekte.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:10;color:black;"&gt;Kemal Özer’den, Adım Metin Olsun&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:7;"&gt;...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="font-size:10;color:black;"&gt;birlikte&lt;br /&gt;yazalım hadi ölüme karşı&lt;br /&gt;konuşalım&lt;br /&gt;bir yürekten hadi bir ağızla&lt;br /&gt;kimse&lt;br /&gt;ayırt etmesin kimin söylediğini&lt;br /&gt;nereye&lt;br /&gt;kadarı benim nerden sonrası senin&lt;br /&gt;kıvrıla&lt;br /&gt;kıvrıla yanan bir kağıtta&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:10;color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;strong&gt;İsmet Tunç&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="mailto:İsmet.tunc@mynet.com"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İsmet.tunc@mynet.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-6695011347398266178?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/6695011347398266178/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/kemal-ozer-de-gitti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/6695011347398266178'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/6695011347398266178'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/kemal-ozer-de-gitti.html' title='Kemal Özer de gitti'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmQkTt8b23I/AAAAAAAAAGA/6V_WsXQtzcU/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-1256555961238456520</id><published>2009-07-06T01:17:00.000-07:00</published><updated>2009-07-06T01:23:04.986-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>Dünya vatandaşı olmak</title><content type='html'>&lt;p style="LINE-HEIGHT: 14pt; MARGIN: 0cm 2.5pt 0pt 0cm; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Dünya vatandaşı olmak&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 14pt; MARGIN: 0cm 2.5pt 0pt 0cm; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;a title="theodore zeldin" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=theodore%20zeldin"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Theodore Zeldin&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;'in harika eseri “&lt;/span&gt;&lt;a title="insanlığın mahrem tarihi" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=insanlığın%20mahrem%20tarihi"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İnsanlığın Mahrem Tarihi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;”'nde, yazarın konuşturduğu bir karakter olan muhasebeci Patricia kendini şu harika cümleyle tanımlar: “Ben dünya vatandaşıyım.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 14pt; MARGIN: 0cm 2.5pt 0pt 0cm; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Her insanın böyle düşünmesi durumunda&lt;/span&gt;&lt;a title=" etnik merkezcilik" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=%20etnik%20merkezcilik"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; etnik merkezcilik&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;ten kurtuluşun bir ölçüde sağlanması mümkündür. Kendini ve kültürünü merkeze koymanın, başkalarını da o merkezden itmenin olası sonuçları, "benim kültürüm güzel, seninki değil" mantığını doğuracağı için, muhtemelen bu söylem tüm dünya halklarını bu etnik merkezci hastalıktan kurtarması için bir ölçüde işe yarayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 14pt; MARGIN: 0cm 2.5pt 0pt 0cm; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Fransız Devrimi’nden sonra kendi sınırlarına çekilen ve milliyetçilik duygusuyla sınırlarını oluşturan dünya devletleri, imparatorlukların yıkılmasıyla kendilerini duyguya bağımlı bir koruma güdüsüne emanet ettiler/ettirdiler. En azından aklın bir süreliğine bu durumda işlevsiz kaldığını söylemek mümkün. Çünkü kendi ulusunun kaderini tayin etmenin yolu, gözü kara, her türlü ilkel savaş aletleriyle cepheye koşmaktan geçmekteydi. Peki, kötü mü oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 14pt; MARGIN: 0cm 2.5pt 0pt 0cm; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İki türlü bir cevapla bu soruya ya da değerlendirmeye yaklaşımda bulunmak mümkün. Birincisi, insanlar milliyetçilik duygusunun rüzgârıyla, dalgalandırma ümidiyle bayraktarları (ve tabii ki diğer manevi değerleri) peşinden koşturarak bu uğurda can vermişlerdir. Dinsel-büyüsel argümanların bu durumlarda fazlaca kullanıldığı, etkilerinin günümüz de dahi sürdüğü o atmosferde kazanılan zaferler bu devletlerin şanlı tarihi olarak anlatıldığı ve anlatılmaya da devam edileceği ortadadır. İkinci bir yaklaşım ise (olumsuz olanı), bu zor ya da imkânsız durumlarda kazanılan zaferlerin aradan yüzlerce yıl geçmesine rağmen hala aynı duygu yoğunluğuyla yaşanılıyor/yaşatılıyor olması. Bunun en açık göstergesi, bir yandan laiklik eksenli çağdaşlaşma ve bilimsel olgulara yaklaşma, diğer yandan da geçmişin manevi dinsel-büyüsel o atmosferini her defasında birilerine hatırlatma gereğinin her daim dillendirilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 14pt; MARGIN: 0cm 2.5pt 0pt 0cm; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bugün için yüzyıl önce bir savaşın hangi durumlarda kazanıldığının pek bir önemi yoktur. Önemsizlik, tarihi yok saymak olarak anlaşılmamalı! Aksine tarihinden ders çıkaranlar geleceklerini inşa edebilmekteler. Oysaki yaşanan durum bunun pek de öyle olmadığını göstermektedir. O günkü savaş psikolojisiyle yaşayan yığınlar olası her türlü yeniliği ya da başkalarından gelen eylemi her daim yıkıcılık ve kötü olarak algılama yetisine sahiptirler. Anlaşılamazlık bu noktada ortaya çıkmakta ve kişiler, bu olumsuzluğun nedenlerini –ne gariptir ki- geçmişin değerlerini koruma güdüsüyle açıklamaktalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 14pt; MARGIN: 0cm 2.5pt 0pt 0cm; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bir şekilde, kazanılan geçmiş zaferlerin, o olusun kaderini tayin ettiği gerçeğini saklı tutarak (buna bir ölçüde saygı da duyarak) her türlü koruma ediminin bu o günkü psikolojiyle açıklanıyor olması, bu değerlerin tabular üzerinden korunmaya çalışıldığın da işaretini vermektedir. Kişiler zorluklar üzerinden kazanılan değerler ya da hakların, bir başkalarının kullanımına ya da paylaşımına açılmaması gerektiğini, bunun yapılması durumunda ise kendilerini tarih tarafından cezalandırılacaklarını düşünmektedirler. Bu psikoloji, Fransız Devrimi’nden sonra çizilen sınırların bugün korkuyla korunduğunun da kanıtıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 14pt; MARGIN: 0cm 2.5pt 0pt 0cm; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Zeldin’in karakteri bu sınırlardan çıkışın dünya vatandaşlığıyla mümkün olabileceğini bize göstermektedir. Evet! Dünya vatandaşlığı bugün için geçerli en güvenli yollardan biridir. Küreselleşmenin yıkıcı etkisini göz ardı etmeden kültürel bazda çeşitliliği koruyup kültürel entegrasyonun bu bilinçle sağlanması olasıdır. O zaman “ben” yerine “biz”in kullanımı kolaylaşacak, aslında bekçiliğini yaptığımız değerlerin korku olmadan daha iyi korunabildiğini göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 14pt; MARGIN: 0cm 2.5pt 0pt 0cm; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Kültürün özel olanın içinde “biricik” ve “tek” olanını bu şekilde daha iyi muhafaza etmek mümkün. Kendini cemaatine, sınırlarına, ulusuna hapsetmiş kişiler ne yazı ki dünyanın sadece kendi etraflarında döndüğünü düşünmekteler. Düşüncenin kıt olması hep bu yanılgıdan ve korkudan kaynaklanmaktadır. İnsanın dünya kültürleriyle ilgileniyor olması, sadece kendi kültürüyle ilgileniyor olmasından çok daha önemli ve değerlidir. Bu nedenle yerelliliğin tadını evrenselliğin tadıyla buluşturmalı ve kültür armonisinden yeterince tadı alarak yaşamalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 2.55pt 0pt 0cm; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-line-height-alt: 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İsmet Tunç&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 2.55pt 0pt 0cm; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-line-height-alt: 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;ismet.tunc@mynet.com&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-1256555961238456520?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/1256555961238456520/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/dunya-vatandas-olmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/1256555961238456520'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/1256555961238456520'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/dunya-vatandas-olmak.html' title='Dünya vatandaşı olmak'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-2488500126825722591</id><published>2009-07-05T06:03:00.000-07:00</published><updated>2009-07-05T07:27:55.788-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Araştırma-İnceleme'/><title type='text'>Sivas Üzerine…</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SlCstPPcFDI/AAAAAAAAAFI/xvkuIszT-NM/s1600-h/Ta%C5%9F+Han.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; FLOAT: right; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354969850128897074" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SlCstPPcFDI/AAAAAAAAAFI/xvkuIszT-NM/s320/Ta%C5%9F+Han.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; İki yıl sonra yeniden Sivas’tayım. 2003 yılında, sadece soğuğuyla meşhur olan bu şehre Antropoloji okumak için ayak basmıştım. Dört yılımı tamamladığımda baktım ki, bende, Sivas, diğer öğrencilerin aksine, benim gönülden bağlandığım bir şehir olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Birçok arkadaşım okulun başlangıcından itibaren buldukları her fırsatı ailelerinin yanında geçirme planları yaptılar. Birçoğu başarılı olmasına karşın, başarılı olmayanlar soğuğa ve başka şeylere kızarak o güzelim dört yılın bir kısmını melankolik öğrenci psikolojisinde geçirmekten kendilerini alamadılar. Belki haklıydılar; sanatsal ve sosyal aktiviteler o günler daha azdı, eğlenceye düşkün daha batıdan gelenler için dışarıda insanı cezbeden b&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 240px; FLOAT: right; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354962403914401122" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SlCl7z7jxWI/AAAAAAAAADw/OR5LH13bJWA/s320/Cadde-Sivas.JPG" /&gt;ir hava yoktu, birçoğunun ortak kanısı olan “hiç bir şey” ile anlatılabilirdi Sivas&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Buna karşın Van’dan kalkıp Sivas’a giden benim gibi biri için bunların pek de değeri yoktu aslında. Arada bir tiyatro, fırsat buldukça sinema, belki de bir kez olmasına karşın tadı damağımda kalan bir Alâeddin Yavaşça konseri (ısrarcı olup beni konsere götürmeyi başaran arkadaşa da teşekkürler) ve bilindik sıkıcı ama çok faydalı az bulunur konferanslar, sempozyumlar… Sayıları az olmasına karşın gezebileceğiniz birkaç sahaf… İbrahim Tenekeci’nin enfes şiirindeki son dizesi gibi:&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;“keşke biraz ölmesem” ile Sivas günleri birbirine yakışacak kadar sakin bir haleti ruhiye yaratır insanda. Sakin ruhlu biri için yalnızlığınızı paylaşabileceğiniz güzel bir memlekettir Sivas&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Birkaç yıl öncesinden başlayan çevre düzenlemesi deva ediyor. Sivas 2007 yılına oranla daha derli toplu. Şehrin her yerinde Selçuklu eserleriyle karşılaşmak mümkün. Son yılarla kadar ciddi bir restorasyon çalışması yapılmamıştı. Son birkaç yıldır yapılan çalışmalar sonuç vermiş gibi. Tarihi eserler yeniden göz alabildiğine parlıyor. Aslı bozulanlar da yok değil hani… &lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; FLOAT: right; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354968771468666226" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SlCruc6zJXI/AAAAAAAAAEw/3aIZ98YL-Cw/s320/Vak%C4%B1f+Han.JPG" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SlCsEJ6WXaI/AAAAAAAAAE4/hQ_BnFDvNJg/s1600-h/vak%C4%B1f.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354969144323628450" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SlCsEJ6WXaI/AAAAAAAAAE4/hQ_BnFDvNJg/s320/vak%C4%B1f.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Vakıf  Han: Alt katlar kuru yemiş ve benzeri mamüller satışa sunulurken (sağda), üst katlarda turizm ve başka alanlarda çalışan bürolar mevcut (kömürcüler dahil), (solda)&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Sivas’ın en güzel tarafı imar planının uygulanmış olması. Caddeleri yer yer çok geniş, üstelik çok da temiz. Temizlik bu şehrin genel özelliği. 2003 yılında geldiğimde de çok temizdi. Kaldırım, yol ve peyzaj düzenlemesi çok uyumlu; alabildiğince insanlar için ideal hale getirilmişler. Alış-veriş için sayısız mağaza ile karşılaşmak mümkün&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Buranın en önemli dinamiği öğrenci. Şehrin sosyo-kültürel hayatında öğrencinin önemli bir katkısı var. Öğrencilerin Sivas’a verdiklerine karşın, Sivaslı’ların öğrencilere bazı noktalarda yaklaşımı o kadar da olumlu değil. Yüksek kira bedelleri, bazen kız ya da erkek ayırımının yapılıp bazen de öğrenci olduğu için kiralık dairelere yaklaştırılmayan öğrencilerle karşılaşmak mümkün. Her şeye rağmen, evini öğrenciye kiralayıp yıl boyunca da öğrenciyi sıkboğaz etmeyen, insaflı ev sahipleri de var.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SlCrNtfi0qI/AAAAAAAAAEg/AJhaUisPjCY/s1600-h/%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fan+kad%C4%B1nlar.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354968208982069922" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SlCrNtfi0qI/AAAAAAAAAEg/AJhaUisPjCY/s320/%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fan+kad%C4%B1nlar.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SlCrgye4K8I/AAAAAAAAAEo/jpjXDcNFq28/s1600-h/Sivas+TBMM.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 240px; FLOAT: right; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354968536738966466" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SlCrgye4K8I/AAAAAAAAAEo/jpjXDcNFq28/s320/Sivas+TBMM.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Solda Buruciye Medresesi içerisinde gözleme yapan kadınlar, altta ilk TBMM.&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Sosyal açıdan sayısız alt başlıkta açıklanmaya değer bir şehir Sivas. Sosyal, kültürel, ekonomik ve dinsel bakımdan birçok değişim dinamiğine sahip. Burada bulunduğum dört yıl içinde en büyük zevklerimden biri de, haftada birkaç gün, gece yarısına yakın bir zamanda eşofmanları giyip kaldığım mahallenin ve diğer yakın mahalleleri dolaşmam olmuştu. En uç noktalara kadar yaptığım gezilerle Sivas’ı bir nebze olsun tanımıştım. Bir de birkaç arkadaşla yaptığımız sabah yürüyüşleri vardı. Bir iki saat süren bu yürüyüşlerde, henüz sabahın ilk ışıklarına &lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;bürünen bir şehri en çıplak haliyle görmek mümkündü.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SlCo_xntCII/AAAAAAAAAEQ/Qjrwt2jkIl4/s1600-h/buruciye.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354965770548611202" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SlCo_xntCII/AAAAAAAAAEQ/Qjrwt2jkIl4/s320/buruciye.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SlCq0_1nH5I/AAAAAAAAAEY/x5hQ7GnY-6w/s1600-h/1.+%C4%B0zeettin+keykavus+Turbesi.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; FLOAT: right; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354967784409735058" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SlCq0_1nH5I/AAAAAAAAAEY/x5hQ7GnY-6w/s320/1.+%C4%B0zeettin+keykavus+Turbesi.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Yukarıda Burucuiye Medresesi ve önde geniş bir meydan. Yanda Çifte minareli medrese içindeki 1. İzzettin Keykavus Türbesi. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354973617191925570" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SlCwIgpQN0I/AAAAAAAAAFQ/jRapFRcwn1g/s320/%C3%87ifte+Minareli+Medrese+kabartmas%C4%B1.JPG" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Buruciye Medresesi girişi. Kabartmalar insanı kendine hayran bıraktıracak kadar zarif. İçeride el sanatları çalışmaları yapılmakta; aynı zamanda harika bir akustiği olan bu mekânda çay da içebilirsiniz.&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bitirme ödevi olan bir arkadaşıma eşlik ettiğim ev gezilerinde ise birkaç mahallede ve özellikle Ali Baba Mahallesi’ndeki yaşlılarla hoş sohbetlerimiz oldu. Bir arkadaşımızın bizleri götürdüğü bir evde, neden orada olduğumuzu merak eden yaşlı çifte, teyzenin söyledikleri bizleri epey güldürmüştü. Röportaj sözcüğünü telaffuz edemeyen yaşlı teyze, ev sahiplerine, “çocuklar poportaj yapmaya gelmişler” demişti. Odaya girdiğimizde yaşlı çiftin önünde koca bir madımak kümesi vardı. Bizler sorularımızı sorduk onlar cevapladı. Aynı şekilde genç çiftler ve kadınlarla yaptığımız sohbetlerde de bir o kadar hüzünlenmiştik. Kiminin eşi çocuklarla ilgilenmiyordu, kimi çok sıkıntıdaydı…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sivas alt yapı olarak birçok sorununu hal etmiş bir memleket. El sanatları geleneği canlı olarak sürdürülmekte. Birçok dalda atölyeler ve kurslar meraksına hizmet veriyor. Konak kültürünün yaygın olduğu şehirde, dostlarınızla tarihi bir mekânda özel bir kutlama yapmanıza engel hiç bir şey yok. Ya da sessiz, sakin bir mekânda nargilenizi içerken, diğer yandan gazetenizi okuyabilirsiniz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Ünlü Buruciye Medresesi ve Çifte Minareli Medrese’nin bulunduğu alan çevre düzenlemesiyle göz kamaştırıyor. Çifte Minareli Medrese’nin içinde 1.İzzettin Keykavus’un türbesi de bulunuyor Buralarda daha önce asırlık çınarlar vardı. Belediye yapmış olduğu çalışmalarla birlikte ağaçları yerlerinden söküp Paşabahçe olara bilinen mesire yerinde yeniden dikmiş, ama söylentilere göre ağaçların tümü kurumuş. Ağaçların kesilmesiyle tarihi eserlerin ortaya çıktığını görmek mümkün. İki medrese ve bir camiden oluşan, tam karşısında da TBMM binasının olduğu, yan tarafından tarihi olan ve askeri bölge olarak kullanılan bina ile onun da yanında tarihi valilik binasının tamamladığı bu geniş alan şimdilerde kermes, sergi gibi etkinliklerin yapılması imkânı da sunuyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Yaşlıları genelde camii avlusunda görmek mümkün. Dinsel hayat canlı olarak yaşatılmaya çalışılıyor. Özellikle yaşlılar, geçmişte önemli bir inanç merkezi olan bu yerde vakitlerinin çoğunu ibadete ayırıyorlar. Ünlü Ulu Camii ve avlusunda bul&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SlCnIycP5uI/AAAAAAAAAEI/Wr3yeCkY0u8/s1600-h/camii+avlusu.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; FLOAT: right; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354963726364567266" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SlCnIycP5uI/AAAAAAAAAEI/Wr3yeCkY0u8/s320/camii+avlusu.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;unan türbeler, Şemsi Sivasi Camii ve bu camii avlusunda bulunan Şemsi Sivasi Türbesi, şehir merkezinin dışında bulunan Tekke olarak bilinen ve Hz. Muhammed’in sancaktarı olduğu söylenen Abdulvahap Gazi Türbesi gibi sayısı tarihi ibadet yeri bulunmakta.&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sivaslı’ların sert mizaçlı bireyler oldukları söylemek mümkün. Özellikle gençler havai ve sert tipli oluyorlar. Yetiştiriliş tarzları üzerine yapılacak bir çalışma ilginç sonuçlar verebilir. Okul döneminde sohbet etme şansı bulduğum sayısız ebeveyn, çocuklarını kontrol edemediklerinden şikâyetçiydiler. En çok da televizyon ve internet kafelerden dert yanıyorlardı. Tabii doğal olarak arkadaş çevresinin çocuğun gelişiminde önemli bir yere sahip olduğunu da belirtmekte fayda var.. Doğal olarak babaların sert mizaçlı aynı karakterin çocukça da taşınmasını doğal hale getirmekte.&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İsmet Tunç&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Haziran 2009, Sivas&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-2488500126825722591?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/2488500126825722591/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/sivas-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/2488500126825722591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/2488500126825722591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/sivas-uzerine.html' title='Sivas Üzerine…'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SlCstPPcFDI/AAAAAAAAAFI/xvkuIszT-NM/s72-c/Ta%C5%9F+Han.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-6171641570762094382</id><published>2009-07-03T10:29:00.000-07:00</published><updated>2009-07-03T10:30:12.215-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiir'/><title type='text'>sahibi olmayan bir şiir</title><content type='html'>&lt;p style="LINE-HEIGHT: 18pt; MARGIN: 0cm 0.9pt 0pt 13.85pt; tab-stops: 36.0pt; mso-layout-grid-align: none" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'MS Shell Dlg'; COLOR: black; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'"&gt;Sıcak bir çay belki&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 18pt; MARGIN: 0cm 0.9pt 0pt 13.85pt; tab-stops: 36.0pt; mso-layout-grid-align: none" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'MS Shell Dlg'; COLOR: black; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'"&gt;Ilık bir hava ve yanı başında İstanbul&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 18pt; MARGIN: 0cm 0.9pt 12pt 13.85pt; tab-stops: 36.0pt; mso-layout-grid-align: none" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'MS Shell Dlg'; COLOR: black; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'"&gt;Tıpkı dünyaya yeni gelmek gibi&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #333333"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 18pt; MARGIN: 0cm 0.9pt 0pt 13.85pt; tab-stops: 36.0pt; mso-layout-grid-align: none" class="MsoNormal"&gt;&lt;em&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'MS Shell Dlg'; COLOR: black; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'"&gt;İsmet Tunç&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-6171641570762094382?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/6171641570762094382/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/sahibi-olmayan-bir-siir_03.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/6171641570762094382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/6171641570762094382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/sahibi-olmayan-bir-siir_03.html' title='sahibi olmayan bir şiir'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-3207522087347483851</id><published>2009-07-03T10:28:00.000-07:00</published><updated>2009-07-03T10:29:36.139-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>Sosyoloji</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;En genel anlamıyla sosyolojinin hizmeti toplumu oluşturan grupları, toplumsal sınıfları, ekonomik sistemleri, &lt;/span&gt;&lt;a title="siyasal" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=siyasal"&gt;&lt;span style="COLOR: #666666; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;siyasal&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;-&lt;/span&gt;&lt;a title="sosyal" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=sosyal"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;sosyal&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;-&lt;/span&gt;&lt;a title="dinsel" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=dinsel"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;dinsel&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;-&lt;/span&gt;&lt;a title="kültürel " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=kültürel%20"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;kültürel &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;yapıya ilişkin derin ve çözümleyici analizleri içeren karmaşık olduğu kadar kendi karmaşıklığı içinde bir düzen ayırışıma esasına göre işleyen bir disiplindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyolojinin içerdiği bilgi geniş ve farklılaşmış fenomenler alanının bir bölümünü kapsar. Bunlar: dinsel kurum ve davranışlar, yerel ve siyasal birlikler, &lt;/span&gt;&lt;a title="etnik " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=etnik%20"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;etnik&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; ve &lt;/span&gt;&lt;a title="ulusal " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=ulusal%20"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;ulusal&lt;/span&gt;&lt;span style="TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;topluluklar vb. gibi topluluklar içerisinde bireyin davranışları gibi, bireyler arasındaki davranış örüntülerini, kurumları ve toplulukların işleyiş yapılarını kapsamlı olarak analiz eder. &lt;/span&gt;&lt;a title="statü" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=statü"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Statü&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;leri üzerine açıklamalar yapar, böylece &lt;/span&gt;&lt;a title="toplumsal dinamik" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=toplumsal%20dinamik"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;toplumsal dinamik&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;ler açıklanmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyoloji yeni bir daldır. &lt;/span&gt;&lt;a title="sanayi devrimi " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=sanayi%20devrimi%20"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sanayi devrimi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;kendisiyle birlikte sosyolojiyi de yarattı. Daha önceki yaşamlar irdelenmeye değer bulunmazdı çünkü tanrısal güçler toplumun üzerindeydi ve bunu düşünmek insanın haddine değildi. Sonra sanayileşme ortaya çıktı. İnsan, -Montaigne’in deyimiyle- kendini tanrısal güçlerin etkisinden kurtardı, kendine baktı. Yani insan kendini keşfetti (&lt;/span&gt;&lt;a title="antropoloji " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=antropoloji%20"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;antropoloji &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;bu gerekçeyle doğmuştur). Sanayileşme karmaşık kentler yarattı, yoksullaşan köylü topraklarını satıp şehirlere yerleşti, ucuz işgücü ve adaletsiz bir sistem yaratıldı. Burada devreye sosyoloji girdi. İlkin göç olgusunun yarattığı &lt;/span&gt;&lt;a title="kentleşme " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=kentleşme%20"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;kentleşme &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;ve &lt;/span&gt;&lt;a title="işsizlik " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=işsizlik%20"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;işsizlik &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;irdelendi. Göçler sanayi merkezlerinin etrafında toplanmış, ucuz iş gücü sanayi sahiplerinin eline iyi bir koz vermişti. Artık modern şehirler oluşturulurken modern köleler de çalıştırılmak için kendi istekleriyle fabrikalardan içeri girmişlerdi. Hatta göçleri engellemek için 20 yılı aşan çıraklık yasaları koydular. Böylece ustalığa terfi de engellenmiş oluyordu. Bu adaletsizlikler ve anlatılacak yığınla uygunsuzluklar karşısında &lt;/span&gt;&lt;a title="sendikalaşma " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=sendikalaşma%20"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;sendikalaşma &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;hakları denilen yüzyılın hareketi doğdu, &lt;/span&gt;&lt;a title="grev hakkı " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=grev%20hakkı%20"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;grev hakkı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;ortaya atıldı, birçok kişi canından oldu, uzun mücadeleler sonucunda işçiler insanca yaşam haklarını elde etmenin haklı gururunu yaşamaya başladılar. Bütün bu safhalar teker teker araştırıldı, birçok düşünür, bilim insanı, &lt;/span&gt;&lt;a title="filozof " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=filozof%20"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;filozof &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;bu konularda devlete ve insanlara yol gösterdi, akıl verdi. Bütün bunlar toplanınca adına toplumu çözümleme disiplini denilecek sosyoloji meydana geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="sosyal gerçeklikler " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=sosyal%20gerçeklikler%20"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sosyal gerçeklikler &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;çok önceleri filozoflarca ele alınmıştı. &lt;/span&gt;&lt;a title="platon " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=platon%20"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Platon &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;düzensizliğe karşı tepki vermek gerektiği söylemişti. &lt;/span&gt;&lt;a title="cumhuriyet " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=cumhuriyet%20"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Cumhuriyet &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;adlı eserinde gerçek bir sosyal sistem sunmuştur. Mesela, &lt;/span&gt;&lt;a title="aristo " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=aristo%20"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Aristo &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;sosyal gözleme önem veren biridir. Ona göre toplumlar “yaşayan varlıklardır.” &lt;/span&gt;&lt;a title="saint augustinus" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=saint%20augustinus"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Saint Augustinus&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; tanrı eksenli açıklamalar yapmış, &lt;/span&gt;&lt;a title="tanrı sitesi " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=tanrı%20sitesi%20"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Tanrı Sitesi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;adlı eserinde çağdaş hukuk ve sosyolojinin temellerini atmıştır. Sonra sosyolojinin kurucusu sayılan &lt;/span&gt;&lt;a title="ibn-i haldun" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=ibn-i%20haldun"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İbn-i Haldun&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;a title="mukaddime " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=mukaddime%20"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Mukaddime &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;adlı ünlü eseri &lt;/span&gt;&lt;a title="hadari toplum " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=hadari%20toplum%20"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;hadari toplum &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;ve &lt;/span&gt;&lt;a title="bedevi toplum " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=bedevi%20toplum%20"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;bedevi toplum &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;ayırımında bulunur. Tıpkı ardıllarının da bu sınıflamaya başvurmaları gibi: &lt;/span&gt;&lt;a title="tönnies" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=tönnies"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Tönnies&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;a title="marks" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=marks"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Marks&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;a title="spencer" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=spencer"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;spencer&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;a title="giddings" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=giddings"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Giddings&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;a title="comte" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=comte"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Comte&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;a title="durkheim " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=durkheim%20"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Durkheim &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;vd.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyoloji, toplum karmaşıklaştıkça farklı dallar ayrıldı. Çözüm için gereken verileri toplamakla görevli sosyologlar durmadan kuramlar geliştirdiler. &lt;/span&gt;&lt;a title="yapısalcılar" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=yapısalcılar"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Yapısalcılar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;a title="evrimciler" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=evrimciler"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;evrimciler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;a title="difüzyonistler" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=difüzyonistler"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;difüzyonistler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;a title="tarihçiler" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=tarihçiler"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;tarihçiler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;a title="deterministler" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=deterministler"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;deterministler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;a title="biyoloji okulu mensupları" href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=biyoloji%20okulu%20mensupları"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;biyoloji okulu mensupları&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; ve daha birçok farklı görüşteki bilimciler durmadan sistemden söz etmeye başladılar. Ayrıştıkları birçok nokta olmasına karşın bugün bir olgu olarak karşımıza sosyolojiyi çıkardılar. Toplumun dinamiklerinden habersiz yaşayan vatandaş, sistemin elemanı olduğunu sosyoloji sayesinde fark etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giderek değişen dünyada bazı önermeler iflas etti. Bazıları çökme tehlikesi geçirdi. Bazıları özlemli öğeler olarak ayakta kalmaya devam ediyorlar. Sosyoloji batının ortaya çıkardığı bunalımlara çare olmak için ortaya atılmış bir projedir. Bir anlamda sosyalizm kapitalizmi sosyoloji ile vurmayı bir ölçüde başarmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyoloji genel bir bakış açısıyla topluma eğilirken, yani &lt;/span&gt;&lt;a title="tümdengelim " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=tümdengelim%20"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;tümdengelim&lt;/span&gt;&lt;span style="TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;kuramına göre hareket ederken, Antropoloji daha dar alanda, katılarak gözlemle toplumu, onun biricik ürünü olan kültürü inceler. &lt;/span&gt;&lt;a title="antropoloji " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=antropoloji%20"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;Antropoloji&lt;/span&gt;&lt;span style="TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;de topluma &lt;/span&gt;&lt;a title="tümevarım " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=tümevarım%20"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="COLOR: windowtext; TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt;tümevarım&lt;/span&gt;&lt;span style="TEXT-DECORATION: none; text-underline: none"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;yöntemiyle bakar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: normal; mso-bidi-font-style: italic"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İsmet Tunç&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-3207522087347483851?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/3207522087347483851/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/sosyoloji_03.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/3207522087347483851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/3207522087347483851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/sosyoloji_03.html' title='Sosyoloji'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-822331252959043583</id><published>2009-07-02T16:33:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T16:49:20.244-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Söyleşi'/><title type='text'>Sona'nın Yazarı Eyyüp Altun İle Söyleşi</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/Sk1FRPN-V7I/AAAAAAAAADo/QlSkVCuvRZM/s1600-h/eyy%C3%BCp+altn.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 242px; FLOAT: right; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354011694458623922" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/Sk1FRPN-V7I/AAAAAAAAADo/QlSkVCuvRZM/s320/eyy%C3%BCp+altn.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Eyüp Altun Kimdir&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0.9pt 0pt 13.85pt; tab-stops: 36.0pt; mso-layout-grid-align: none" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Eyyüp Altun 1960 Kars doğumlu. Kars Ticaret Lisesinden mezun olduktan sonra sosyal bilimler okudu. Doksanlı yılların başında bazı teorik içerikli dergilerde çalıştıktan sonra bir süre muhabirlik yaptı. Son yıllarda tarihi konular (Ermeni meselesi ve İttahad Terakki) ve edebiyat üzerinde yoğunlaştı. İlk kitabı 'SONA' 2008 de Logos yayınlarından çıktı. Yazar evli, üç çocuk babasıdır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İsmet Tunç: Eyyüp Bey, neden Ermeni olayları üzerine bir roman yazma girişiminde bulundunuz? Sizi bu çalışmaya iten özel bir neden var mı?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;Eyüp Altun:&lt;/b&gt; Aslında Ermeni kökenli anneannemin yaşamını yazmak için yola çıkmıştım. Ancak son yıllarda sorun o kadar hararetle tartışılır olmuştu ki, olayın politik ve tarihi derinliğine inmek kaçınılmazdı benim için. Böylece ‘Sona’ çıktı ortaya.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Ermeni meselesi Türkiye toplumunda tabu sayılan konulardan biri. Bu romanı yazarken çekinceleriniz oldu mu?&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Açık söylemek gerekirse olmadı. Türkiye’deki demokratik gelişim süreci bu meselenin tartışılmasını artık mümkün kılmaktadır. Hatta bu konudaki yasal düzenlemeler bazı Avrupa ülkelerinden bile daha ileri bir seviyededir. Yani siz Türkiye’de “Ermeni Soykırımını” konu edinen bir konferans düzenleyebilir, çeşitli gazete ve dergilere bu meyanda yazılar yazabilirsiniz. 301. madde artık korkulacak bir madde olmaktan çıkmış bulunmaktadır. Buna karşın bir Avrupa ülkesi olan İsviçre’de ‘1915’te soykırım olmadı’ konulu bir konferans düzenlediğinizde soruşturmalık olur, hatta ceza bile alabilirsiniz. Bu gerçeklik, 1915’le ilgili söylenmesi gerekenleri yazmamı olanaklı kıldığını için çekince yaşamadım.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;‘Sona’’dan sonra, insanların algılarında nasıl bir değişimin olacağını ya da olduğunu düşünüyorsunuz?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;‘Sona’, 1915’e açılan bir penceredir. Bilindiği üzere Türkiye Edebiyatında konusunun tamamı 1915’te geçen roman çalışması bulunmamaktadır. Konu akademik anlamda yıllardır tartışılmasına karşın dönemin günlük yaşamına ve insani manzaralarına minimum düzeyde bakılamamıştır.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;Bir aşk öyküsü üzerinden verdiğimiz çalışma bu ihtiyaca yanıt verecek ve 1915’e ait önyargıların az da olsa ortadan kalkmasına olanak sağlayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;‘Sona’ çıkalı bir yıl oldu, değişimi gözleme şansınız oldu mu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Kitabı okuyanlar en azından konuya daha önyargısız bakıyorlar. Karşıt görüşlere sahip insanlar bile sükûnetle ve soğukkanlılıkla olayın tartışılması gerektiğini düşünüyorlar. Hatta kitabı okuyanlar konuyla ilgili bilgilerinin yetersiz olduğunu fark ederek tartışmalarda kesin yargılarda bulunmaktan kaçınıyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Tarihi roman, kaynak olarak kabul edilmeyen ama olayın daha iyi anlaşılmasını sağlayan bir türdür. Sizce Sona’nın edebi yönü mü yoksa tarihsel yönü mü daha baskın görünüyor?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Doğrusunu söylemek gerekirse bu romanla, yıllardır sürdürülen tartışmalara bir yanıyla katıldığımı düşünüyordum. Ancak verdiğim politik mesajlardan ziyade, okurlarımın en azından önemli bir bölümünün, romanın edebi özellikleriyle ilgilendiklerini gördüm. Romanın sürükleyiciliği, kullanılan dilin akıcılığı, betimlemeler, Osman Kâhyanın cezbeden kişiliği ve tabiî ki aşk ve cinsellik gibi… Fakat tarihe meraklı okuyucularım ise daha çok verilen politik mesajı öne çıkarıyorlar ve bu yönde benimle tartışmaya giriyorlar. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Romanınızda Türk, Kürt ve Ermeni karakterleri dengede tutmaya çalışmışsınız. Özellikleri bakımından birbirlerine çok benziyorlar, örneğin bilgili ve soruna müdahil olmaları gibi… Romandaki bazı karakterlerin bu özelliklerde olmalarının özel bir anlamı var mı? Bir tarafa yönelik kayırma telaşına düşmemek için mi böyle bir yol seçtiniz?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Herkes savunduğu konuda kendini haklı görür ve samimiyetle konuya eğilir. Ben kişi bazında insanların o dönem itibariyle bilerek kötüyü oynadığını düşünmüyorum. Kuşkusuz birçok insan doğruyu temsil ettiğini düşünür. Kişisel olarak, karakterlerin özgürce görüşlerini ortaya koymalarından yanayım. Nitekim Vartan da, Osman Kâhya da, Ferit Bey de, Arşak da inandıkları davayı samimiyetle savunan insanlar. Bilgili olmaları da çok tabii… Çünkü bu karakterler toplumun önünde yürüyen seçkin insanlar ve böylesi olağanüstü bir dönemde konularına iyi çalıştıkları anlaşılır bir durum. Romanı yazarken klasik Türk filmlerinde olduğu gibi iyiyi çok iyi, kötüyü çok kötü biçiminde koyamazdım. Bırakın herkes bildiğini söylesin; okuyucu da yargısını koysun. Edebiyatta okuyucu direkt açık bir şekilde yönlendirilemez. Bu bir çocuğu eğitmek gibi bir şey olur ki buna da edebiyat denmez. Ana fikir romanın içine ince bir ustalıkla sindirilir. Hatta bu öyle sinsi bir şekilde yapılır ki okuyucu bunu fark etmez bile. Bunu ‘Sona’’da ne derece başardım bilemiyorum ama, olması gerekenin bu olduğundan hiç kuşkum yok.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sizce Taşnak Partisi ve Ermeniler niçin kaybetti. Ermeni meselesinin Kürt meselesiyle benzerliği var mıdır?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/Sk1FEeQLeHI/AAAAAAAAADY/LDjdyvwR95w/s1600-h/altunyup.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 242px; FLOAT: right; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354011475156105330" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/Sk1FEeQLeHI/AAAAAAAAADY/LDjdyvwR95w/s320/altunyup.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bir doktor önüne gelen hastasını doğru teşhis edip gerekeli ilaçları verirse o hasta bir süre sonra iyileşir. Eğer teşhisle ilaç arasında uyumsuzluk varsa hasta giderek kötüleşir. Şimdi 1915’teki Ermeni toplumuna ve Osmanlıya şöyle bir bakalım. Ermeniler bir tarlaya buğdayın serpiştirilmesi gibi Anadolu’ya dağılmışlar. En kalabalık oldukları yerlerde bile Müslümanlara oranla azınlık durumundalar. Yani Kürt, Türk ve diğer etnik guruplarla iç içe yaşıyorlar. İstanbul’dan Van’a kadar her yerde Ermeni var. Ermeni nüfusu hiçbir yerde homojen değil; farklı etnik kültürler bir arada yaşıyorlar. Sizin, Balkan ülkeleri gibi ayrılmanız ve bağımsız bir devlet kurmanız için bulunduğunuz bölgede çoğunluk olmanız gerekiyor. Ne var ki Ermeniler hiçbir şehirde çoğunluğu oluşturmuyorlar. Rusların desteğiyle birlikte yaşadıkları etnik unsurları temizleyerek devlet kurmayı planlıyorlar. Tarihin buna izin vermesini beklemek tarihin yasalarını bilmemekle mümkün olabilir ancak. Azınlık olduğunuz hiçbir yerde devlet kuramazsınız. Özetle; Ermeniler dağınık nüfus yapısıyla Anadolulaşmışlardı fakat ne Taşnak Partisi ne de Ermeni halkının büyük çoğunluğu bu gerçeğin farkındaydı. Yani Anadolu’da bir Ermeni devletinin kurulmasının koşulları yoktu. Taşnak Partisi ve Ermeniler tarihin cevaz vermediği bir çözümü zorladılar. Kaybetmelerinin nedeni de buydu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;Kürt meselesi için de durum böyle… Kürtler son bin yılda Mezopotamya’dan kuzeye Ermenilerin içine doğru yayıldılar. Bölgede kurulan Müslüman Türk devletleri bu yayılmada Kürtlere büyük bir avantaj sağladı. Ermeniler bu yayılmayı durduramadılar; çünkü bölgeyi egemenlik altında tutan bu Müslüman devletlerin Kürtlerle olan dindaşlığı Ermeni direnişini işlevsiz kılıyordu. Daha sonraki yüzyıllarda Kürtlerin batıya doğru yayılmasıyla birlikte ciddi anlamda bir iç içe geçmişlik durumu ortaya çıktı. Bu gelip geçici bir durum değil; yani bu göçü bu saatten sonra geriye döndürmenin olanağı yok. Dikkat edilirse birkaç şehir hariç diğer bütün şehirlerde hatta buna ilçeler de dâhil, her yerde derin bir iç içe geçmişlik durumu var. Bu realite tarihsel olarak Anadolu’da bir Kürt devletinin kurulmasının koşullarını ortadan kaldırmış bulunuyor. Bunu, belki iki yüz yıl önce yapabilirdiniz. Oysa şimdi bu tarihsel eşik aşılmış gözüküyor. Bu saatten sonra iki halkın birlikte yaşamalarını sağlayacak çözümler vücut bulabilir ancak. Aksi takdirde beyhude can ve zaman kaybı yaşanacaktır. Kürtlerin Türkiye’deki reel koşulları bir Kürt devletinin kurulmasına müsaade etmiyor; bunu artık anlamamız lazım. Kürt ve Ermeni sorunları, yaşandığı yıllardaki tarihsel koşulları bakımından birbirlerine benzemektedirler. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Olay örgüsünü aşkla kurmayı tercih etmişsiniz. Sizce aşk, bu çetrefilli konuyu yeterince taşıyabilecek nitelikte mi?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bence en can alıcı soru bu. Dikkatli okuyucular bazı şeyleri görebilirler. Romanın alt başlığına dikkat ettiyseniz ne demek istediğimi kolayca anlamışsınızdır. Bu alt başlık aslında konunun özüdür. 1915 olayları bize, yanılanların tarihin hışmından kurtulamadıkları gerçeğini gösterir bir bakıma. Hesabı iyi yapılmamış bir politik strateji kaybetmenize neden olur. Romandaki aşk da öyle... Toplumsal olaylarda nasıl ki duygusal tepkiler felaketlere neden oluyorsa, aşkta da yalnızca duygularla verilen kararlar kaçınılmaz olarak sizi mutsuzlukla buluşturur. Duygusallık işin romantik tarafıdır ve sizi bir süre mutlu edebilir. Ancak duygusallıkla kurulan ilişkiler mantık çerçevesinde şekillendirilemiyorsa başarısızlık kaçınılmaz olur. Taşnak partisinin soyut verilere dayanan politikasıyla, Gazi ve Sona’nın aşkı aslında aynı başarısızlık çerçevesinde görülebilir. Sonuçta ikisi de kaybetmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Tanrı yanılanları affetmez mi?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Ne yazık ki affetmiyor. Tarihin çöplüğü yanılan kavimlerin fosilleriyle dolu… Tarih kendi koşullarına ayak uyduramayan toplumlardan pek hoşlanmaz. Aynı şey siyasal anlayışlar ve düşünce akımları için de geçerlidir. Koşulları iyi okuyamazsanız adına hareket ettiğiniz bir halkı, aldığınız yanlış politik kararlarla tarihin uçurumuna kolaylıkla itebilirsiniz. Bu yanılgıyı sonradan fark edersiniz ama iş işten geçmiş olur. Hem düşüncenizi hem de arkanızdaki kitleyi tarihe gömmüş olursunuz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Uğraş alanınız ile edebiyat arasında bir bağ yok sanırım; siz edebiyata dışarıdan gönül verenlerden misiniz&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Yaşam, beklentilerimizin çoğu zaman uzağından geçer. Siz öğretmen olmak istersiniz ama birileri sizi doktor olmaya zorlar. Ya da siz edebiyatla veya sanatla uğraşmak istersiniz ama yaşam sizin bu eğiliminize geçit vermez ve sizi bilinen sorunların içine sürükler. Ama içinizdeki aşk gün gelir bir yerlerden fışkırır. Yani aşkı bastırmanın imkânı yoktur. Siz bir hava kabarcığını suyun içinde ne kadar süre saklı tutabilirsiniz. O kabarcık bir gün suyun yüzüne çıkacaktır. Birçok insanda olduğu gibi bende de öyle oldu. Aslında tarih ve edebiyat çocukluğumdan beri ilgimi çeken iki konuydu. Bu temeldeki derslerimi yüzde yüz başarıyla geçerdim. Hatta zamanı gelmeden konuları okur bitirirdim. Bugün tarihi bir roman yazmakla, saklı kalan bu aşkımın su yüzüne çıktığını görüyorum. Mutluyum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/Sk1FJxLyvkI/AAAAAAAAADg/fy7nDQxvJx4/s1600-h/kapak.gif"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 206px; FLOAT: right; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354011566137327170" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/Sk1FJxLyvkI/AAAAAAAAADg/fy7nDQxvJx4/s320/kapak.gif" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;1910’ların dünyasını oluşturabilmek için ne gibi araştırmalar, çalışmalar yaptınız?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;:Her yazarın yapması gerektiği gibi işe, konuyla ilgili yazılmış kitapları okumakla başladım. Daha sonra anneannemin yaşadığı dönemdeki bazı ayrıntıları aile büyüklerimden dinlemeyle devam ettim. Ardından Erciş’teki kırka yakın yaşlı insanla o dönemin manzarasını çıkarmaya çalıştım. Ayrıca Ermeni tezlerine haklılık kazandıran birçok roman, anı ve makale okudum. Konuyla ilgili sayısız program izledim ki bu tartışmaların ufkumu açtığını söyleyebilirim. Bildiğiniz gibi son yıllarda bu konu sıkça tartışıldı. Hemen hemen bu yönde yapılan programların tamamını izledim. Dönemin fotoğrafını yakalamamda bir başka etken daha var. O da, yıllar önce İstanbul’da bir hastanede oda arkadaşım Artin isminde yaşlı bir amcayla tanışmış olmam gibi... Seksenindeki bu adamla bir hafta boyunca konuştum. Onunla anneannemin de Ermeni olduğunu söyleyerek dostluk kurdum. Atatürk’ün modern vizyonuna hayran biriydi. Dönemin profilini çıkarmamda Artin amcayla konuştuklarım etkili oldu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sizin bir de Ermeni kimliğiniz var yani?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Artık homojen bir ırk bulmak mümkün değil. Hepimizin kanında Kürt, Türk, Arap, Ermeni vs. birçok etnik gen bulunmakta… Bu gerçekten kaçamayız. Önemli olan kendinizi hangi kültüre dâhil ettiğinizdir. Genetik ırkçılık dönemi artık kapanmıştır. Kültürlerin özgürce yaşandığı demokratik toplumlar yaratmaktan başka çıkar yol yok.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Olay örgüsünü Eganis ve Van’la sınırlı tutmuşsunuz, merkez olarak özellikle Eganis’i seçmenizin bir özelliği var mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;Aslen Karslıyım &lt;/span&gt;ancak yaklaşık 30 yılım bu civarda geçti. Kars’tansa burayı daha çok tanıyorum. Tarihini de çok iyi bildiğim bir bölge olduğu için olay zeminini buralardan seçtim.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;Romanda yaşananlar yalnızca Van-Erciş ekseniyle sınırlı değil; Erzurum, Rumeli, hatta İstanbul da romanda geçiyor. Kaldı ki konu her ne kadar Van-Erciş civarında yaşanıyorsa da bu çalışmada meseleye genel bir bakış da getirilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Romanda çok kültürlülük vurgusu gözle görülür şekilde ön plana çıkıyor. Bu, romanda, neleri kaybettiğimiz üzerine verilen bir mesaj mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;O dönem çok kültürlülük bir realite. Aynı bölgede Ermeniler, Kürtler, Türkler, Nasturiler, Yezidiler vs, bir arada yaşıyorlar. Tipik bir Osmanlı gerçeği… 1915’i anlatırken bu gerçeğe vurgu yapmadan geçebilir misiniz? Ayrıca her kültür bir çiçek demetinin içindeki renk gibidir. Tek renkli bir dünya kuşkusuz çok sıkıcı olurdu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sona’da olaylar 1913’de başlayıp 1915’de bitiyor. Burada bitirmenizin bir anlamı var mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Aslında ne yaşanıyorsa bu tarihler arasında yaşanıyor. Yani 1915 olayları bu iki tarih arasında yaşananlardan ibaret. Ancak dikkat ettiyseniz tehcir konusuna değinmemişim. Romanın son sayfalarına doğru ‘1915’ten 3 yıl sonra’ başlığı altında bir bölüm var. Öncü Ermeni Birlikleriyle Rusların bölgeyi işgali ve sonrasında yaşananları anlatmamışım. Bu üç yıllık dokunulmamış dönem, üzerine roman yazılabilecek bir dönem.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Peki, tehcir sürecini neden işlemediniz? Yoksa bu ikinci kitabın konusu mu?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Söylediğim gibi bu ‘Sona’’nın devamı niteliğindeki başka bir çalışmanın konusu. Bu dönemi merak eden okurlarım birkaç yıl daha beklemek zorunda kalacaklar. Zor ve araştırılmaya muhtaç bir dönem çünkü.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Romanınızın Türk Ermeni ilişkilerine katkı sağlayacağını düşünüyor musunuz?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Türk-Ermeni ilişkileri tamamen siyasi bir konu... Her iki taraf da insani ve psikolojik boyutuyla konuyu ele almıyor. Ayrıca uluslar arası çıkar ilişkilerinde de çeşitli ülkelerce istismar edilen bir konu. ‘Sona’’nın, sorunun insani boyutuyla ele alınmasına katkı yapacağını umut ediyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Romanınızın edebiyat dünyasına ne gibi bir yenilik ya da bakış açısı getirdiğine/getireceğini düşünüyorsunuz? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bu roman tarihi-politik bir çalışma. Türk Edebiyatında 1915 konulu romanlar yok denecek kadar az. Bu eser umarım bu yöndeki çabaları tetikler. Romanın dili ve üslubu konusunda nasıl bir etki yaratacağını şimdiden kestirmek çok zor. Bunun ileriki bir zamanda ortaya çıkacağını düşünüyorum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Eyüp Altun&lt;br /&gt;eyyupaltun@yahoo.com&lt;br /&gt;Sona, Logos Yayınevi, 2. Baskı Mayıs-2009&lt;br /&gt;Fotoğraflar için Ali Dağer'e teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İsmet Tunç&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Mayıs 2009, Erciş&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-822331252959043583?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/822331252959043583/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/sonann-yazar-eyyup-altun-ile-soylesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/822331252959043583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/822331252959043583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/sonann-yazar-eyyup-altun-ile-soylesi.html' title='Sona&apos;nın Yazarı Eyyüp Altun İle Söyleşi'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/Sk1FRPN-V7I/AAAAAAAAADo/QlSkVCuvRZM/s72-c/eyy%C3%BCp+altn.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-5393385322783315495</id><published>2009-07-02T16:30:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T16:32:25.143-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Van-Erciş'/><title type='text'>Erciş, Ruhsuz Kentler ve İnsanlar Üzerine...</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Okuduğum birçok yazar biyografisinde sohbetlerin o yazarın ya da devrin insanının hayatında çok önemli olduğunu gördüm. Her yazar ya da devrin yazıyla, düşünceyle uğraşmış bilim insanları, filozofları, memurları, belli duyarlılıktaki kişileri periyodik olarak bir araya gelir ve fikir alış verişlerinde bulunurlarmış. Tabii o dönemlerde şatolar, saraylar, konaklar ve otantik süslemelerle bezenmiş hanlar vardı. Öyle bir yerde yapılacak bir dost sohbetinin günümüz pastane ya da kafesinde yapılacak sohbetle aynı tadı vermesi beklenemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2003–2007 yılları arasında bulunduğum Sivas’ta bu gibi tarihi ortamlarda yeterince bulunma şansım oldu. Bilen bilir; Sivas otantizmin adeta büyülü bir kalesi gibidir. İstisnasız birçok öğrenci oradaki kasvetli toplumsal yaşam ve soğuktan olsa gerek, bir önce okuldan kaçmayı ya da okulu bitirip soluğu evde almayı düşünmüştür. Ben de ise, bu anlayışın tersine Sivas’a karşı derin bir bağlılık hissi oluştu. Tarihi bir handa ya da medresede sohbetinden zevk aldığınız arkadaş ya da hocalarınızdan bazılarıyla geçirdiğiniz vakitler, ettiğiniz sohbetler, sizde insanlara ve hayata karşı daha iletişim yolunun açılmasını sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sohbetin tarzı ile insanın hayata bakış arasında ciddi bağlar olduğuna inananlardanım. Eğer ki, hayat felsefeniz günlük rutin işler üzerine kurulmuş ve sınırlı bir mekânda yine sınırlı olay ve olgulardan oluşuyorsa sizin için hayatın can alıcı noktalarının olduğunu söylemek biraz güç. Paylaşım derin düşüncelerin belli kanallardan dost ortamındaki beyinlere ulaşıp geri dönüşte sizde kimi kazanımlar olarak kalmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Erciş böyle bir ortam için çok yavan bir yer; düşüncenin bireysel bazda kaldığı ve kuramsal olarak pek bir dayanağının olmadığı, bölük- pörçük bir görüntü sunmakta. Sudan çıkmış bir balık gibi iki yıldır oradan oraya kendi evinin yoluna giden ve her defasında bu eylemi koşar adımla yapan bir birey olarak, son birkaç haftadır ve geçen yıldan da ayda bir de olsa gerçekleştirdim dost sohbetlerinden biraz olsun bahsetmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fırsat buldukça Selahattin Koşar hocamla bir kahvehane bulup uzun uzun sohbet etmeye çalışırız. Bu, uzun zamandır fırsat buldukça gerçekleştirdiğimiz bir eylem. Tabii, geçmişten söz açılınca araya katılan en güzel sohbet demeti de anılar oluyor. Beni en çok sevindiren ise Selahattin Koşar’ın, bu konuda iyi bir hafızaya sahip olması. Selahattin hocanın uğraş alanı Erciş araştırmaları olduğu için sosyal çevresi oldukça geniş. Geçmişteki birçok ayrıntıya şahitlik etmiş biri. Bunları kendine has üslubuyla anlatışı yüzlerde tatlı tebessümler bırakıyor. Detayları o kadar çekici ve manalı anlatıyor ki can kulağıyla olayı dinlemekten kendinizi alamıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son dönem sohbetleri Sona’nın yazarı sevgili Eyyüp Altun ile yapıyoruz. Hakkını teslim etmek gerekir ki, Eyüp Bey, kendisini son derece iyi yetiştirmiş, geliştirmiş bir beyefendi. Canlı, samimi ve dostane bir tavrı var. İlgi alanı genelde tarih; özellikle de Osmanlı’nın son dönem politikası, İttihat ve Terakki Cemiyeti, Ermeni, Kürt sorunu, yakın politik ve siyasal olaylar, dünya siyaseti ve tarihi… İlgilendiği konular bu şeklinde devam edip gidiyor. Eyyüp Altun’un zamanında çokça okuyup masada dirsek çürüttüğü üslubundan hemen belli oluyor. Fırsat buldukça kaynak kitap ödünç alıp- veriyor ve bilgi dağarcığımızdan istifade etmeye çalışıyoruz. Bir birimizden ayrılırken içtiğimiz çayların tadı uzun zaman damağımızda kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyyüp beyle sohbetlerimizin birinde güzel bir tesadüf yaşadık. İlçemizin felsefe okuyan ve yüksek lisansını bitirmek üzere olan bir genciyle, Harun Çağan ile tanışma fırsatımız oldu. Eyyüp Bey’in aracılığında güzel bir dostla sohbet imkânı yakalamak güzeldi. Yazılarından tanıdığımız Harun beyle karşılıklı oturup sohbet ettik. Düşündüm de, her biri bir kenarda tek başına parıldamaya çalışan onca değerli taşımız var ama bir araya gelemedikleri için ışıkları ancak küçük bir alanı aydınlatıyor. Oysa bu değerlerin bir araya gelmesi durumunda koca bir ışık topu oluşacak ve nice karanlık alanlar aydınlıkla buluşacaktı. Bu parlayan taşlarla bir kıvılcım çakmamız durumunda ne harikalar yaratırdık kim bilir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son dönemin en güzel olayı da, yine kalabalık bir sohbet içinde aniden kendimizi buluvermemizdi. Eyyüp Bey’in bir telefonuyla gittiğim Ali Dağer’in iş yerinden, Selahattin Koşar ve okul müdürü Tarkan bey ile yine başka bir öğretmen olan Muzaffer Bey ile sohbet imkânımız oldu. Hayırlı bir olayın küçük bir kutlamasına denk gelmemiz güzel bir tesadüftü. Konuklardan bazılarının işlerinden dolayı masadan erken kalkması sohbetimizi aksatmadı. Erciş’te yazar olmak, yazarların gördüğü ilgi, kültür, sanat ve edebiyattaki eksikliklerimiz, neler yapmamız gerektiği gibi konularda güzel bir sohbetin ardından herkes evinin yolunu tuttu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kentlerin gelişmişlik ölçütleri bilime, sanata, edebiyata verdikleri değerle ölçülür. Caddelerinde en lüks otolar fink atsın, mağazaları en can canlı vitrinlerle bezensin, alım gücü çok yüksel bir toplum yaratılsın; eğer ki bilim, sanat, edebiyat, felsefe gibi sosyal konularda entelektüel bir hava yoksa o kent ölü bir kenttir ve ruhunu kaybetmiştir. İnsan konuşmak istiyor. Okuduklarını, düşündüklerini aktarmak, nerde hatalı olduğunu, eksik olduğunu karşı tarafın yardımıyla görmek istiyor. Bizlerin yarattığı sterotipler şaşmaz nitelikler göstermekte. “Oğlum memur olsun yeter” mantığındaki aileler sadece çocuğun kazandığı maaşı düşünmekte. Oysaki ruhu aç olan bir insanın maaşının onu ne derece doyuracağını derin derin düşünmemiz gerekiyor. Ne yazık ki insanlar bunun farkında değiller. Bu yazının yazıldığı tarihten sadece bir gün önce “bizler okumayalı çok oldu” diyen, daha otuzuna bile gelememiş bir öğretmen arkadaşımdan duyduğum bu sözler durumun ne kadar vahim olduğunu bir kez daha hatırlattı bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki farkındalık birinci derecede toplumun işi olmayabilir. Fakat toplumu yönetme iddiasında olan erk bu olumsuz durumdan kendini soyutlayabilir mi? Şehri yönetmek kanalizasyon ya da ışıklandırma sorunlarının giderilmesinden ibaret olmamalı. Bunlar giderilmesi gereken maddi sorunlar hiç kuşkusuz. Ancak bir yerleşim yerinin sorunları bunlardan ibaret değildir. Kültürel doku ve onu çeşitli ürünlerle ayakta tutmaya çalışan yazar, fotoğrafçı, ressam, şair gibi unsurların uygarlığın en temel öğeleri olduğunu unutmamak gerekir. Onlara verilecek destek o şehrin uygarlık seviyesinin göstergesi olacaktır. Avrupa’yı uygarlık yapan onların yazarları, şairleri ressamları ve sanatçılarıdır. Geçmişine dönüp baktığında Avrupa bunlarla haklı olarak övünmektedir. Puşkin, Dostoyevski, Tolstoy ve benzerleri olmasaydı Rus toplumu ne derece mutlu olurdu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatçılar, yazarlar, şairler bir şehrin ruhudur. Ruhsuz beden bir işe yaramayacağı gibi ruhsuz bir şehir de hiçbir işe yaramayacaktır. Edmondo de Amicis 1874 yılında İstanbul için, “günde yüz bin kişinin geçtiği köprüden on yılda bile bir fikir geçmiyor” diyordu. Aradan yüz otuz beş yıl geçti. Hala yığınlar geçiyor bir yerlerden, hala fikirler arka planda ya da arka plan boş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İsmet Tunç&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="mso-special-character: line-break"&gt;&lt;br style="mso-special-character: line-break"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-5393385322783315495?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/5393385322783315495/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/ercis-ruhsuz-kentler-ve-insanlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/5393385322783315495'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/5393385322783315495'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/ercis-ruhsuz-kentler-ve-insanlar.html' title='Erciş, Ruhsuz Kentler ve İnsanlar Üzerine...'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-5763066277521920585</id><published>2009-07-02T16:27:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T16:29:33.989-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kadın Yazıları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>GELENEKSEL KESİMDE KADININ EKONOMİDEKİ ROLÜ VE TOPLUMSAL STATÜSÜ</title><content type='html'>&lt;p style="TEXT-ALIGN: center; TEXT-INDENT: 34pt; MARGIN: 0cm 2cm 0pt; tab-stops: 27.3pt" class="MsoNormal" align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Geleneksel diye tabir ettiğimiz kesim; kırsal yaşam biçimine sahip ve genelde tarım ve hayvancılıkla geçinen halkı ifade etmektedir. Geleneksel kesim ailesinin genellikle aynı bakış açısıyla değerlendirilmesinin temel nedeni; hayat standartlarının altında yaşam savaşı vermeleridir. Bu durumda gerek erkek gerekse kadın ekonomik anlamda kaygı duyarlar. Bu kaygıyı gidermek ataerkil toplumlarda erkeğin işidir. Bunu yanında kadın da ekonomide belirleyici bir faktör olarak ev ekonomisine katılır ya da kimi yerlerde buna zorlanır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;Özellikle ekonomik anlamda kadının etkinliği dünyanın hemen her yerinde benzerlik gösterirken, toplumdaki sosyal statüsü önemli derecede farklılık gösterir. Bunun temel birkaç nedeni; o toplumun politik, sosyo-kültürel, dinsel, ekonomik, eğitim gibi yaşamı düzenleyen faktörlerinin farklılığıdır. Özellikle o toplumun dinsel yapısı kadının toplumdaki yerine önemli derecede etki eder, çünkü dinsel kurallar kadın erkek arasındaki çizgiyi kesin olmasa da önemli derecede belirtmiş, kadın-erkek ilişkisinin temel alındığı eşitlikçi aile yapısının ortaya çıkmasına engel olarak, erkek otoritesinin kesin olarak ortaya çıkmasına ve o topluma yerleşmesine neden olmuştur. Başat faktörün erkek olduğu bir toplumda kadın her zaman erkeğin gölgesinde yaşamaya mecbur kalmıştır, bunda kadının ekonomik olarak erkeğe bağlı olması en önemli etkendi&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;Dinsel ve diğer belirleyici faktörler kadar, yaşanılan coğrafyanın da kadının toplumdaki yeri ve rolü üzerinde etkisi vardır. Yerleşimin kırsalda olduğu bölgelerde gerek hava şartları gerekse yiyecek elde etmekteki zorluklar erkeğin daha sert bir kişilik kazanmasına neden olur. Bu da erkeğin ev yönetiminde daha otoriter olmasına yol açarken, kadını daha fazla baskı altında tutar ve bir anlamda kadını pasifleşmesine neden olur. Erkek çocuğu, yetişkinliğe gelinceye kadar ki süreçte ev ekonomisine özellikle tarım alanlarında, hayvanların beslenmesi ve bakımında aktif rol oynar. Kış aylarının çetin geçtiği bölgelerde özellikle hayvanların bakımı ve besin temin etme oldukça güç şartlarda yapılır. Erkeğin küçük yaştan itibaren bu ve benzeri temel görevler üstlenmesi, onun yetişkinlik sürecinde gittikçe daha sert bir kişilik kazanmasına neden olur. Ev yönetiminde daha otoriter, daha bir şiddet unsurları içeren hal ve hareketler sergiler. Daha kavgacı bir kişiliğe bürünür, çünkü mevcut şartlar bunu gerektirdiği için ve eğitimin tam anlamıyla uygulanmamasından kaynaklanan kişilik gelişimindeki bozukluk ve aksaklıklar, özellikle zor şartlarda yaşayan bu yörelerde erkeklerin kadınlara hiçte insancıl olmayan bir şekilde davranmalarına neden olur. Bu yörelerde kadın genellikle mutlak erkek egemenliği altında yaşar. Bu durum yaşlılık dönemine doğru değişim gösterir, çünkü yaşlanan baba yerini genellikle olağan bir durum olmazsa en büyük oğluna bırakır. Yaşlanan kadınlar, biraz daha rahat hareket ederler ve erkeklerin yanında önemli kararları tartışmakta bir sakınca görmezler ve genelde söyledikleri sözler erkeklerinkiyle bir tutulur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;Çok kadınla evliliğin olduğu toplumlarda evin birinci hanımı genelde toplumsal olarak herkesçe kabul edilen erkeklere özgü özelliklere sahiptir. Erkekler meclisinde oturur, onlarla tartışmaktan çekinmez hatta geleneksel kesimde çok yadırganan bir durum olan kadının sigara içmesi durumu onun için geçerli değildir. Bu durum çoğu ailede evin en yaşlı kadını için de geçerlidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;Kadın, geleneksel kesimde her ne kadar ikinci planda görülse de gerçekte evin ekonomik olarak yönetilmesi tamamen olmasa da kısmen onun elindedir. Evin ihtiyaçları&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;kadın tarafından belirlenir, erzaklar dönemlik olarak erkek tarafından temin edilir, kimi zaman bu alımlar yılda bazen bir kez yapılır. Evin hemen her türlü ihtiyacı karşılanır ve yiyecekler tamamen kadının denetimi altındadır. Kadın savurganlığa karşı son derece dikkatlidir. Dikkat edilmeden yapılan yiyecek tüketimi planlanan süreden önce biterse ek geliri olmayan ya da herhangi bir birikimi olmayan ev halkı zor günler yaşayabilir. Erkek kadın gibi evdeki önemsiz görülen ama gerçekte büyük bir önem teşkil eden yiyecek kullanımı konusunda hassasiyet göstermez, çünkü kadın bu zamana gelinceye kadar yani evlenmeden önce bir evin ekonomik olarak asıl idare edileceğini annesinden öğrenir. Anne bilinçli olarak mutfaktaki her türlü detayı kıza küçük yaştan itibaren öğretir. Evlenme yaşı gelen genç kız yeni evinde bu detaylara dikkat ederse kısa zamanda aile içindeki saygınlığını en üst seviyeye çıkarır çünkü geleneksel kesimde gelinin geldiği eve bolluk ve bereket getirdiğine inanılır. Savurganlık yapan gelin o ev için felaket demektir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;Temelde kadının başlıkla alınması, güzelliğiyle pek doğru orantılı değildir. Her ne kadar ki, güzellik önemli ise de temelde kızın çalışkanlığı ve gündelik işlerdeki becerikliliği temel koşul sayılır. Kızın babasının toplumsal statüsü burada çok önemlidir. Toplumda sözü dinlenen, kendisine saygı duyulan, mal-mülk sahibi bir kız babasının alacağı başlık parasıyla; orta halli birinin alacağı başlık parası aynı değildir. Yüksek miktarda başlık parası veya değerli mal karşılığı gelin gelen kız ailelerin mevcut birey sayıları potansiyelini büyük oranda değiştirecektir. Bu yöndeki münasebetler kesinlikle düğünle sınırlı kalmayıp toplumsal olarak oluşacak, iştiraki gerektirecek her durum ve ortamda birlikteliği özel durumlar dışında mecburi kılar. Bu durumlar sünnet, düğün, kavga ve benzeri tatsızlıklarda destek çıkma şeklinde sıralanabilir. Dünür olan aileler çevreye de bir anlamda mesaj da vermiş olurlar, herhangi tatsız bir durumda yalnız olmadıklarını, belli bir gücün arkalarında olduğu mesajıdır bu. Bu ve daha sıralayamadığımız daha pek çok neden o toplumun kadına ve kadın gerçeğine yaklaşımını belirler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;Kadının şiddete maruz kalmasının en önemli nedeni az önce açıklamaya çalıştığımız gerçekler ışığında aranmalıdır. Çünkü bu düşünceyle yetişen nesiller kadını tamamen egemenlikleri altında, istedikleri gibi muamele edebilecekleri, belki de yıllarca topladığı mal varlığının elinden kayıp gitmesine neden olarak gördüğü kadını, en küçük olumsuzlukta elindeki başlık kozu sayesinde dövmekte, hırpalamakta çoğu zaman ona önemli kararlarda söz hakkı dahi vermeyerek bir anlamda ailedeki otoritesini başlık sayesinde meşrulaştırmaktadır. Şehirleşmenin giderek artmasıyla bu “feodal dönem kalıntıları” uygulamalar yavaş yavaş değişmektedir. Kadının kendisini toplumun bir bireyi olarak görmesi bu çağ dışı uygulamaları büyük oranda azaltmıştır. Yıllarca tanık olduğumuz hoş olmayan kadına yönelik şiddet büyük oranda eğitimsizlikten kaynaklanmaktadır. Söylenen her şeyin koşulsuz kabul edilmesi, sorgulanmasının tabu olduğu düşüncesi, yıllarca yapılan yanlışların sorgulanmasını, araştırılmasını engellemiş; bilim ve teknolojik alandaki gelişmeler, insanları yeni arayışlara yönlendirirken; yıllarca yapılan yanlışların da sorgulanması, düzeltilmesi gereğini ortaya koymuştur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;Hayvancılık ve tarımla geçinen yörelerde, kadın elinin değmediği bir işten söz etmek nerdeyse imkânsızdır. Evde beslenilen hayvanların bakımı erkekle birlikte yapılır kimi zaman da erkeğin evde olmadığı zamanlarda bu iş genellikle kadının omuzlarındadır. Kışın evde beslenilen hayvanlar baharın gelmesiyle yaylaya çıkarılır, uzun süre yaylada tutulur. Burada da erkeğin en büyük destekçisi ve yardımcısı yine kadındır. Kadın hayvanlardan sağlanan besinin bir kısmını ev için ayırırken, bir kısmını da pazarda satması için kocasına verir. Hatta kadın bunların fiyatlarını çoğu kez kocasına defalarca tekrarlar ve malın ya da besinin değerinin altında satılmamasını tembihler, çünkü erkekler pazarlık konusunda pek sabırlı olmayıp bazen malın ya da besinin asıl fiyatı üzerinde fazla durmazlar. Böylece ev ekonomisini erkekle beraber kontrol eder ve daha da gelişmesini sağlar. Kadın bu benzeri işleri hiçbir zaman bir zorunluluk ya da başka bir şekilde söylemek gerekirse kendisini buna mecburi hissetmez, kadın psikolojik olarak kızlık zamanlarından yetişkinliğe gelinceye kadarki süreçte kendisini bu işler içinde bulduğu için bunu doğal bir olay olarak kabul eder. Ev onun için sadece kocanın ekmek getirmekle yükümlü olduğu, sadece erkeğin olmadığı zamanlarda koruyup kollayacağı bir yer olmaktan ziyade, evin gelişmişliği için kendisinin de mutlaka katkısın olmasını istediği -daha bir kutsallık taşıyan- bir yerdir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;Kız çocukları ergenliğe hatta bu döneme gelmeden bile ev işlerinde aktif şekilde çalışmaya başlarlar. Bu durum yadırgayıcı sayılmaz çünkü yaşam koşulları bunu gerektirir. Ekonomik olarak kendi kendine yetinemeyen toplumlarda kadınlar kimi zaman erkeklerin yüklendikleri kadar sorumluluk yüklenirler. Bu durum ilkin bir mecburiyetin ötesine geçmezken daha sonra kültürel bir kabul olarak görülür. Herkesin hemen aklına gelecek bir örnek verirsek; Karadeniz’de dik yamaçları kadınların nasıl oluyor da sırtlarında kimi zaman elli hatta altmış kiloya varan ağırlıkları taşıdıklarını hepimiz hayretle görmüşüzdür. İlkin bunun tamamıyla erkek işi olduğu aklımıza gelir, ama Karadeniz erkekleri çoğunlukla iş umuduyla şehir dışına hatta yurt dışına çıktıklarından bu ve benzeri zor işler tamamen kadınların omuzlarına bindi. İlkin mecburiyetten kaynaklanan ama zamanla kültürel bir özellik kazanan bu durumun, artık herkes tarafında bilindiği aşikâr. Hatta günümüzde erkeklerin kahvede boş vakit geçirirken kadıların dik yamaçları çıktıkları bugün için artık bilinen bir gerçek. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;Kırsal kesim kadını hayatlarından şikâyetçi olmanın pek de yarar getirmeyeceğinin farkında, çünkü mevcut aile otoritesine başkaldıracak ne bir desteğe sahipler ne de haklı gerekçelerlini anlatabilecekleri bir özgüvene. Bugün için yavaş yavaş değişen kaderlerinin gölgesinde daha rahat bir hayat sürmenin çabası içindeler. Bu şansı yakalayamayanlar ise şehirleşmenin getireceği olanakları daha çok bekleyeceğe benziyorlar. Kırsal kesimde hayat standartları geliştiği zaman geleneksel yolla yapılan her türlü uygulama yavaş yavaş değişikliğe uğrayacağa benziyor.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;çünkü ekonomik kaygıyla kadının çalıştırılması ya da kadının çalışmayı kendine görev bilme düşüncesi değişecektir. O zaman kadın ekonomik boyuta farklı açılardan yaklaşma eğilimi gösterecektir. Eğitim olanaklarının iyileşmesi sonucu, fiziksel güce dayanan ekonomiye katkı, ekonomik özgürlüğün kazanılmasıyla farklı alanlarda ve tabi ki farklı biçimde olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İsmet Tunç&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-5763066277521920585?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/5763066277521920585/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/geleneksel-kesimde-kadinin-ekonomideki.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/5763066277521920585'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/5763066277521920585'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/geleneksel-kesimde-kadinin-ekonomideki.html' title='GELENEKSEL KESİMDE KADININ EKONOMİDEKİ ROLÜ VE TOPLUMSAL STATÜSÜ'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-1491604219506022935</id><published>2009-07-02T16:10:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T16:17:33.156-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Van-Erciş'/><title type='text'>“Umut Topluyoruz”</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/Sk0_2WSu_7I/AAAAAAAAADI/v7cASPtA6vw/s1600-h/ede_fak_aifii.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 316px; FLOAT: right; HEIGHT: 248px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354005734943031218" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/Sk0_2WSu_7I/AAAAAAAAADI/v7cASPtA6vw/s320/ede_fak_aifii.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;a href="http://www.ercis.net/modules.php?name=Search&amp;amp;new_topic=18&amp;amp;author="&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Çocukların umutlarını mektup yarışmasıyla toplamaya karar verdik. Aslında fikir Cihat Albayrak’ındı. Yardımcı olmak da bizlere düştü. Bir grup yazı sever gencin yazılarını paylaştıkları http://edebiyatuniversitesi.ning.com/ sitesindeki gençler Doğu’daki minik kardeşleri için, anlamı büyük bir etkinlik başlattılar. Buna göre minikler birer mektup yazacak; istedikleri herhangi birine; arkadaşına, annesine, babasına, kardeşine, sevdiği bir sanatçıya ya da adını dahi bilmediği herhangi birine… Karşılığında da bu genç arkadaşlar her birine hediye birer kitap gönderecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir antropolog olarak (bu terimi duyanlar kulaklarını açıp tekrar etmemi istediklerinde, kısaca, antropoloji- insanbilim deyip işin içinden sıyrılıyorum) uçsuz bucaksız güzel yurdumda, iki yıldır ücretli öğretmenlik yapıyorum. Bu yıl Topraklı Köyü’nün Deredam Mezrası’ndayım. Okulumuz 1976 depreminden sonra prefabrik olarak kurulmuş. Biri okul, diğeri lojmanı olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Derslik olan kısmında bir derslik ve müdür odası var. Son yıllarda, müdür odası aradaki bölmeler kaldırılarak sınıfa dönüştürülmüş. Bu küçük sınıfta okula yeni başlayan minikler ders görüyor. Yanındaki asıl derslikte ise 4. ve 5. sınıflar birleşik olarak; lojman ise yine sınıfa dönüştürüşmüş ve 2. ile 3. birleşik sınıflara hizmet vermekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Cihat’ın zaman zaman bu tür etkinlikleri oluyor. Bu güzel etkinlik haberini alınca ilk iş olarak çocuklara mektup yazdırmakla işe koyulduk. Onlara karışmadan hayata dair beklentilerini, hayal kırıklıklarını, sevinç ve üzüntülerini yazmalarını istedik. Öyle de yaptılar… Mektuplarını toplayıp ta İstanbullara kadar gönderdik. Birçoğu İstanbul’u uzak bir ülke olarak da bilebilir. Ama onlardan bir parça olan kırışık kâğıtları İstanbul’la tanıştı bile. Kim bilir! Belki ileride yüksek okul okumak için içlerinden birileri ilk defa İstanbul’a ayak basacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abi ve ablaları mektuplarını okuyacak. Ben de fırsattan istifade düzensiz bir anda birkaç satır yazdım onlara. Olur da beklentileri karşılanmayabilir, hayal kırıklığı yaşayabilirler diye düşündüm. Çocukların durumunu kısaca anlattım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada, küçük bir çocuğun gülümsemesini sağlamak kadar mutluluk verecek bir eylem daha yoktur galiba. Çocuklar, katılaşmış taraflarımızın ilk hallerini göstermekteler bize. Hiç bilmediğimiz hikâyeleri, ütopyaları, darmadağın fikirleri olabilir. Şöyle biraz kulak vermeyi denesek onlara… Bizleri alıp götürmekteler uzak diyarlara. Ben, sınıfta ansızın, “bir şeyler anlatmak isteyen var mı?” diye sorular sorarım. Bakıyorum devasa yaratıklardan, efsanelerden, hiç duymadığınız kahramanlardan bahsediyorlar. O an anlıyorum ki, çocuklar kaybettiğimiz taraflarımızı bize hatırlatıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yıl Kırgız köyü olan Ulupamir’deydim. Okulun bitimine bir aylık zaman dilimi vardı. Bu çocuklara nasıl bir iş yaptırsam diye düşünmeye başladım. Ben çocukların hayalleri önemseyen biriyim. Acaba neler düşünüyorlar gündüz vakti? Ya da bir olay karşısında neler hissediyorlar? Kendi kendime birçok soruyu sormaya devam ederken, aklıma, çocukların günlük tutmaları durumunda ortaya nelerin çıkabileceği geldi. Bunun çok mühim bir olay olduğunu ve Türkçe dersi için proje ödevleri olduklarını söyledim. Zaten o köyün çocukları oldukça uysallar. Çok önemsediler söylediklerimi. Sık sık aileleriyle de bir araya geldiğim için durumu onlara da anlattım. Günlüklerin aksatılmadan yazılmasını ve ortaya çıkacak ürüne göre de karne notu vereceğimi söyledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftada bir çocukların yazdıklarını kontrol ettim. Hatalarını söyledim. Yazmayanları teşvik ettim. Aradan bir ay geçince kırk iki kişilik sınıfın yarısından çoğu işi başarmıştı. Geri kalanlara bir hafta daha zaman tanıdım. Toplamda otuzun üzerinde günlük defteri toplamıştım. Hepsini okurken tarifsiz mutlulukla doldu içim. Bunlardan birkaçını hatırı olarak yanıma aldım. O çocuklara en büyük iyiliğin kitap okuma alışkanlığı kazandırmak olduğunu biliyordum. Ve o bir sene boyunca sürekli okumaları, daha ikinci sınıf olan çocuklara birer günlük, üstelik kimileri insanın küçük dilini yutması sağlayacak kadar titizlikle yazılan birer mücevher kazandırmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umutlarını toplamaya çalıştığımız bu çocuklardan da eminiz bizleri şaşırtan yetenekler çıkacaktır. Her şeyin özünü yitirdiği bu teknoloji çağında çocuklara kâğıdın ve kalemin kokusunu unutturmamak için bu tür güzelliklere sıkça başvurmak gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İsmet Tunç&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;26. 05. 2009, Erciş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-1491604219506022935?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/1491604219506022935/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/umut-topluyoruz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/1491604219506022935'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/1491604219506022935'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/umut-topluyoruz.html' title='“Umut Topluyoruz”'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/Sk0_2WSu_7I/AAAAAAAAADI/v7cASPtA6vw/s72-c/ede_fak_aifii.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-3990513438343527159</id><published>2009-07-02T16:01:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T16:09:55.882-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Van-Erciş'/><title type='text'>Van Gölü'nün Dili Olsa</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/Sk09zv3DilI/AAAAAAAAADA/hbco61OzD_M/s1600-h/logoloop2.png"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; FLOAT: right; HEIGHT: 164px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354003491243395666" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/Sk09zv3DilI/AAAAAAAAADA/hbco61OzD_M/s320/logoloop2.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Felsefede su ile ilgili, hayatın var oluşuna dair önemli çıkarsınımlar vardır. Hayatın ne olduğuna dair cevaplar içinde su, en az ateş, hava kadar önemlidir. Hindular, 21. yüzyılda, hala ilk zamanlardaki gibi, Ganj Nehri'ne olan sadakatlerini göstererek temizlenmektedirler. Yağmurla coşan Ganj'ın kollarında, bir yerlere tutunarak, o soğuk suda yıkanmanın bütün günahlarından arındırdığına inanıyorlar. Hindu bir din adamı, Ganj Nehri'nin kollarından birinin çıktığı doruklara varmaya çalışarak, suyun kutsallığına tanıklık eder. Diğer insanlar, aşağılarda yıkanırken, onlar varabilecekleri en yüksek noktalara varmaya çalışırlar. Buzların dahi erimediği bu noktalarda Ganj'ın suyunu bedenleriyle buluştururlar. Ve su, ilahi kuvvet ile bir Hindu arasında en sıkı bağı oluşturur.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Zamanımızdan yaklaşık 200 bin yıl önce, Buzul Çağın ortalarında Nemrut Dağı'ndan akan lavlar, &lt;?xml:namespace prefix = st1 ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:smarttags" /&gt;&lt;st1:metricconverter productid="60 km" st="on"&gt;60 km&lt;/st1:metricconverter&gt;'lik bir akım oluşturmuş ve Van Çukuru ile Muş Çukuru arasındaki su akımını engellemiş, böylelikle Van Gölü oluşmuş. Bu denli yükseklikte bu kadar güzel bir doğa olayının varlığına şahit olan dağlar, taşlar keşke dile gelse. Kim bilir bizlere ne güzel hikâyeler anlatırlar. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Su, bu coğrafyaya hayat verdi... İnsanlar geldi... İnsanlar gitti... Medeniyetler kurulup yıkıldı. Van Gölü ise hiçbir yere gitmedi/gidemedi, insanların barınağı oldu, onlara kucak açtı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Van Gölü ile bizden önceki halklar arasında da böyle bir mistik bağ var mıydı acaba? Bir Urartulu Van Gölü'ne dair nasıl bir inanca sahipti? Yoksa onlar da bazı kabilelerin, dünyanın kendi tarlalarından doğduğuna olan inançlarının bir benzerini mi taşıyorlardı? Bir Şamanın, dünyanın Hazar Denizi'nden doğduğuna olan inancın bir benzerini, Van Gölü için de mi besliyorlardı? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bir Medliyi, bir Urartuluyu, bir Karakoyunluyu görüp Van Gölü'ne dair efsaneleri dinleme fırsatımız olsaydı keşke. Van Gölü'nün onlar için ne anlama geldiğini öğrenir, suyun onların hayatlarındaki yerine dair birkaç düşüncemiz olurdu. Biz neden bugün Van Gölü'ne bu kadar kötü davranıyoruz sorusunu belki kendimizce cevaplamış olurduk. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bir sabah Erciş'ten Van'a giderseniz ve kıyının berraklığına dalarsa gözleriniz, geçmişten, ta uzaklardan bir ses tırmalar kulağınızı. Bunun kimin sesi olduğunu bilmezsiniz. Sadece geçmişte Van Gölü'ne dair inançları olan biri ya da birilerinin sesi olabilir diye düşünürsünüz… Arabanın camına yüzünüzü dayayıp, gözlerinizi kıyıdan ayırmadığınız takdirde, bu güzelim gölün feryadını dinleyebilirsiniz. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;O sese kulak verdiğinizde cevaplanması güç sorularla karşılaşırsınız. Neden gölümüzü kirlettiniz de, şimdi kurtarmak için çırpınıyorsunuz diyor gibiler. Ardından galeyana gelmiş bir sürü ses, birer ruh olup kıyıdan size bakıyorlar. "Biz size böylemi bıraktık gölü?" diyorlar. Cevap veremiyorsunuz. Çünkü bu çağda tüketilen ama yok olması binlerce yılı alan mamuller ürettiğimiz için, onları kullanan biri olduğumuz için ve onları göle, o insanların suyuna atıp suyu kirlettiğimiz için suçluyuz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İnsan doğası gereği her şeyi tüketmeye programlanmış. Bu kaynakların bir gün tükeneceğini hiç mi düşünemeyiz? Kelaynaklar, pandalar, Van Kedileri ve dahası. Doğa bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlı. Suyu tüketirseniz kuşu kaybedersiniz. Sazlığı kurutursanız ördeği bir daha bulamazsınız...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Aborijin öğretisinde doğaya olan saygınlık o kadar önemlidir ki, otuz kişilik bir kafilenin yemeklerini yediklerinden sonra arkalarından hiç atık bırakmadıklarını görürsünüz. Onların inançlarına göre; doğadan gelen her şey yeniden doğaya dönecektir ve doğaya zarar vermek doğanın gazabına uğramak demektir. Tıpkı Kızılderililerde olduğu gibi... Nitekim beyaz adam, kazmayı maden için yere vurduğunda, Kızılderililer toprağın karnının deşildiğini görmüş ve o acıyı içlerinde hissetmişlerdi. Kızılderili inançlarına göre, toprağa zarar verilmemeliydi, toprak kutsaldı ve onlara yiyecek veriyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Biz doğaya bağımlıyız. Doğa yok oldukça kendimizi yok ediyoruz. Bir Van Gölümüz var, belki onu da yitireceğiz. Mavinin bin bir tonu, martılar, kızıl güneş olmayacak. Nemrut, Süphan bize küsecek, flamingolar terk edecek bizleri. İnci Kefali suda dans edemeyecek artık. Van Gölü'nün dili olsa da konuşsa...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Foto: Ali Dağer&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;İsmet Tunç&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-3990513438343527159?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/3990513438343527159/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/van-golunun-dili-olsa.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/3990513438343527159'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/3990513438343527159'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/van-golunun-dili-olsa.html' title='Van Gölü&apos;nün Dili Olsa'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/Sk09zv3DilI/AAAAAAAAADA/hbco61OzD_M/s72-c/logoloop2.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-5571183034217313956</id><published>2009-07-02T15:58:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T16:00:18.180-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Van-Erciş'/><title type='text'>"1915'in Romanı": Sona</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;2008’in Mayıs ayında Sona adıyla tarihi bir roman yayımlandı. Kitabın yazarı Eyyüp Altun.… Romanın ikinci basımı Mayıs 2009’da gerçekleştirildi. Teknik açıdan yeniden gözden geçirilen Sona, “1915’in Romanı” tanımlamasını daha bir hak etmişe benziyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeni meselesi Türk toplumu için aşil topuğu konularından biri. Her yıl 24 Nisan gelmeden gözler ABD’ye çevrilir ve üzerine tahminlerin, varsayımların yürütüldüğü “soykırım diyecek mi, demeyecek mi?” tartışmaları yapılır. Ermeni meselesinin birinci gündem maddesi olma özelliğini her daim sürdürdüğü ülkemizde Sona’yı okumak kendimize yapacağımız en büyük iyiliklerden biri olmalı. Her şey önce alanında ilk olma özelliği taşıyan bu roman, Eganis (Erciş) merkezli 1915 olaylarını etraflıca irdeliyor. Eyüp Altun, romana şu cümleyle başlıyor: “Kızlarım Sona Zilan ve Asya Kilim ile oğlum Muhammet Nogay’a…” Romanın ithaf kısmı, bana, yazarın tarihi roman yazmada yeterli derecede gerekçeleri olduğunu anımsattı. Türkçe, Kürtçe ve Ermenice armonik bir tadı veren ithaf kısmı, zevkle okunacak bir romana harika bir ekleme olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar romana başlamadan önce iyi bir kaynak taraması yapmış; dönemin sosyo-kültürel yapısına ilişkin önemli kaynakları derlemiş. Bunu, romanı okuyunca anlamak mümkün. Yazar, günlük yaşamı olduğu gibi romana aktarmaya gayret etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roman 1912 yılının yaz sonuyla başlıyor. Günlük yaşamın sıradan öğelerinin anlatıldığı cümleler, yerini yavaş yavaş oluşacak puslu bir havaya bırakıyor. Türk genci Gazi ile Ermeni kızı güzel Sona’nın bir düğünde bakışmalarıyla başlayan ve tarifi zor aşkın, ancak yaşanarak görülecek atmosferine yenik düşmeleri ve sonrasında bilindik kendi sınırları içinde kalma; cemaatine, dinine, tabularına karşı gelme üzerine iç hesaplamalar, sadakatler, önüne geçilemeyen tutkular ve umutsuzluklar… Bir yanda ülküsü olan gençler, diğer yanda tabulara karşı gelmekten çekinmeyen aşk müptelası aynı gençler. Arada roller değişse de yazar hakikatleri düşüncelere yerleştirmekten geri durmamış. Sanki aşk, puslu ortamın tuzu bireri olmuş; toplumsal döngüye göre evirilmeyi başarıyla gerçekleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roman, yazarın kahraman olarak seçtiği Gazi ve Sona üzerine odaklansa da, gerçekte Gazi ve Sona ancak diğer roman kahramanları kadar göz önündeler. Gazi ve Sona dışındaki karakterler özenle seçilmiş. Ermeni, Türk ve Kürt karakterler sorunu çözmek için içten gelen bir duyumsama yaşamaktalar. Ne var ki iyi düşünenlerin her daim azınlıkta kaldığı, günümüzde bile onuncu köye gönderilenler misali o kişiler de kendi kabuklarına çekilmek zorunda kalıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi zaman bu kahramanların Gazi ve Sona’dan daha aktif oldukları ve olayın seyrini değiştirmede yazarın daha fazla yüklendiği karakterler olabiliyorlar. Kanaatimce, yazar, romanın yükünü eşit bölüştürdüğü karakterlerle, romanın tekdüzeliğine de engel olmuş. Bu şekilde roman canlı öğeler; olay, olgu ve kişisel arasında başladığı andan itibaren okuyucuyu etkisine almayı başarıyor. Okuyucu o dönemdeki toplumsal renkliliğe özlem duymaktan kendini alamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanın en önemli dikkat çeken yönlerinden biri de çokkültürcülük üzerine çokça vurgu yapılmış olması. Yazarın romana başlarken çokkültürcülük üzerine yaratılan iyimser tavrı, romanın bitiminde yerini derin bir üzüntüye bırakıyor. Sanki elindeki şekeri alınmış bir bayram çocuğunun ruh haline bürünüyor yazar. Sürekli o güzel ve mutlu günlerden dem vuruyor. Kültürün “özel” anlarına vurgu yapmadan geçemiyor. Bir yörede ortak kurallar koymuş ve buna göre oluşturdukları kültürü yerle bir edenler yazarı oldukça üzmektedir. Yazarın başından beri yapmak istediği şey, tarafsızlığını sürdürüp yarattığı kahramanlara yol göstermek ve her köşe başında görünen aksakallı dede misali bu kültürel birikimi onlara hatırlatmak. Roman baştan sonuna kadar satır aralarında kültürün “biricik” ve “özel” oluşuna vurgu yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanda, Osman Kâhya’nın bir Ermeni’ye konuk olurken yazarın verdiği ayrıntı kültürün özel yönüne önemli bir vurgu yapmaktadır. “Evin genci ateşi düşmekte olan ocağı kucağında getirdiği yeni odunlarla desteklerken ailenin yaşlı ailesiyle genç gelini kenarları kırmızı renkli dantelle dönülmüş geniş bir bez sofrayı yere serdikten sonra üzeri ceviz ağacından yapılma yan tarafları türlü kabartma desenlerle kaplı ahşap sofrayı ilgiyle izlerken Ermenilerin sanata önem verdiklerine bir kez daha hükmetti.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romandan, Ermeni sorunun kaynağını Rusya güdümündeki Taşnak Partisi ve İttihad ve Terakki’nin yeni cumhuriyete ilişkin kurdukları planlardan kaynaklandığını görmek mümkün. Nihayetinde devlet destekli derin devlet oluşumuna ilişkin izler de kendini ele veriyor. İttihad ve Terakki kurmaylarının vatanseverlik duyguları olanlarla kurdukları yakın ilişkiler –örneğin Gazi gibi- ve sonrasında bunların ajan olarak kullanılmasıyla savaşın boyutlarının farklı alanlara kaydığını da görmekteyiz. Keza aynı durum Ermeni gençlerinin Taşnak ve Rusya tarafından kullanılması da aynı sonuçları veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Ermeni komitacının Ermenilerin doğu politikasını değerlendirirken Rusya ile olan ilişkilere dair söyledikleri olayın daha iyi anlaşılmasını sağlıyor. Komita liderlerinden olan Vartan’ın Kürt Osman Kâhya’ya söyledikleri şöyle. “… Rusya meselesine gelince kuzu her zaman kurtla dost olmayı istemiştir. Ancak kurt hiçbir suretle buna yanaşmamıştır çünkü kuvvet ondandır ve kuzunun er veya geç onun sofrasını şenlendireceğini bilmektedir. Kuzu da bunun farkındadır aslında. Bu gerçekler ortada duruyorken, ormanın içinden bir ayı çıkıp gelir ve kurdun karşısına dikilir. Kuzu bu kavgada hangisi kazanırsa kazansın kendisinin kaybetme tehlikesinin hep olacağını bilmesine bilir, lakin iki canavarın çarpışmasını kendisine zaman kazandıracağını tabii olarak düşünür. Bunun için ayının kurdun karşısına çıkması her zaman kuzunun işine gelecektir. Bu misaldeki kuzu biz Ermenileriz. Kurt Osmanlı, ayı ise Rusya’dır. Söyler misin Osman Efendi, kuzunun başka çaresi var mıdır?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar, Hamidiye Alayları’na ilişkin de, Sultan Abdulhamid’in yıllar önce kurduğu bu alayların İttihad ve Terakki döneminde nasıl faal olduklarını ve yer yer merkezi idareden bağımsız hareket ettiklerini önemle vurguluyor. Hatta romandaki Kürt liderin kimi zaman baskı kurularak idare edilmeye çalışıldığını görmek mümkün. Hamidiye Alayları, O dönem İttihad ve Terakki’nin Ermenilerle yaptığı görüşmelerden sonuç alamaması sonucu başvurduğu son seçenek olarak gösterilmekte. Burada ortaya konulmuş bir strateji var; bundan Ermeniler, Türkler ve Kürtler kendilerince en uygun olanı almak isteyeceklerdir. Ermenilerle yapılmakta olan görüşmeden sonuç alınmaz; çünkü Rusya’ya olan aşırı güven ve verilen sözlerden geri dönmek istenmemesi Ermenilerin barışmak istememelerinde temel nedenlerdendir. Kürtlere gelince; Kürtler Ermeniler yerine Osmanlı’nın yanında yer almış ve muhtemelen Hamidiye Alayları kuruluşundan beri en ses getirdikleri bir role soyunmuşlar; bu da ya Osmanlı ile savaşa tutuşacak ya da Osmanlı’nın yanında Ermenilere karşı duracak ve sonrasından gelirden pay alacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki, bölgede görev yapan askerlerin hepsi de İttihad ve Terakki zihniyeti taşımamaktadır. Yazarın bu yönde öne sürdüğü bir karakter de merkez karakol komutanı Hikmet Bey’dir. Eganis’te herhangi bir olumsuzluğun yaşanmaması için adeta diken üzerinde durmaktadır. Bir toplantıda olayın vahimiyetine dair şöyle bir konuşma yapar: “Ermenilerle aramızda bir husumet çıkmasını istemiyorum. Onlarla iyi geçinmelisiniz. Onlara baskı yaparak Taşnak Partisi’nin ekmeğine yağ sürmemelisiniz. Unutmayın ki Osmanlı’nın en sadık tebaalarından biri de Ermenilerdir. Osmanlı’nın Ermeni halkıyla hiçbir meselesi yoktur. Elinizden geliyorsa Ermeni ailelerle herhangi bir sebeple dargınlık yaşayan Müslümanları barıştırınız. Bu konuda bana ihtiyaç olursa seve seve gelirim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarın kimi kaynaklardan derlediği bilgilerden yola çıkarak, Osmanlı yönetiminin Ermenilere vermeyi düşündüğü bölgeleri de romanında işlemiş. Osmanlı yönetimi Erzurum’da toplanan Taşnak Partisi’nce alınacak kararları kendilerine iletilmesi için ve kendi aldıkları kararları da karşı tarafa aktarmak amacıyla üç kişilik bir heyet oluştururlar. Bahattin Şakir, Naci ve Halil Beyler Erzurum’a gelir ve parti yetkilileriyle valilikte uygun bir odada görüşmeye başlarlar. Ermeni temsilciler ise -yine yazarın gerçek hayattan aktardığı- Vramyan, Malumyan ve Rostom’dur. İlk sözü Bahattin Şakir Bey alır ve tedirgin olduğu halde şöyle konuşmaya başlar: “Olası bir Türk-Rus harbinde, Rus egemenliğindeki Ermeni şehirlerinde çarlık karşıtı isyanlar çıkarmanız ve Osmanlı topraklarında düşman kuvvetlerine karşı mukabele etmeniz durumunda temsil ettiğiniz Ermeni halkına muhtariyet verilecektir. Buna göre; Ruslardan geri aldığımız Ermeni şehirlerinin tamamında, ülkemiz sınırları içinde ise Van bölgesinin tamamında, Erzurum, Muş ve Bitlis illerinin de bir bölümünde Ermeni milletine muhtariyet verilmesi hükümet kararı olarak benimsenmiştir. Bu teklifimizi kongrenizde değerlendirmenizi ve çıkacak sonucu hiçbir şüpheye mahal vermeyecek şekilde tarafımıza bildirmenizi rica ediyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşmeler anayasal güvencelerden birçok farklı konulara değin farklı konularda sürdürülür, yazılı hale getiriliri. Ne var ki Ermeniler Ruslara verdikleri sözlerden de dönmek istememekteler. Sonrasına kendi aralarında yaptıkları konuşmalardan “keşke bu öneriler daha önce yapılsaydı” diyecekler bile olacaktı. Osmanlı yaralı bir kurt, Rusya dünyadaki en güçlü devletlerden biriydi. Ruslara karşı isyan çıkarmak zor olacakken, Osmanlı’dan parça koparmak daha kolaydı. Yazarın ifadesiyle “Vramyan kafasında dolaşan tilkilerin kuyruklarının birbirine değmemesine özen göstererek” karşındaki Osmanlı heyetine şunları söyledi: “Büyük Osmanlı devletinin şanına yakışır bir çare getireceğini ve sonunda Ermeni kullarının yüzünü güldüreceğini hep düşünürdük. Demek, bugüne kısmetmiş… Padişahımıza ve hükümetimize muteşekkir olduğumuzu bildirmek isterim. Bu kararla karşısında hissiyatımın arttığını açıkça itiraf etmek istiyorum. Ermeni halkı buna çok sevinecektir. Asırlar süren dostluğumuz ve bağlığımız inanıyorum bir o kadar daha devam edecektir. Yetkili kurullarımızda bu teklifler değerlendirilip olumlu olacağına inandığım kararlarımız tarafınıza en kısa zamanda bildirilecektir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanın en trajik bölümleri karşılıklı çatışmaların olduğu bölümler. Yazar Ermeni çetelerinin yaptığı kıyımları anlatırken de Ermenilerin maruz kaldıkları kıyımları anlatırken de üçüncü kişi olarak kalmaya özen göstermektedir. Kanaatimce roman zaman zaman tarih kitabı olmak ile tarihi roman olmak arasında gidip gelmektedir. Bu da yazarın durum değerlendirmelerine çokça yer vermesi ve olayın kültürel boyutuna fazla takılmasından kaynaklanmaktadır. İlk baskıda görülen bu durum ikinci baskıyla giderilmiş gibi. Yazar haklı olarak bir arada yaşamanın mükemmel bir mozaik oluşturacağını kahramanlarına düşündürtmektedir. Lakin olaylar yazarın bütün çabalarına rağmen aksi yönde gerçekleşmekte ve bu da yazarın yeniden güzel günleri hatırlatmasına neden olmaktadır. Yazar, yer yer kahramanlarına seslenip; “ben size demedim mi?” der gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sona konusu itibariyle iyi kurgulanmış bir roman. Sürükleyici, farklı ve betimlemeleri derin olmasına karşın “kültür” teması odaklı yorumlamalarıyla okunmayı hak eden bir kitap. Eganis (Erciş)’in üzüm bağları, birbirine karışan çan ile ezan sesinden kimsenin rahatsızlık duymadığı engin hoşgörü ortamı ve savaşın ağır kokusuyla bizleri 1915 Eganisi’ne şöyle bir gezintiye çıkarıyor. O günlere dair kaybolanları yeniden hatırlamak, üzerinde yaşadığımız coğrafyada bizden ibaret olmayan kesitleri ya da öyle sandığımız tarihi mirası düşünmek bizleri derin düşüncelere daldıracaktır. Böylece algılarımızdaki kimi kötü öğeleri ve günlük hayatlarımızın bir parçası halin gelen kimi söylemlerden bir nebze olsun kurtulabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap "Tanrı Yanılanları Affetmez" deyişini de kapağında taşıyor. Esasen “tarih yanılanları affetmez” olan bu özdeyiş, belki de yazarın kimi yerlere bir gönderme yapmak istemesinden dolayı bu şekilde yazılmış.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sona, 2. baskı Mayıs 2009, Logos Yayınları.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İsmet Tunç&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-5571183034217313956?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/5571183034217313956/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/1915in-roman-sona.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/5571183034217313956'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/5571183034217313956'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/1915in-roman-sona.html' title='&quot;1915&apos;in Romanı&quot;: Sona'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-8599247684638423749</id><published>2009-07-02T15:52:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T15:56:51.212-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>Tipik Memur</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bir insanın ölümü hayattan göç edişiyle değil, yaşarken varlığının farkında olmayışı ve sıradanlaşmasıyla gerçekleşir. Böyle kişiler sadece aynı şeyi yapar ve bunun ne anlama geldiğinden pek haberdar değiller. Bunların en “tipik”leri ise memurlardır. İşçisi belki kitap görmemiş, çiftçisi belki topraktan belini doğrultamamış, inşaatçısı belki hiç toplumsal bir varlık olduğundan haberdar olamamıştır… Ya memuru?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Günümüz yaşam koşullarının insanı ne denli zorladığı ortada. Bunca zorluğa rağmen ayakta durmak, her günün sabahına kalkmak ve başını yastığa koyarken bir geceye daha merhaba demek… Elbette zor olsa gerek... Yine de bu koşullarda birçok insan memur olmak istiyor. Memurluk devletin insana verebileceği en güzel hediye olsa gerek. Bir diğer güne kaygısızca uyanmak, bir işe ve aybaşı beklenen bir maaşa sahip olmak. Ona göre harcama yapmak, ütülü pantolon, gömlek ve kravatla dolaşmak... Bütün bunlar az çok ayrıcalıklı bir kesim olan memurlara has özellikler. Her ne kadar çoğu memur aç olduğunu, aybaşını zor getirdiğini, geçim sıkıntısından dem vurduğunu bağıra bağıra dile getirse de, yapılan sınavlar ya da az kontenjana binlerce başvuru şunu gösteriyor ki, memurluk hâlâ en gözde meslek.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Hayatını düzene sokan bir insan, daha doğrusu bir memur, çoğu zaman sıradanlaşıyor. Bu sıradanlaşma ilkin algılarının köreltmeyle başlıyor. Bu algılar daha çok başka yönlerde çalışmaya başlar. Bunlar; marka elbiseler, marketlerin en güzel reyonlarından alınan yiyecekler ve bol gırgır ile şamatanın eksik olmadığı sohbetlere yöneliyor. Ya da epey cimri olup kısa zamanda araba ve ev hayalleri için para biriktirmeye başlıyor. Bir de evlilik varsa daha da pasifleşiyor kişi. Kendini evine ve ailesine adıyor. Bir arkadaşım öğretmen olmadan önce, evini nasıl kitaplarla dolduracağından, tüm felsefe setlerini alacağından ve bilinen edebiyat klasiklerini alıp tümünü okuyacağından bahseder dururdu. Ben okumayacağını bilirdim ama hayallerine de karışmak istemezdim. Çünkü o da sisteme uyumlu bir insandı. Rahatına düşkün, bulabildiği şeyi okuyan ve okumak için de bir şeyler bulmak için çabalamayanlardandı; sonra evlendi. Bir gün sorduğumda aldığım cevap beni şaşırtmadı, ne bekliyordum ki?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Tipik memur kategorisindekiler bir şehre gittiklerinde sahaflar ya da kitapçılar hiç akıllarına gelmez. Şehrin en şık mağazalarına uğrar kredi kartlarıyla bir güzel süslenirler. Hayatın cafcaflı tarafı her daim galip gelir. Bir eğitimcinin her sene aynı konuyu ders kitaplarından anlattığını düşünürsek, tipikleşmenin boyutunu daha iyi anlarız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bire bir gözlemleyin memur kesimini. Kırtasiyeye çokça uğrar ama sadece kırtasiye malzemesi alırlar. Kitapçıya uğrayanı arayasın ki bulasın… Yapılan araştırmalar bırakan devlet memurlarından eğitimin içinde olmayanları, üniversite hocalarının bile doğru düzgün kitap okuma alışkanlığının olmadığını gösteriyor. Senede birkaç kitap alırlar ya da almazlar. Aldıkları ise odalarında süs mahiyetinde durur ki, bunlar, eşe dosta karşı mahcup olmamak içindir. &lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;“Bu saatten sonra kendimi neden yorayım, kaygım yok” demek hayat felsefelerini en güzel şekilde özetliyor. Türkiye gibi tatil cenneti olan bir ülkede en fazla beş ay çalışılıyor. Hesaplarsak eğer, bir öğretmen milli ve dini bayramlar ile diğer tatil günleri hariç ortalama 180 iş günü çalışmış oluyor. Bunun yanında iki haftalık da izni bulunuyor. Bir de arada hastalığı varsayarsak geriye çalışılan süre beş ayı bile bulmuyor. Geriye kalan yedi ay boyunca nelerin yapıldığı sorgulanırsa eğer, beş kitabın bile okunmadığı garanti edilecektir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bütün bu benzeri yönlerden değerlendirmelerden sonra, ülke neden geri kalmış? sorusu çok güzel bir şekilde cevaplanmış oluyor. Kendini geliştirmek, birilerine yol göstermek, vizyon sahibi olmak ve misyon yüklenmek bir memura üç gömlek fazla gelen işler. Ev kirası, çocukların bakımı, ulaşım, büyük şehirlerin dezavantajları vs. vs. Bunlar her daim olan ve olmaya devam edecek, hiç de tükenmeyecek olumsuzluklar. Hiçbiri de okumayı ve düşünmeyi engelleyecek kadar güçlü bir olguya benzemiyor. Toplumsal algılar maalesef bizleri “tipik memur” kalıbından öteye götüremedi. Bazıların yaptığı gibi bol müzik, bol yemek, bol eğlence… Beyni uyuşturup kitap okuma yetisini kaybettikten sonra geriye sadece “tipik” bir “insan” olmak kalıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Amacım elbette birilerini kötülemek değil. “Eleştiri ile kötüleme arasındaki fark”ı bilirsek duracağımız sınırı da biliriz. Eleştiri gelişim için güzel bir basamaktır. Ülkemiz okuma oranında dünya sıralamalarının hiç de istenmeyen basamaklarında bulunuyor. Bir çocuk anne ve babasını okumayla örnek almıyor, çünkü anne ve babanın elinde kitap görmüyor. Okul bitince annelerin yaptığı ilk iş, tüm kitapları toplayıp ya evin bodrumuna ya da evin çatısına atmak... Evde kitap ve kütüphane olgusu/kültürü yerleşmemiş. Bu çocuk kitaptan habersiz, sadece kendinden istenenlerle büyüyor, okuyor, memur oluyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;12 Eylül darbesinden sonra eğitimde köklü değişikler meydana geldi. Okuyan, sorgulayan, karşılaştıran, çözüm odaklı düşünen, çok kapsamlı insan/öğrenci modeli yerine; test çözmeye alıştırılmış, kısa yoldan cevabı bulmayı beceren öğrenci modeline geçildi. Böylece düşünmeye fırsat verilmediği için de sistem başta olmak üzere her türlü hâkim odak noktası da tehlikeden kurtulmuş oluyordu. Bugün gelinen noktada üniversite sınavında başarılı olmak için bu sistemi en iyi şekilde özümsemek gerekiyor. Durmadan test çözüp kapsamlı düşünme yetisini yitiren bir öğrenci sınavda üstün başarı göstermesine rağmen kendisini ifade edecek özgüvenden de yoksundur. Böylece üniversite rahat bir ortama balıklama dalınca ilk iki yılı böylece heba etmektedir. Kpss ve ders işlemeleri ile okulu bitime telaşı da kalan iki yılı alıp götürmektedir. Alın size gittiği gibi dönen bir “tipik memur” tipi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Yukarıdaki yazının konusu her ne kadar genel memur profili olsa da, başkahramanların öğretmenler olduğu görülecektir. Haksızlık da yapmamak gerek; zor şartlarda çalıyorlar, belki emeklerinin karşılığını tam olarak almıyorlar, birçokları iyi ortamlarda çalışamıyor olabilir. Eleştiriyi yaparken bu gibi olumsuzlukları da göz önünde bulundurmak gerek. Bir de birçoklarımızın muzdarip olduğu nice kurumlar vardır. Mevzuatın değiştiğinden haberi olmayan, önündekini okuyup ne anlatıldığı çözemeyen, vatandaşa yardımcı olamayanlar da var. Onlara da kısaca değinmekte fayda var. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Birkaç yıl önce Erciş’te resmi bir kurumda, faturaların ödendiği gişede, tavana iple asılmış, “Aymar” reklâmlarından tanıdığımız maskotun resminin bulunduğu afişi görmüştüm. O sevecen maskotun dilinden, asılı afişte şunlar yazılıydı: “acele etmeyin işler yetişir.” Maskot kendinden emin, yüzünde gülücüklerle çevreye pozitif enerji yayıyordu. Her fatura ödemeye gittiğimde gözüm o yazıya ilişir, sonra da içerideki beyefendilere uzun uzun bakardım. Masalarında oturmuş, bir elinde sigara, diğer elinde çaylarıyla günlerini gün eden beyler, kaygısız şekilde akşamın gelmesini beklerlerdi. Dışarıdakiler sırada birbirlerini itip kakarken, onlar o maskotun “acele etmeyin işler yetişir” şiarına bir güzel uyan yüz ifadeleriyle ağır ağır çalışırlardı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Gelişmiş şehirlerde halkın bu gibi durumlara tepkisi işlerin daha hızlı ve eksiksiz yapılmasında etkili. Toplumumuzda haklarını arama ve iş takibinde bulunma kültürü gelişmemiş. Halk, bir devlet memuru karşısında daima “ezik” ve “mahçup” durmak gibi bir ruh haline sahip. Devletin kadrolu memuru sanki halk onlara muhtaçmış gibi bir efendilik psikolojisine bürünmüş. Keyfi uygulamalar, “bugün git yarın gel” gibisinden yaygın ama hiç de hoş olmayan, kişiyi karşısındakine mecbur bırakan bir psikoloji içine sokmaktadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Genç ve dinamik bir ülke olmakla övünürüz. Genç nüfusun geleceğimizi kurtaracağını söyler dururuz. Oysaki bu gençleri tükettiğimizi hiç düşünmeyiz. İşinde başarılı olacak, aldığı maaşı hak edecek, titiz, süratli çalışan, karşısındakini kendine muhtaç durumda bırakmadan; eğer karşıdaki olmazsa kendisinin de bir anlamının olmayacağını bilen bireylerle çalışmak iyi olmaz mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;.Toplumu yönlendiren, işlerini süratli ve eksiksiz yapan kişiler toplumun hızını da artırırlar. Kamusal hizmet anlayışı içselleştirilmediği sürece bizlerin topyekûn gelişmişlikten söz etmesi anlamsız olacaktır. Vatandaş işlerinin görülebilmesi için vergisini ödemekte ve buna karşın hizmet beklemektedir. Oysaki ağır bürokrasi ve işinin ehli olmayan kişilerin önünü tıkadığı hizmet sektörü vatandaşı bu şekilde mağdur etmektedir. “Git”ler ve “gel”ler hayatın kâbusu oluverdiği gibi, zaman kavramının pek de önemli olmadığı toplumumuz bunun farkında olmayarak en kısa zamanda hal edilecek bir işe uzun bir zaman dilimi ayırarak üretim ve yararlılığa ayıracağı gücünü bu şekilde gereksiz işler ve ayrıntılara harcamaktan kendini alamaz. İşin en kötü tarafı ise bunun doğal bir şey olduğuna kendini inandırması ve bundan en ufak bir vicdani rahatsızlık duymaması. Şöyle zamanının kıymetini bilen, planlı çalışan, duyarlı kişiler çıkıp birkaç defa tepki gösterse, bu fosil zihniyetliler canlanır mı canlanmaz mı görmek lazım?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İsmet Tunç&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 12pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-8599247684638423749?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/8599247684638423749/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/tipik-memur_02.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/8599247684638423749'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/8599247684638423749'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/tipik-memur_02.html' title='Tipik Memur'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-7303885071681709986</id><published>2009-07-02T15:43:00.000-07:00</published><updated>2009-07-04T02:13:40.231-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>Jön Türk Hareketinin Doğuşu: “İttihad-Terakki ve Masonluk”</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Jön Türklerin ortaya çıkışı, o dönem tarihçilerince 1889 yılı olarak kabul edilir. Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane olarak bilinen, bugünkü adıyla askeri tıbbiye öğrencilerinin gizliden kurduğu bir dernek olan Jön Türk hareketi, beş yıl gizliden faaliyet gösterdi. Dernek 1895 yılında gün ışığına çıktı. Padişah 1892 yılına bu cemiyetin varlığından haberdar olmuştu. Bu cemiyetin önderi Arnavut kökenli bir subay olan İbrahim Temmo idi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Söylentilere göre İbrahim Temmo, cemiyeti kurmadan bir yıl önce Arnavutluk’a denizyoluyla ailesini görmeye giderken, seyahatine İtalya gezisini de eklemiş. İbrahim Temmo Napoli ile Brindisi’de kaldığı süre içinde bir arkadaşının vasıtasıyla bir mason locasını ziyaret etmiş. Bu locanın (carbonari) İtalya tarihinde oynadığı derin rolü öğrendikten sonra çok etkilenmiş ve Türkiye’de de benzer bir örgütlemenin gerektiğini düşünmüş. Zaten mason locaları Osmnalı topraklarında faaliyet alanı bulamadıklarından Balkanlar’daki İttihad-Terakki hareketine destek vermeyi bir fırsat olarak görmekteydiler. Böylece padişahın mutlak otoritesini zayıflatıp ortama sızmayı düşünmüşlerdir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sonraki dönemlerde İttihad- Terakki mensupları İtalyan mason localarının birer üyesi olan ve “birader” olarak kabul edilen loca mensupları derin ilişki içinde bulunmuşlardır. Jön Türk hareketi İtalya eksenli siyasi yelpaze içinde gelişmiş, Trablusgarp savaşı ile bu ilişki ulusu koruma yönünde ağır basmıştır. Jön Türkler ile İtalyan masonların ilişkileri loca örgütlenmeleri şeklinde devam ettiyse de, siyasi arenadaki çekişmeler ve çıkarlar ilişkileri farklı yönlerde geliştirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Jön Türk hareketinin kurucuları mason locasının kriterlerine göre örgütlenmişler. İtalyan Maşrak-ı Azamı tarih arşivindeki bilgilere göre 1906 yılında kurulan İttihat ve Terakki’nin karargâhı Selanik’tir. Bu cemiyet başlangıçta on üyeyle kuruluyor. Bunlara yaşlarına göre birer numara veriliyor ve birden ona kadar sıralanıyorlar. Kuruluşu yönetmek üzere dört üye seçiliyor. Bilindiği gibi bunlar; Mehmet Talat, Rahmi bin Rıza, Mithat Şükrü ve İsmail Hakkı Canbolat’tı. Bunlar Canbolat dışında İtalyan Macedonia Risorta locasında 1903 yılında tekris edilmişlerdi.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;1906 yılına gelinceye dek hepsinin de bu tarihe yakın tarihlerde bu locadan tekris edildikleri görülüyor. Unvanları, doğum tarihleri ve yerleri, tekris tarihleri ayrıntılı bir biçimde verilmiş. Daha sonra Osmanlı mebusan meclisine seçilmişler ve vekil olmuşlar. Örneğin İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılan ve geleceğin maliye nazırı olacak olan Mehmet Cavit “aynı zamanda İspanyol Maşrak-ı Azamı’na bağlı olan Selanik’teki Perseverancia locasının da üyesiydi.”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bu süreçte karşımıza önemli bir kişi çıkıyor. Emanuel Karasu. Carosso adı sonradan Karasu olarak Türkçeleşmiştir. Belgede Karasu 1902’nin sonuyla 1903’ün ilk günleri arasında 13450 matrükül numarasıyla çıraklık derecesiyle locaya tekris edilmiş. Emanuel Karasu İtalyan locası ile Jön Türkler arasındaki bağlantıları sağlayan kişidir. Mason localarında Jön Türklerin toplantılarının yapılması fikrini o ortaya atmıştır. Böylece İtalyan locaları ile Jön Türkler birlikte toplantı yapıp siyasal ve toplumsal alanda etkin olma planları yapmışlardır. Birinci dünya savaşında Jön Türkler tarafından iaşe müffetişliğine getirilen Karasu, İngiliz Times gazetesinin, Karasu’nun öldüğü zaman yaptığı haberde; sivil halka dağıtılması gereken malzemeleri onlara ulaştırmadığı, bunlardan haksız kazanç sağladığı, 2 milyon Türk lirasından fazla bir meblağı zimmetine geçirdiği yazıyordu. O dönemde sivil halk ekmek başta olmak üzere pek çok ihtiyacını karşılayamamış, küflü ekmek yemişti. Açlıktan ve sefaletten ölenlerin de sayısı azımsanmayacak derecedeydi. Karasu, Makedonya’nın Yunanistan’a ait olduğu 1919’da Makedonya’yı terk eden Selanikli bir Yahudi bir avukattı. Kızı ile birlikte Napoli’ye gelip yerleşmişti. Yine Jön Türk hareketine sonradan katılan ve Osmanlı sarayında etkin olan, sonradan İttihat ve Terakki bünyesinde önemli görevlere getirilen şahıslar da İtalyan localarına kayıtlı kişilerdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Balkanlar’da aşlayan ve mason localarının desteğiyle siyasal alanda önemli tecrübeler edinen Jön Türkler, muhakkak ki Osmanlı toplumuna değişik bir hava getirmişlerdir. Maceracı yönleri onları tarihin derin kuyularına atmışsa da, tarihçi Mustafa armağan’ın deyimiyle kötü niyetli değillerdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;İsmet Tunç&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-7303885071681709986?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/7303885071681709986/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/lon-turk-hareketinin-dogusu-ittihad.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/7303885071681709986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/7303885071681709986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/lon-turk-hareketinin-dogusu-ittihad.html' title='Jön Türk Hareketinin Doğuşu: “İttihad-Terakki ve Masonluk”'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-7254288712271187407</id><published>2009-07-02T15:41:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T15:43:19.816-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>Turan, Turancılık ve Turan Ütopyası</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="COLOR: black"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="COLOR: black"&gt;&lt;a href="http://www.ercis.net/modules.php?name=News&amp;amp;new_topic=18"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="COLOR: #363636; mso-bidi-font-style: italic"&gt;20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan bir akım olan Turancılık, doğduğu topraklar olan Macaristan'da unutuldu fakat onu sahiplenen Türkiye'de ciddi bir siyasi yön ve kuvvet buldu,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı'nın yıkılış zamanlarında ortaya çıkan ideolojilerden biri de Turancılık'tı ve kurtuluş reçetelerinden biri oldu. Ortaya çıkışından sonra geniş bir etki bıraktı, Bir ütopyaya dönüştü, günümüzde hala tartışılan Sarıkamış faciasının nedenlerinden biri olarak yakın tarihimize damgasını vurdu. Yirminci yüzyılda etkisi en çok hissedilen ideolojilerden biri oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turancılık başka bir milletin aydınları tarafından oluşturulan bir ideoloji, tıpkı Türkçülük gibi&amp;amp; &lt;b&gt;Türkçülük&lt;/b&gt;, özellikle Türkiyey'e göç eden Tatar ve Kırım Türklerince geliştirmişti. Turancılık ise Macarlar tarafından, Türkleri de içeren, ama Macar ulusunun önder olacağı bir dünya düzeni olarak tasarlanıp tanıtılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turan ülkesi halk esasına göre değil, coğrafik sınırlara göre çizliyordu. Bu ülkeler; Önder' ülke olarak Macaristan, Finlandiya, Bulgaristan (bir ölçüde), Türkiye, Japonya, Çin, Tibet, Nepal ve Siyam'dan oluşuyordu. Zaten Japonların "Asya Asyalılarındır" sözü Turan Cemiyeti'nin çalışmalarında önemli etki yapmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1910 yılında Macaristanda doğan bir hareket olan Turancılık, Türkiye'de oldukça ses getirdi. Jön Türkler bu akımın Türkiye'deki temsilcisi oldular. İki yıl sonra Türk Ocakları kuruldu. Her şeyin Türk eksenli olduğu düşüncesi yaygınlaştı, Hatta "Mussoli faşizmi bile Türk faşiziminden çok sonra meydana gelmiştir" denildi. Turan Cemiyeti'i Türkiye ile olan bağlarını o kadar yürekten söylüyorlardı ki, tek parti, tek lider, tek program ve meydanlarda kılıç zoruyla kazanılmış bir savaş. Cemiyet üyeleri faşizmin savaşta kazanıldığını ve İtalya'dan çok önce zaten Türkiye'de mevcut olduğunu dile getiriyorlardı. "Onlara göre faşizmin gururunu Türkler duymalıydı".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Macarlar 10. yüzyılda bugünkü yurtları olan Karpat ovasına yerleşmeden önce dillerine binden fazla Türkçe girmişti. Yapılan araştırma ve çalışmalar Macarları Türklere bağlamıştır. 19. yüzyılın ortalarında ve son çeyreğinde yapılan çalışmalar iki tezi karşı karşıya getiriyordu. Biri Macarca'nın Fin-Ugor dil ailesinden, diğeri ise Türkçe'nin de dahil olduğu Ural-Aitay dil ailesinden olduğu tezleriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tartışmayı gerçek bir "dil savaşına" çeviren ise; uzun yıllar Osmanlı diyarını gezen, Abdulaziz takma adıyla üç yıl boyunca Orta Asya'da araştırmalar yapan ve çalışmalarını "Bir Sahte Dervişin Orta Asya Seyahatları" adıyla yayımladıktan sonra Avrupa'da özellikle İngiltere'de ünlenen Armin Vambéry'di. Koyu bir Türk yanlısı olan bu şahıs, birçok çalışmaya imza atmış, Macar ile Türkleri ortak bir noktada birleştirmeyi hedeflemişti. Zaten kendisi dünyada ilk Türkolog ve türkçeyi üniversitede kürsü olarak açan ilk bilim adamıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turancılık günümüzde hala etkisini yitirmeyen bir akım. Peki, neydi bu akımı doğup yerleştiği topraklarda yani Macaristan'da unutmaya yüz tutan nedenler? Neden kurulduktan iki yıl sonra Türkiye'de Türk Ocakları olarak kurulup hala unutulmaması sağlandı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Macarlar kökenlerini ararken kendilerine bir de ortak arıyorlardı. Bu da Türkiye'den iyisi olamazdı galiba: Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı'nın son dönemlerinde özellikle modernizasyonda hatırı sayılır çalışmalar yapmıştı. Demir ağların yerleşmesi, teknik elemanın yetiştirilmesi, mali ve ekonomik yapının iyileştirilmesi için ön çalışmalar ve daha nice sayısız alanda önemli destekler bu devletlerden gelmişti. İyi bir dost ve müttefik olan bu devletler, Osmanlı'nın yanından neden ayrılmamışlardı? Nedeni olası bir savaşta yanlarında üç kıtaya hükmeden bir devleti almak, bir de uçsuz bucaksız topraklardaki mali ve ekonomik alanlarda egemenlik kurmaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1910'lardan önce başlayan Macaristan Osmanlı öğrenci alış verişi, birçok Osmanlı gencinin Macaristan'da eğitim almasını sağlamıştı. Ekonomi, bahçecilik, seracılık, tekniker, mühendislik, madencilik, gibi belli başlı alanlarda Turan Cemiyeti vasıtasıyla öğrenci transferi gerçekleşiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Macarların annesi Finler, babası Türklerdir" ifadesi, geçmişlerini arayan Macarların savundukları tezlerin başında geliyordu. Özellikle mitolojik karakterlerde Türk imgesinin çokça geçmesi, kullanılması kültürel bağ olduğu yönünde değerlendirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Macar araştırmacıların dikkat çeken diğer bir özellikleri de, Osmanlı devletini tüm toplumsal ve mali yönlerini en ince ayrıntısına kadar incelemiş olmaları. Günümüz için bile yapılması güç olan bilimsel araştırmalar, Macarların konuyu ne denli önemsediklerini gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksaklıkları tespit eden Macarlar, önerilerini de yine aynı ciddiyetle sıralamaktaydılar. Aynı zamanda Turan dergisinin sayılarında bu makalelere yer vermekteler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turancılık, Macarların tasavvur ettiği biçimde değil de, Türkiye Cumhuriyeti'nde farklı yaşandı. Tıpkı Macarların, Macar eksenli bir ulus düşüncesi gibi, Türkiye'de de geniş bir ulus olmak yerine daha çok Türkiye ile sınırlı ve yakın birkaç coğrafi ülkeyle birleşme şeklinde algılandı, bu yönde çalışıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turancılık günümüzde milliyetçi eksenli düşüncesinin yanında varlığını sürdürüyor. Genel olarak Türki Cumhuriyetleri ile birleşimi hayal eden kişilerle karşılaşmak mümkün. Turan Ütopyası sadece ütopya mı kalacak? Bunu beklemek ve görmek lazım. Ama günümüzde siyasi konjüktür buna pek de müsait değil. Gittikçe daralan sınırlar, etnik özlük ve biriciklilik Macarların dil ve etnik yönden değil de, coğrafik olarak geniş bir coğrafya anlayışına oldukça ters düşüyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İsmet Tunç&lt;/b&gt;&lt;br style="mso-special-character: line-break"&gt;&lt;br style="mso-special-character: line-break"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: black"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-7254288712271187407?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/7254288712271187407/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/turan-turanclk-ve-turan-utopyas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/7254288712271187407'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/7254288712271187407'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/turan-turanclk-ve-turan-utopyas.html' title='Turan, Turancılık ve Turan Ütopyası'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-2537944834150090755</id><published>2009-07-02T15:38:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T15:41:47.047-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>Meleklerin Bacaklarını Gözetleyen Büyük Bilgin: Takiyettin</title><content type='html'>&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;(Takiyüddin; 1526-1585). Optik bilimin babası olarak kabul edilir. İstanbul’da dünyanın en büyük rasathanesini kurdu. Rasathane, 1580 yılında Kılıç Ali paşa tarafından yıktırıldı, yıkılışı ise denizden topa tutularak yapıldı. Gerekçe ise; söylentilere göre taküyeddin, meleklerin bacaklarını gözetliyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Elimde daha önce de okuduğum bir kitap var. Emre Kongar’ın yazdığı ve Remzi Kitabevi’nin yayımladığı kitapta çok ilginç ve faydalı bilgiler var. Bilindiği gibi Kongar önemli bir sosyolog ve aynı zamanda iyi bir tarihçi de. Yani tarihi tarihçiden okumak farklı olduğu kadar, bir sosyologtan okumak da ayrı bir zevk doğrusu. Kitapta beni en çok etkileyen, Takiyettin’nin hikâyesinin anlatıldığı bölümdür. Zira arada bir karıştırdığım Focus adlı aylık popüler bilim ve kültür derisinin Ocak 2005 sayısında;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;“İslam Dünyasının Mucitleri” konulu dosyada da Takiyettin’den yanı sıra diğer bilginlerden de bahsedilmekte. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Takiyettin Mısır’da doğar, iyi bir eğitim alır ve kadılığa atanır. Kadı olduğun zaman &lt;?xml:namespace prefix = st1 ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:smarttags" /&gt;&lt;st1:metricconverter productid="25 metre" st="on"&gt;25 metre&lt;/st1:metricconverter&gt; derinliğinde bir kuyu kazdırır ve gözlemlerde bulunur. Daha sonra İstanbul’a gelir ve ne olduysa Takiyettin’in İstanbul’a gelişinden sonra olur. Mustafa Çelebi’nin ölümü üzerine 1571 yılında müneccimbaşılığına getirilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Takiyettin, III. Murat’a, ünlü devlet adamı ve müneccimbaşı Uluğ Bey’in (1393-1449)&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;kendisinden çok önceleri burçların ve yıldız kümelerinin durumunu belirten çalışmalarının yani horoskop’un eskidiğini ve yeni gözlemlerin yapılmasının gerektiğini belirten bir rapor verir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Padişah yeni bir rasathane kurulması için rapor verir, Takiyettin, zamanın en ünlü matematikçisi ve müneccimidir artık.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Padişah III. Murat, sadrazamı Sokulu Mehmet Paşa ve ünlü bilgin Sadüddin Efendi’yi yeni gözlemevinin inşası için görevlendirir. Çalışmaların sorunsuz ve hızlı bir şekilde bitirilmesi için ayrıca ilgilenir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İstanbul’da tophane sırtlarına kurulan gözlemevi, Avrupa’da bulunan ve hayranlık uyandıran gözlemevlerinden pek de aşağı kalmaz. Pek çok araç ve gereç Takiyettin tarafından bizzat üretilmiş, geri kalanı da tedarik edilmiştir. Böylece çalışmalar devam etmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Takiyettin’nin emrinde 15 bilim adamıyla çalışmalara devam etmekte, Müneccimbaşı olarak sarayda birçok kişinin kıskançlığını üzerine çeker. Onu çekemeyen çevreler de, onu alaşağı etmenin planlarını yapmaya çalışmaktalar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;1577’de gökyüzünde görülen bir kuyruklu yıldız uğursuzluk alameti sayılır. Daha sonra 1578 yılında veba salgını başlar. Bilindiği gibi birçok insan bu salgında hayatını kaybeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Veba salgını Avrupa’da Tanrı’nın bir cezası olarak algılandığı için pek çok kadın, ‘cadı’ ve pek çok Yahudi ‘dinsiz’ diye yakılmıştı. Osmanlı’da veba salgını Allah’ın bir cezası sayıldı ve sorumlu olarak da gökyüzünü inceleyen Takiyettin gösterildi. Hedef tahtasında gösterilen Takiyettin’in onca zaman harcayarak ve zahmetlerine katlanıp da elde ettiği çalışmaları heba olacaktı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;1579 yılında Veziri Azam Sokullu Mehmet Paşa da ölünce, Takiyettin en büyük destekçisini kaybetti.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;ve Takiyettin’i çekemeyen Sadüddin ve diğerlerinin gücü artmıştır. Şeyhülislam Kadızade, Padişah’a yolladığı mektupta “rasat icrasının, (gözlem yapmanın) eflakın (evrenin, Allah’ın) sırlarını öğrenmeğe teşebbüs mahiyetinde bir küstahlık olduğunu rasathane ihdas eden (gözlemevi kuran) devletlerin zeval bulduğunu (yıkıldığını) ” bildirir. Böylece gerekçe açıklanarak Takiyettin’nin rasathanesinin yıkım kararı da onanmaya çalışılır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bunun sonucunda padişah III. Murat, Kaptanıderya Kılıç Ali Paşa’ya hattı hümayun göndererek gözlemevini yıkılmasını emreder. Kılıç Ali Paşa gemileriyle bir gece tophane önüne gelir ve rasathaneyi yerle bir eder. Böylece Takiyettin, ilk büyük rasathaneyi kuran bahtsız kişi olarak tarihe geçer.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İsmet Tunç&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-2537944834150090755?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/2537944834150090755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/meleklerin-bacaklarn-gozetleyen-buyuk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/2537944834150090755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/2537944834150090755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/meleklerin-bacaklarn-gozetleyen-buyuk.html' title='Meleklerin Bacaklarını Gözetleyen Büyük Bilgin: Takiyettin'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-1875885355344378217</id><published>2009-07-02T15:37:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T15:38:44.145-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>Kendini Öldürmek</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; tab-stops: 207.0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Hayatta en çok korkulan şey kendimi “sıradanlaşma” denilen basitliğin içinde buluvermektir… Sıradanlaşma basit bir kelime, adı üzerinde; insanı yormayan, genel geçer olaylar ve olgular üzerine inşa edilmiş, günlük hayatların birleştirilmesinden oluşuveren bir yaşam tarzı. Aile içine katılmak (tipik aile üyesi olmak), iş olsun diye birilerinin gereksiz sorunlarıyla ilgilenmek, birkaç saati bir yerlerde dedikodularla geçirmek, üzerine vazife olmayan konularda boş boğazlığa düşmek ve hayatın ağır ritmine ayak uydurmuş bir nabızla güneşte sere serpe uzanan bir kedi misali hiçbir kaygı gütmeden yaşamak… Bu ve bunun gibi birçok etken insanı sıradan bir hayatın müdavini yapar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sıradanlaşmanın farkında olmayan birinin “kendini öldürmek” tabirinden haberi yoktur. Oysa bunun farkında olan biri geçen her dakika biraz daha tükendiğini bilir. Sabahın ışıkları yeni bir güzelliğin habercisi değildir, İnsan kuru gürültünün içinde yolunu bulan su misali akıp gider. Günler geçer, aylar geçer bir de bakmışsınız ki siz de kendinizi o sıradanlaşma kapanının içinde buluvermişsiniz. Sıradanlaşmışsınız, bir kaygınız yok, olan bitenin farkında değilsiniz. Hayat herkesin koşuşturduğu ve kaygısını güttüğü “karın tokluğu”ndan başka bir şey değilmiş meğer. “Yaşamanın anlamı” gibi sihirli bir cümle yer etmemişsiniz beyninizde. Her şey rayında ve tren olabildiğince sarsıntı yapmadan, rahatınızı bozmadan yoluna devam etmektedir. Kime ne düşünceden, fikir üretmekten, alternatif geliştirmekten. &lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;“Yerleşik kültür” sizin mazbut bir aile bireyi olduğunuzda karar kılmıştır. Siz koca kum deryasında parlayan özel bir taş olsanız da, üzerinizdeki kum taneleri o kadar çok ki, o kum tanelerinin altında sıradan bir taş olmaktan öteye gidemiyorsunuz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Ortadoğu ve Afrika halklarının zaman kavramının akıcılığına uygun hareket etmedikleri savı yaygın bir kanaattir. Bu coğrafyada yaşayan halkları aşağılamak için bunları ifade etmiyorum. Ortada bir realite varsa onu da görmezlikten gelmek kolaycılığa kaçmaktır ve kendi uyuşukluğuna bir kılıf hazırlamaktır. İnsanın “kendini öldürmesi” dingin bir hayat içinde fark edilmeyen doğal bir süreçtir. Zaman kavramı pek önemli değildir. Bir iş olabildiğince uzun süreçte yapılır, aceleye getirilmez. Her köşe başında bulunan çay evleri, okey, salonları bunun en açık göstergeleridir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;1913 yılında Anadolu gezisine çıkmak için Macaristan’dan Anadolu’ya gelen gezgin Dr. Béla Horvath, “Anadolu &lt;?xml:namespace prefix = st1 ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:smarttags" /&gt;&lt;st1:metricconverter productid="1913”" st="on"&gt;1913”&lt;/st1:metricconverter&gt; adını verdiği kitabında İstanbul ve Ankara üzerinden Nevşehir, Niğde, Konya ve Karaman’a kadar uzanan 2300 km’lik bir “seyahatin kültürel, etnolojik ve sosyolojik analizler”ini yapar.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;Toplumsal yaşamın Doğu toplumlarınca bu denli ağır işlemesi Horvath’ı şaşırtır ve Konya gezisinde şu tespitlerde bulunur: “…Galiba çevrede olup bitenleri izleme, hayaller kurma, Doğu insanına özgü bir olay. Bu insanların günlük hayatı öylesine sıradan, olaysız ve yükümlülükten uzak ki, ilkel hayat koşulları nedeniyle sıkı ilişki içinde oldukları doğanın monotonluğu, isimsiz bir keder olup ruh dünyalarını etkisi altına alıyor. Hayatlarında dikkatini doğanın insanüstü güçlerinden alıp başka alanlara yöneltebilecek heyecan, değişiklik, hız öylesine az ki, sonuçta insanlar bu nedenle doğaüstü güçlerin çemberinde ve son derece dindar oluyorlar” (Horvath,1997:39, Tarih Vakfı Yayınları).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;O günlerden bu günlere 85 yıl geçti. Doğu insanını, Horvath’ın çizdiği perspektif dışına taşabilecek düzeyde gelişmiş özelikleri yok. Ekonomik alanda oldukça ileri gidilmesine karşın, bu gelişmişlik kalabalık nüfusa sahip yerleşim yerlerinde çok az bir kitleyi ilgilendirmekten öteye gidememektedir. Bu da gösteriyor ki, durağan bir yaşam kültürel özelliğimiz anlamına gelmektedir. Bu yaşam tarzı insanı sıradanlaşmış insanlar kategorisine sokar. Bilgiye yatırım yapmayan, sadece ekonomik ölçütlere göre yaşayan, bedenine yatırım yapıp “cancanlı” hale gelen dış görünümünün ötesinde, bilgi yükleyerek yumuşatılması gereken ruhuna hiçbir yatırım yapmaz. Bu insanların sayıca çokluğu, bu kategoriye girmeyen insanları da pasivize ederek onların içlerindeki dinamikleri manipüle etmelerine neden olur. Böylece kendini gizlemiş olanlar aynı zamanda kendini öldürenlerdir. Kendini bu şekilde ölüm moduna sokan ya da bunun -bir şekilde- işleyen bir süreç olduğundan haberdar olan kişi, geriye dönebilir ve kaldığı yerden üzerindeki o koca kum kütlesinin altında ışıldamaya devam eder. Işığın sonsuz taneleri ölüm uykusuna yatan diğer kum tanelerini canlandırmak için uğraşır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İsmet Tunç&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-1875885355344378217?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/1875885355344378217/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/kendini-oldurmek_02.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/1875885355344378217'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/1875885355344378217'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/kendini-oldurmek_02.html' title='Kendini Öldürmek'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-4069337627539149842</id><published>2009-07-02T15:30:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T15:35:31.680-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>KÜLTÜREL YOZLAŞMA</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:9;color:white;"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Kültür, bir toplumun bütün yaşam biçimini kapsayan, en geniş anlamıyla bir toplumu benzerlikleri ya da farklılıklarıyla bir diğer toplumdan ayıran, geçmiş ve geleceği içerisinde barındıran bir bütündür. Böylece kültürün kapsamına, insanın bütün yapıp-etmeleri dâhil olmaktadır. Bir toplumu oluşumunda rol oynayan her şey kültürün kapsamına girer. Örneğin politik kültür, ekonomik kültür, sosyal kültür, alet kültürü, yiyecek kültürü, giyim kültürü, yapı kültürü gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kültürün bir yaşam tarzı oluşu, onu diğer toplumların yaşam tarzlarıyla buluşturan/birleştiren en önemli öğedir. Bu durumda bir kültürden bahsetmemiz olası değil. Çünkü “bir kültür” sadece belli toplumlara ait yaşanan kültür öğesidir; biriciktir, özeldir. “Kültür” ise tüm insan toplumlarının birlikte yaşamları sonucu ortaya çıkan bir olgudur. Ortaya çıkan kültür unsusu tüm medeniyetlere aittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kültürlerin bu denli yakınlaştığı dönemde –sanayi devriyle beraber ortaya çıkan gelişmelerin etkisiyle- “biricik kültür/ler”den söz etmemiz oldukça zorlaştı. Kültürel benzeşim nedeniyle daha dar kalıplara sahip kültür ürünleri silinmeye başlamıştır. Dünya ölçeğinde ticari rekabetin kültürler üzerindeki etkisi zengin uluslara ait kültürlerin baskın olmasıyla sonuçlanmıştır. Artık sadece kültür var. Bu kültür, hepimizin akraba, eş-dost olmasını sağlayan bir özellik gösterir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:10;color:black;"&gt;Kültürlerin bu denli birbirilerine yakınlaşması aslında arzulanan bir durumdur. Bu sayede insanlar birbirlerinden haberdar olacak, “kültürel yayılma” , “ödünç alma” ya da “ kültür teması” şeklindeki etkilenmelerle dünya ölçeğinde bir kültür harmonisi oluşturulması arzulanmaktadır. Tarihin çok eski dönemlerinden beri insanlar “etno-santrik” (ırk merkezci) ve ego-santrik (ben merkezci) yaklaşımlardan kurtulamamışlardır. Dünyanın siyasi, politik, ekonomik, kültürel olarak bugünkü konumuna gelinceye kadarki geçirmiş olduğu değişim, bizlere bu yaklaşımların kültürleri yaşatmak yerine öldürdüğünü göstermiştir. Bu nedenle zengin uluslar, kendi kültürlerini fakir olan uluslar üzerinde dayatma politikası şeklinde ya da onları kendi içlerinde asimile etmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:10;color:black;"&gt;Yerel kültürler gelişim hızlarına ulaşamadıkları ulusal kültürlerin etkisinde kalarak yok olmaya başlamıştır. Kendi kültürel özelliklerini yaşamak yerine dayatılan kültür ürünleri, gelişmemişliğin ve bilinçsizliğin neden olduğu bir yok olma sürecine girmiştir. Kültürel çoğulculuk saygı esasına dayanan ve karşı tarafın herhangi dayatması olmadan içinde yaşanılan durumu ifade eder. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Kültürel çoğulculuk kavramından aldığımız yaşam zevki kadar, bu kavramın toplum hayatımızdaki etkileri katkısından çok daha zararlı oldu. Neyi ne kadar alacağını bilen bir millet olmadığımız için, bizler sadece olayın pırıltılı taraflarıyla yetindik. Bunu biraz açmaya başlarsak önümüze televizyon ve futbolun yıkıcı etkisi çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Televizyon yayıncılığının yeni yeni başladığı yıllarda, televizyon ülkemizde, hoş sohbetlerin masum heyecanlarla izlendiği bir döneme denk gelir. Bu özel kutu her zaman açılmaz belli zamanların keyif aracıydı. Yıllar yılları kovaladı, bu özel kutu, kara kutuya dönüştü ve bu kara kutu milyonları kendi içinde hapsetti. Düşünülmesine, yazmasına, birbirine kenetlenmesine izin verilmeksizin afyon gibi herkesi kendisine bağlı olduğu devasa bir insan yığını oluşturdu. Oluşan bu insan yığını, düşünmeyi, düşünerek üretmeyi unutmuş, kendi gibi o an hipnoza yakalanmış milyonlarca insan gibi pasifleşmiş ve devre dışı bırakılmıştır. Günün en güzel saatlerini bu şekilde heba den insan; yorulmakta, uyuşmakta ve devre dışı bırakılmaktadır. Küresel rekabet insanlara daha çok yakınlaşma çabasına girdikçe, insanlar o hızla aptallaş(tırıl)maktalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Talk show, batının eğlence sektörüne kazandırdığı bir kavram. Maddi olarak rahatlayan batı, nasıl harcayacağını ve nasıl yorgunluğunu atacağını düşünüp bu eğlence biçimin ortaya çıkardı. Çok geçmeden bizler de eğlencenin hakkımız olduğu duygusuna kapıldık ve tüm kapılarımızı bir daha kapatmamak üzere bu dünyaya açtık. Artık etki alanına girdiğimiz televizyon ve “show” programları sayesinde hepimiz kültürlü birer insan olduk. İlişki kavramına farklı bir perspektiften bakmaya başladık. Her şey gayet normal olarak hayatımıza girmeye başladı. Dizi kahramanları anne-baba, eş-dost yerine hatırlanır oldu. onlarla uyuduk, onlarla yeni güne kavuştuk. Yarışmada her elenenin kendimiz olduğu hissine kapıldık, akşama kadar kazandığımız iki kuruşu destek olsun diye fedakarca harcadık, her tarafı kameralarla donatılmış bir evde bizler yerine yarıştığını düşündüğümüz popüler, balon gençliğin sohbetleri için saatlerimizi televizyon başında geçirdik. Daha neler yaptık neler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık her sabah ev hanımlarımız en mahren hallerini stüdyoda anlatır oldular. Toplumsal yozlaşmanın en açık kanıtı gözler önüne serildi. Sosyal normlar gevşedi. Genç kızlarımız ve genç erkeklerimiz evden kaçıp birer star olma yoluna giriştiler. Artık diziler, aşkı aldatma üzerine kuruldu. Konusu aldatma ve şiddet olan yapımlar tavan yaptı. Aldatma, cinsellik, uyuşturucu vb gibi kavramlar çocukların zihinlerine yerleşti. Haber yerine ünlülerin aşk sohbetleri izlendi. Medya daha da olayı abartarak havadan haber yapma konusunda yarışa girdi. Bütün bunlar olup biterken sadece izleyerek onlara yardımcı olduk. Hanımlarımız bir televizyon programları için kadrolu izleyiciler olarak çalışmaya başladılar. Olayı daha da dramatik hale getirmek için mikrofonlara sarıldılar ve anlatılan hikâyelere katıldılar. Ekran karşısındakilerin buna inanması için de daha fazla ağladılar daha fazla bağırdılar. Ne de olsa bu onların işiydi. Sunucumuz ne kadar çabuk ağlarsa o kadar reyting yapacağına inanıyordu. Çünkü duygusal bir milletiz, başkasının acısı bizim de acımız sayılırdı, beraber ağlamak paylaşmak değil miydi acıları?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kutu biz zevk aracı olan futbolu da yatak odalarımıza kadar getirdi. Eskiden sadece sokak arasında hafta sonlarımızı ayırdığımız bu güzellik artık eşlerin boşanma nedeni olabilecek kadar sosyal bir yara haline geldi. Tüm dünyayla aynı anda uyutulduk, kendimizi bu hastalıktan ayrı tutamadık holigan olduk, serseri kurşun olup balkonunda hava alan birini ya da stadyuma arkadaşıyla, ailesiyle sporun güzel yüzünü görmek isteyen birinin/lerinin hayatını kararttık. Artık çocuklar okul yerine soluğu başka yerlerde aldı. Baş döndürücü uçuk fiyatlar herkesi futbolcu olma sevdalısı yaptı. Bunu spor olsun diyerek yapmak yerine para kazanma amacına döktük. Gözlerimizi hırs bürüdü ve çoğumuz heba olduk. Neler kaybettiğimizi çok sonraları anladık. &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Psikologlarımıza daha çok iş düştü. Artık onlarla daha fazla mesai yapmak zorunda kaldık. Zamanında nasıl önlemler alabiliriz diyerek kapısını çalmadığımız bu kişileri daha fazla arar olduk.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Futbol diktatör yönetimlerce halkı bir arada ve başıboş bırakmamak için kullanılmıştır. İspanya' da Franko, büyük stadyumlar inşa etmiş, insanların oraya toplanmasını sağlamıştı. Yine Portekizli diktatör Salazar da aynı yöntemle insanları bir arada tutmayı amaçlamıştır. Salazar,3f kuralıyla insanların çok kolay idare edilebilineceğini dile getirmiştir. Bunlar futbol, fado (örgütlü din) ve fiesta (şölen)dir. Bu sayede insanlar düşünmeye fırsat bulamamış ve yönetildikleri sistemler için birer potansiyel suçlu olma riskinden de kurtulmuşlardır. Vücut uyuşturucuya alıştırılmış gibi her gün magazin, spor, eğlenceye gereksinim duyar hale geldi. Bu şekilde insanlar asli görevlerini yerine getirmek yerine yapay kültürlerle oyalandılar.&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:10;color:black;"&gt;Çocuklarımız, genç erkeklerimiz ve genç kızlarımız internetin sağladığı olanakları maalesef farklı amaçlarla kullanılır oldular. Baskı altına alınmış, duyguları açığa çıkamayan gençlik hiç tanımadığı insanlarla her şeyini paylaşılır hale geldi. Toplumsal kabuller gençlerin kendilerini kimi noktalarda sınırlamalarını ön gördüğü için, gençler bu gizli dünyanın nimetlerinden nemalanmak gereği hissettiler. Tanımadıkları, dünyanın öbür ucundaki insanların fikirlerini, yaşam tarzlarını kendilerinde görmeye başladılar. Evden kaçmalar, tanımadığı insanlarla gizli buluşmalar ve sonrasında kültürel değerlerine yabancı bir gençliğin ortaya çıkmasıyla sonuçlanan süreç. Oysaki çözüm ebeveyn ile çocuklar arasındaki iletişim kopukluğundan kaynaklanmaktaydı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:10;color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:10;color:black;"&gt;Bazı şeylerin konuşulmasının tabu olduğu kültürümüzde, bu yasak şeyler ister istemez gençlerimizi internet gibi bir tuzağa çekmiştir. İlgisiz kalan, bilgilendirilmeyen, sorunları görmezden gelinen gençlik, kendi problemlerini tanımadığı ortamlarda çözmeye kalkışınca ortaya psikolojik sorunlarla boğuşan bir kuşak çıktı. Oysa aile gereken ilgiyi, bilgiyi ve yapılması gerekenleri genel kabuller içinde çocuğa vermeye çalışırsa, toplumsal değerlerin insanları birbirine bağlayıcı yönü kurtuluş reçetesi olabilir ve aile çocuğuna kültürün kimliksel özeliğinden bahsederse, herhalde, gençler kendilerini bu kuşak çatışmasının içinde bulmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak yozlaşan bir toplum, yozlaşan bir medya ve yozlaşmaya doğru giden bir insanlık çıkıyor karşımıza. Yine de ümit etmek gerek, eğitimin bilinçli nesil yetiştirme gayretleri hiç bitmemeli. Tv, internet, futbol, gazete, müzik ve daha onlarcası… İlk çıktıklarında heyecanlandırdıkları insanların sonradan kâbusu oldular. Aslında bunlar sadece gelişim için iyi birer basamak olmalılar. Bilgi toplumuna geçtiğimiz 1950’li yıllardan itibaren kitle iletişim araçları hayatımızın her alanında kendine yer edindi. Bu araçların her biri kişisel gelişim için iyi birer araçken, yanlış kullanımları ise onları kültürel yozlaşmaya doğru itmektedir.&lt;br /&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İsmet Tunç&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-4069337627539149842?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/4069337627539149842/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/kulturel-yozlasma.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/4069337627539149842'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/4069337627539149842'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/kulturel-yozlasma.html' title='KÜLTÜREL YOZLAŞMA'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-5590330155864256639</id><published>2009-07-02T15:24:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T15:29:55.990-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kadın Yazıları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>Kadınlar, Eğitimleri, Oy Hakları ve Demokrasi</title><content type='html'>&lt;p style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="center"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bir kırsal kesim kadınından en çok duyulan cümle “ben bilmem, kocam bilir”dir. Neden bilmez? Kocası neden bilir? Nasıl bilmelidir? Bunlara verecek bir cevabı da yok. Aslında ne düşünmesine gerek var ne de fırsatı… Ömür boyu müebbet yemiş pasif bir varlıktır, yaşayan ama yaşadığından haberdar olmayan, birey olduğunun kanıtı olan “oy hakkı”nı bile erkeğin gösterdiği partinin sembolüne basan bir varlık…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bilgi toplumuna geçtiğimiz 1950li yıllardan sonra dünya toplumlarında sürekli artan bir gelişim grafiği gözlenmiştir. Bu gelişimde muhakkak ki kadınların özümsenmeyecek derecede rolü ve etkisi vardır. Çünkü modern toplumlarda, kadın, erkekle eşit sorumluluk alarak o toplumun gelişim dinamiklerinde önemli roller üstlenir. Çünkü kol gücü yerine akıl ve mantığın ön planda olduğu teknoloji çağı, kadınların her türlü işte ve etkinlikte aktif rol alarak var olmasına olanak verir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt; &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;kadınların bu etkinliklere sahip olmaları elbet de kolay olmadı. Feminist öğretinin en ateşli savunucunlarından biri olan yazar Hannab Rachel Bell bu süreci Kadın İşi//Erkek İşi adlı kitabında şu şekilde yazıyor: "Sütyenlerimizi yakıyor, etek, ince çorap ve yüksek topuklu ayakkabı yerine pantolon giyerek her eşye meydan okurcasına uygun adım yürüyor, sadece erkeklerin girebildiği barları basıyor, üniversitedeki seçimlerde ağırlığımızı koyuyor, durmaksızın eşitli talep ediyorduk" diyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt; &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;eğitim ortamının cesaretle birleşmesi meydan okuma şeklinde varlığını hissettirebiliyor. Ya ülkemizdeki eğitimden yararlanamayan kadınlar kendilerini ifade etmek için hangi yola başvursunlar? Onları nasıl tanımlamak gerekir? Burada en iyisi Nazım'a kulak vermek gerekiyor;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;"...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Ve kadınlar &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;bizim kadınlarımız:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;korkunç ve mübarek elleri &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;anamız, avradımız, yarimiz &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;ve soframızdaki yeri &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;öküzümüzden sonra gelen &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız &lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;ve kara sabana koşulan ve ağıllarda&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;ışıltısında yere saplı bıçakların&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;kadınlar, &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;bizim kadınlarımız&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;..."&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Kadınların nitelik ve sayısal oranda artması, günümüzde, özellikle siyasi alanda kadınların etkinliğini sürekli gündemde tutmuştur. Kadınlar seçme ve seçilme hakkına 1934 yılında sahip olunmuşlardır. Ülkemiz kadını birçok Avrupa Birliği ülkelerindeki kadınlardan önce bu hakkı elde etmesine rağmen, günümüzde kendi özgür iradesine göre siyasi tercihini yapamamakta, erkeğin denetim ve baskısında, yine erkeğin istediği parti, siyasi oluşuma oy vermekte ya da benzeri aktivitelere bu şekilde iştirak etmektedir. Bunun da en önemli nedenlerinden biri; feodal özellik gösteren ataerkil sistemin günümüzde toplumsal bir sorun olarak devam ediyor/ettiriliyor olması gösterilebilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Kadınların oy kullanmada kendi siyasi iradelerini yansıtamamalarının en başta gelen nedeni; erkekle eşit olmayan haklara sahip olmalarıdır. Erkeklerle eşit haklara sahip olduklarının farkında olmamaları onları pasifleştirmiştir. Bu olumsuz durum, ortaya erkekle eşit oldukları halde, onlarda, erkekle eşit olmadıkları düşüncesini doğurmuştur. Bu düşünce, erkeklerin yaratılıştan kadından üstün olduğu düşüncesi hâkim kılmış, dinden olmayan fakat dindenmiş gibi gösterilen kültürel öğeler kadının baskı altında kalması için kullanılan toplumsal yanlışlar olarak kalmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt; &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Kadının kimlik sorunu olarak ortaya çıkan kendini ifade edememe sıkıntısı onu evine ve erkeğine bağlı, mazbut bir varlık, iyi bir anne haline getirmiştir. Bu nedenle kadınlara yönelik yapılacak bilgilendirme çalışmaları; onlara herhangi bir baskı altında kalmadan, kendi özgür iradelerine göre seçim yapmalarına olanak verecektir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Geleneksel kesim kadını, bireysel haklar adına neredeyse hiçbir konuda bilgi sahibi değildir. Bu bilgisizlik; dar bir dünya görüşü, olayları idrak edememe, çözüm odaklı düşünememe gibi kadını tamamen toplumsal ve sosyal bir varlık durumundan çıkarıp, günübirlik işlerin ehil kişisi yapmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt; &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Kadınlara yönelik yapılacak eğitim çalışmalarının en temel amaçları; demokrasi bilincinin aşılanması, kadın hak ve özgürlüklerin kadınlarca özümsenmesinin sağlanması; aile, birey, kadın-erkek eşitliği, bireysel yaşam, ataerkil sistemde kadının hakları, sosyal güvence gibi temel konularda bilgi vermek ve kadınların bilinçlenmesini sağlamak.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Kadına verilecek fırsatlar her şeyden önce demokratik bir ortamda kadınların onurluca bir yaşam sürmelerini sağlayacaktır. Kendisini yönetmesi için her türlü siyasal etkinlikte oy kullanmak zorunda kalan kadın, kendi tercihi yerine başkalarının tercihlerine uymak zorunda kalıyor ya da bu zorlamaya tabi tutuluyor. Kadına yönelik çalışmalar bu tür uygulamaların büyük oranda azalması ya da belirli bir seviyeye çekilmesi anlamına geliyor. Bu şekilde bilinçlenen kadın kendi tercihini yaparken ben bilirim diyebilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;İsmet Tunç&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-5590330155864256639?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/5590330155864256639/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/kadnlar-egitimleri-oy-haklar-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/5590330155864256639'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/5590330155864256639'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/kadnlar-egitimleri-oy-haklar-ve.html' title='Kadınlar, Eğitimleri, Oy Hakları ve Demokrasi'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-4477215203942983589</id><published>2009-07-02T15:22:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T15:24:40.538-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>KARİZMA</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Karizma, hemen hemen herkesin günlük hayatta dilinden düşürmediği bir kavram. Karizma günlük hayatta giyim, duruş, tarz, yakışıklılık gibi faktörlerle açıklanmaya çalışılır. Gerçekte karizmanın ne olduğu bilinse, belki de günümüzde kendisini “ karizmatik” olarak gören insanlar, gerçekte karizma olmayan ama karizmanın gelip geçici bir versiyonu olan “ popüler kültür” ün bir ürünü olduklarını görecekler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Karizmanın etimolojik kökenine baktığımızda sözcüğün “ mistik” bir anlam taşıdığını görüyoruz. Karizma, Yunan mitolojisinde göze hoş olanı simgeleyen tanrıçalardan, “ Kharit” den türemiş. “ Parlaklık, ışıltı, güzellik” anlamlarına geliyor. Sözcük daha sonra Hıristiyanlık’ ta “ Tanrı’ nın lütfu anlamını kazanmış. Yani tanrının lütfuna erişenler “ karizmatik” insan özelliğine sahip oluyorlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Karizmatik insanlar konuştuklarında insanlar onları pür dikkat dinler, yaptıkları herkesçe taktir edilir, geniş bir hayran ve destekleyici kitlesi arkalarındadır. Adeta toplumu peşlerinden koştururlar. Bütün bu özellikleri onlara kazandıran sihirli şey karizmaları. Gerçek karizmatik liderlerin ortaya çıkış zamanlarına baktığımızda, özellikle dikkatimizi çeken nokta; toplumsal düzenin bozulduğu, sosyal, ekonomik ve kültürel değerlerin sarsıntıya uğradığı, toplumsal anarşizmin hüküm sürdüğü zamanlarda lider insanların ortaya çıktığını görüyoruz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;“ Karizma” ve “Karizmatik Lider” kavramlarına çağdaş bir yorum kazandıran kişi ünlü Alman sosyolog Max Weber’ dir. Weber “ toplumların kültürel boşluğa düştüğü zamanlarda, toplumsal kuramları değişen kültürel değerlere uydurabilmeyi başaran kişi karizmatik liderdir” diyor. Weber toplumdaki değişme ve kültürel değişimin aynı hızda değişmediği ve bu orantısızlıktan kaynaklanan boşluğun toplumda buhranlara neden olduğunu dile getirmektedir. Kültürel değerler hızla değişirken, toplumsal değerler aynı hızla değişmez ve “kültürel boşluk” oluşur. Weber’ e göre böyle zamanlarda bir lider gelir, sosyal değişimle kültürel değişim arasındaki açığı kapatır. Toplum bu süreçte o liderde doğa üstü güçler olduğuna inanır. Daha doğrusu toplum bu değerleri o kişiye kendisi verir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Lider kişi her zaman toplumun bir kaç adım önündedir. Onu erişilmez kılan da odur. Antropoloji Profesörü Charles Lindholm’ a göre yandaşlarını “ zorlayıcı, açıklanamaz ve duygusal bir bağ” ile kendisine çeken lider karizmatik statüsüne yükseltilir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Karizmatik liderler sadece iyi şeyler yapan şeyler yapan kişiler değillerdir. Tarih sahnesine baktığımızda karşımıza, hiç kimsenin onaylamayacağı işlere imza atan kişilerle karşılaşmak mümkün, hatta onlar tarihin tozlu rafları arasında da değiller, küçüklüğümüzden beri tanıdığımız liderler. Hemen hemen her yerde onlara ait resimler, kolyeler, adlarına yazılmış sayısız kitaplar…onların tümü yıllar önce toplumları peşlerinden koşturmuş, yaptıkları işlerlerden dolayı da çoğu canlarını bu uğurda vermiş kişiler. Bunlardan biri milyonlarca yahudinin ölümünden sorumlu Adolf Hitler. Ünlü Birahane Yürüyüşünde kitleleri peşine takmış, &lt;?xml:namespace prefix = st1 ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:smarttags" /&gt;&lt;st1:metricconverter productid="1993’" st="on"&gt;1993’&lt;/st1:metricconverter&gt; te başbakan olarak konuşurken “ Ben, yaşarken II. Reich’ in dünya hakimiyetini görmek istiyorum” diyerek insanları galeyana getirmeyi başarmıştı. Almanya’ nın sonunu hazırladığını herhalde bilemezdi. Adı sürgünlerle özdeşleşen lider Josef Stalin, Nazilerin savaş tanklarını Leningrad’ da, başkent Moskova ve Stalingrad’ da durdurmayı başarmıştı. Onun ateşli hali Rusları işgalden kurtarmıştı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Mustafa Kemal 34 yaşında Çanakkale Savaşı’ nda genç bir yarbaydı. Süngü hücumuna hazırlanan askere “ size ölmeyi emrediyorum” diyerek ya bu savaşın kazanılacağını yada bir dahaki savaşın görülemeyebileceğini anlatıyordu. Ateşli hali, sert ve kararlı tutumu ona inananları zafere ulaştırmıştı. Fatih Sulatan Mehmet, Hindista’ nı Britanya’ nın sömürgeciliğinden kurtaran Mahatma Gandi, 27 yılını özgürlük uğruna hapislerde geçiren Nelson Mandela, Amerika’da 200 bin kişiye seslenen ve zencilerin haklarını kurtaracağını bilemeden kurşunlara hedef olan Martin Luther King, Fidel Castro, İngiltere’ de bağımsızlığın sembolü Wiston Churchıll, Nazım Hikmet, Che Guevara hala yaşayan bir efsane.. Listeye daha bir çok lider katılabilir. Karizmatik liderler kendilerini halka kabul ettirmiş ve yaptıklarıyla o dönemlerde el üstünde tutulan kişilerdi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Karizma sadece erkeklere ait bir özellik değil. Tarihte erkekler kadar ses getirmiş karizmatik kadınlar da mevcut. “ Aptal Sarışın” damgasıyla hafızalara kazınan Marılyn Monroe, eva Peron öldüğünde Teşvikiye Camii’ nde katolok olduğu halde adına mevlüt okutulmuştu. Diktatör Joan Peron’ la evlendiğinde suçlanan, öldüğünde “ Azize” mertebesine yükseltilen ünlü Evita müzikalinin unutulmaz solistiydi. Demir Leydi lakaplı Margaret Teacher ve adını daha sayamayacağımız onlarca kişi…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;21. yüzyıl “ karizmatik liderler” yerine “ karizmatik ünlüler” yarattı. Televizyon ve futbol sahalarında boy gösteren bu kişiler, karizma kavramına radikal değişiler yüklediler. Popüler kültür ürünleri olan ünlüler, daha çok sansasyonel yaşamları ile gündeme gelmeye çalışıyorlar. Bu durumda “ karizmatiklik” elbise, boy, yakışıklılık, güzellik, para vb uzayıp giden özelliklerle belirlenmektedir. Örnek vermek gerekmez çünkü onlar artık her yerdeler. Kiminin iç çamaşırı kapışılırken, kimiyle bir gece baş başa yemek yemek için servet dökmek gerekiyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İ. Tunç&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-4477215203942983589?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/4477215203942983589/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/karizma.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/4477215203942983589'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/4477215203942983589'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/karizma.html' title='KARİZMA'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-9084533655624585379</id><published>2009-07-02T15:18:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T15:21:47.075-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>İstanbul’da oturup Van’ı yazmak</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Üzerinde yaşadığımız coğrafyayı maalesef tanımıyoruz, çünkü gezmiyoruz, görmüyoruz ve ilgisiz yaşıyoruz. Anadolu toprakları onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış, her medeniyetten beslenerek kültür mozaiği oluşturmuş, günümüzde sahip olduğumuz eşsiz maddi ve manevi kültür ürünlerini bizlere sunmuş. Hem de hiçbir karşılık beklemeden…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sahip olduğumuz bu güzellikler yanı başımızda bünyesinde bulundurduğu kültürler bir armoni oluştururken bizler ona hep uzak durmuşuz, sadece “uzakta bir köy var” misali içimizde saklı kalmış. Geleneği, göreneği, inancı, tarihi ve diğer yönleriyle hep göz ardı edilmiş. Gidilmemiş, sahiplenilmemiş ve yabancılaş/tırılmış bir toplum bırakmışız geride.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sonra uzaktaki bir köyü yazmaya başlamışız, ne de olsa kitaplar yeterince bilgi veriyor bizlere. Kulaktan dolma birkaç söz ve en yakın haber kaynağımız televizyonlar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İstanbul’da oturup Van’ı yazan insan tipi, empatiyi kuramayan ve kendi gerçekliğini o yerin gerçekliği olarak kabul eden kişidir. Doğu ve batı kavramları zıtlığı, çelişkiyi ifade eder. Dolayısıyla İstanbul demek olan batı ile Van demek olan doğu, birbirlerinden tamamen bağımsız ve ayrı olgular olarak değerlendirilmelidir. Coğrafi şartların sertliği, eğitim olanaklarının yetersizliği, sosyo kültürel hayatın kalıp yargılardan oluşmuş; adına kültür denilen ve çeşitli basmakalıp değerlerce çevrelenmiş gerçekliklerinden oluşan (kadınların varlık sorunu, kız çocuğunun okuyamaması, ataerklilik, feodal düzen, &lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;vb) gerçek yaşam batıdaki biri için normal ve sıradan bir yaşam olarak tasavvur edilebilmektedir. Her gün mis gibi kahvaltısını yaparken sadece kuru ekmeğe muhtaç aileleri düşünen kaç aydın var diye düşünülse sonuç kaçımız için şaşırtıcı olur, araştırmak lazım. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bir aşiret düğününde takılan kilolarca altının tüm doğu ve güneydoğu için geçerli sayan, “bakın işte altınlardan yürüyemiyorlar?” diyebilecek kadar genellemeyi seven bir anlayış, açlığın ve imkânsızlığın ne demek olduğunu elbet de anlamayacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İstanbul’da oturup doğuya hakim olanlar, empati kavramını hiçbir zaman özümsemeyen insanlardır. Aynı coğrafyada yüzlerce yıldır yaşamalarına rağmen hala birbirlerinin kültürlerinden haberdar değiller. En küçük değerlendirmede her şeyi reddeden, yok sayan bir anlayış insanları birleştirmek yerine sürekli ayrıştırmakta ve özlenen birlik, beraberlik tablosunun ortaya çıkmasını geciktirmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bin yıldır aynı topraklarda yaşayan ve hala hayretle “sizde bu böyle miydi!” diye şaşıran insanlar var. Kendi coğrafyasında kendi insanına yabancı duran bir halk elbette kendi içinde birlikteliği sağlamakta zorluk çeker. Anlamak, anlamaya çalışmak çözümü kendiliğinden getirecek altın bir anahtardır. Dünyanın en değerli anahtarı oradan oraya savrularak kendisine sahip olacak kuşağı beklemektedir. Bu kuşak neden hep gecikmektedir?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İstanbul’da, İzmir’de İzmit’te Manisa’da ve her yerde; yaşanılabilir, yazılabilir, düşünülebilir; değerler, değerlendirmeler, düşünceler masaya yatırılabilir; çözümlenir, çözüm önerileri getirilebilir. Aslında çok şey yapılabilir. Ama empati kurulamazsa, objektiflik, bilimsellik kaygıları taşınmazsa ortaya çıkan aydın tipi bizi Tanzimat dönemi aydınlarından kurtaramayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bugün gazetelerde, televizyonlarda milyonlarca insana ulaşan haberciler, yazarlar, çizerler, aydın diye kendini tanıtan kişiler biraz daha kendi kapsama alanlarını genişletmeli ve bir doğunun, bir güneydoğunun olduğunu hatırlamalıdırlar. Bunu hatırlayan, yazan, yazmaya çalışanlara ise tüm Türkiye minnet borçludur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İsmet Tunç&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-9084533655624585379?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/9084533655624585379/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/istanbulda-oturup-van-yazmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/9084533655624585379'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/9084533655624585379'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/istanbulda-oturup-van-yazmak.html' title='İstanbul’da oturup Van’ı yazmak'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-6881109468393407471</id><published>2009-07-02T15:05:00.001-07:00</published><updated>2009-07-02T15:07:44.266-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>Oryantalizm ve Batı İçin Doğu / 1: Kültürel Keşif</title><content type='html'>&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;a href="http://www.ercis.net/modules.php?name=News&amp;amp;new_topic=18"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Oryantalizm, batılı düşün adamlarının doğuyu anlamak için verdikleri çaba sonucunda ortaya çıkan “izm” lerden biridir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Oryantalizmin ortaya çıkışıyla; yalnız batılı doğu(lu)yu anlamakla kalmamış, aynı zamanda doğulu aydınlar da batıyı tanıma ve batıya yaklaşma fırsatı bulmuşlardır. Bu yakınlaşmayla “modernleşme” adına ilk temeller atılmıştır. Bu, batının ekonomik, sosyo-kültürel, siyasal sistemini anlama ve hayatına idrak etme anlamı da taşıyordu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Doğu ile karşılaşan ilk batılı güçler Avrupalılar ve Akdenizliler olmuşlardır. Osmanlı o dönemler doğunun en büyük ve en güçlü temsilcisi sayılıyordu. Özellikle Osmanlı’ya düşman olan Portekiz ve İspanyollar için oryantalizm, bir tür korku ve nefret düşmanlığı şeklinde gelişmiştir. Buna karşın Avrupa’da oryantalizm, bilimsel temellere dayalı ve entelektüel faaliyetler içinde gelişmiştir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Osmanlı ve İslam konulu ilk incelemeler Almanya ve Avusturya’ da yayınlanmıştır. Bunlar ilk ciddi eleştiri yazıları olmaları açısından önem taşımaktaydılar. Dede Korkut’tan Evliya Çelebi’ye kadar bir çok doğu el yazması eser batılılarca tercüme edilmiştir. Hatta o denli etki bırakır ki, bu Geothe gibi önemli edebiyatçıların da eserlerine yansımıştır. İlk başta başlayan kültürel keşif çalışmaları, sömürgeciliğin sistematikleştirilmesiyle batıda kurumsallaşır. Oryantalizmin ilk kurumsallaştığı ülkeler Fransa ve İngiltere olur. Bu ülkeler İslam ülkelerini birer birer sömürgelerine alırlar. 18. yüz yılda başlayan bu süreç, yaklaşık 150 yıllık Fransa-İngiltere hakimiyetinin doğmasına neden olmuştur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;color:#363636;" &gt;Edward Said&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;, oryantalizmi sömürgeciliğin bir niteliği olarak niteler. E. Said’ e göre bilimsel bir etkinlik olan oryantalizm, batının iktisadi olarak gelişmesiyle doğuyu anlamanın bilimsellik temellerini yitirmesine neden olmuş ve sömürü şeklini almıştır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;19. ve 20. asırlarda &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold"&gt;Doğu&lt;/span&gt; adına hemen hemen bilinmeyen hiçbir sır kalmamış gibidir. Batı’nın geliştirdiği sosyal bilimler, doğuyu her şeyiyle gün ışığına çıkarmıştır. Doğu’ nun bilinen yeni ve eski kültürleri, başta antropoloji ve sosyoloji olmak üzere bir çok sosyal bilim dallarınca incelenmiştir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;1789 yılındaki Napolyon’ nun Mısır seferi, W. Benjamin’ e göre; bekli de Paris’ i 19. yüz yılın büyük bir bölümünde oryantalizmin merkezi yaptı. Çünkü Napolyon yanında götürdüğü bilginlerle doğu hakkında çok ayrıntılı bilgileri elde etmiştir. Hatta bu bilginlerden biri olan Champollion, Mısır’ın gizlerinin çözümünde anahtar rolü oynayan hiyeroglifi çözerek Paris’e dönmüş (1852) ve bu konudaki bilimsel araştırmaların temelini atmıştır. Kurulan enstitüler Rifat Tahtavi gibi önemli düşünce adamlarının okulu olmuştur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Daha sonraki dönemlerde antropolojik araştırmalar artmış, doğuda birçok dil ve kültür keşfedilmiştir. Filologlar (dilbilimciler) artmış, doğunun bütün “giz”leri batılılarca açığa çıkarılmıştır. Edward Said, bu çalışmaların batılılarca ne denli ileri taşındığını şu ifadelerle dile getirmektedir: “ …Batının bilginleri, askerleri ve yargıçları; tarihi, ırkları ve unutulmuş kültürleri yeniden yeryüzüne çıkardılar, yaşayan Doğuluların dahi anlayamayacakları biçimde bunları ileriye götürdüler. Klasik Doğu’yu yeniden yarattılar ve modern doğunun hizmetine soktular” der. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Edward Said’in de dile getirdiği gibi Doğulular bile Batılıların kendi kültürlerini bu denli açık-seçik şekilde betimlemelerini anlayamamışlar. Bu farkında olmayışlık, Doğulu Arap aydınların bilimsel temelli batı araştırmalarının etkisinde kalmalarına neden olmuştur. Rifat Tahlavi, Muhammed Kûrdavi, Butros el Bustani, gibi Arap aydınları, Fransız kaynaklı oryantalizmin etkisinde kalanlardan bir kaçı sadece. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Doğuyu anlama çabaları içinde bulunan Batılılar Türkoloji kürsüleri de kurmuşlardır. Osmanlı milliyetçiliği ile Türk milliyetçiliğini araştırmışlardır. 1795 yılında Paris’te Türkoloji bölümü kurulmuştur. Doğuyu çözmeye çabalayan Batılılar, Afrika’dan Asya’ya kadar en ücra bölgelere dahi ulaşmışlardır. Bu halkların dinlerini, dillerini, ırklarını, sosyo-ekonomik ve kültürel yapılarını, siyasal yapılarını mercek altına almışlardır. Avrupalıların bu çalışmalarla kendilerini üstün millet olarak görmeleri sonucunda Doğulu aydınlar Batılılara özenmiş ve modernizm söylemlerinde bulunmaya başlamışlardır. Bu şekilde söylemler onları Batılılara karşı ezik ve mahcup bir duruma itmiştir. Batı sanatta, fikirde, estetikte, edebiyatta ve siyasal olarak en üst konumda bulunmaktadır. Doğu, Said’in deyimiyle Batı'nın gücünün, iktidarının gücüyle çizilmiştir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Batı, doğuyu kültürel keşifle gün ışığına çıkarmıştır. Mahremiyet duygularının ortadan kalktığı ve bütün gizemiyle batının önüne serilen Doğu; sonuç olarak kendini siyasal bir çıkmazda bulacaktır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İsmet Tunç&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-6881109468393407471?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/6881109468393407471/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/oryantalizm-ve-bat-icin-dogu-1-kulturel.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/6881109468393407471'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/6881109468393407471'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/oryantalizm-ve-bat-icin-dogu-1-kulturel.html' title='Oryantalizm ve Batı İçin Doğu / 1: Kültürel Keşif'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-59548530952135582</id><published>2009-07-02T15:04:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T15:07:29.032-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>Oryantalizm ve Batı İçin Doğu / 2: Pragmatik Demokrasi</title><content type='html'>&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;a href="http://www.ercis.net/modules.php?name=News&amp;amp;new_topic=18"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Batı doğuyu anlamak zorundaydı kendince. Çünkü bir doygunluk noktasına gelinmiş, kaynaklar gelecek adına tehlike sinyalleri vermekteydi, Orta Doğu zengin kaynaklarıyla iştahlarını kabartmaktaydı...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Prof. Dr. Sezgin Kızılçelik' in deyimiyle "Batı Batıklığı" na ve "Batı Barbarlığı" na gömülen batı, doğuyu yapısalcılık yöntemiyle istila politikasına başlamış ve bunu çok iyi işlemiştir. Kızılçelik' e göre ABD tarihi olmayan bir devlettir. Tarihi olmayan bir devlet, tarihi olaylarla değil, gündelik olaylarla uğraşır. Yani tarihi olayları teferruatlı incelemek gerekmez. Yapısalcılık, Marksist anlayışın tam tersi bir uygulamadır. Marksizimde tarihi araştırmalar en temel alınması gereken yöntemken, yapısalcılıkta alan araştırması yöntemi esas alınmaktadır. ABD ve Avrupa doğuyu tanıma çabalarına başladıklarında aslında bunca zenginlikle karşılaşacaklarını zannetmemişlerdi. Doğuya gönderdikleri misyonerleri raporlar düzenlemekte, tarihi ve ekonomik bilgileri devletlerine ulaştırmaktaydılar. Uzun süren araştırmalar meyvesini verecektir ki Avrupa keşif çalışmalarını bazı devletleri kullanarak da üs kurma biçiminde sağlam temeller üstüne kurmuştur. Orta Doğuya yakınlaşan ABD ve Avrupa buradaki toplumların yaşam koşullarını, gündelik hayatlarını, dinin inançlarını, örf, adet, gelenek göreneklerini ayrıntılı bir biçimde analiz ederek politikalarını bu şekilde işleme koymuşlardır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Orta Doğu, bir çok farklı mezhebin bir arada bulunduğu bir çoğrafya. Dolayısıyla bu kadar çeşitliliği bir birine düşürmek hiç de zor olmadı. Aralarına sokulan farklı dinden milletlerle (yahudiler gibi) bu iş daha da rahat sürdürülmeye başlandı. İnsanların tarihte ve günümüzde gözlerini kırpmadan ölüme gidebildikleri en önemli ve hemen hemen tek olgu "DİN" olgusudur. İnançlara yönelik saldırılar yapılmaya başlanınca, çözülme daha da hızlanmaya başlandı. El altından yapılan silah transferleri, bugün diktatör olan ama o günlerde el üstünde tutulan kişiler, gerilla komutanları, komünizme karşı savaşan insanlar, onlar için menfaatler tersine dönünce birer hedef haline geldiler. Asıl aktörler bir kenarda dururken; bütün figüranlar ölüme mahkum ediliyordu. Bugün Hamas ve El Fehih İsrail'le savaşmak yerine birbirlerini öldürüyorlar. Sunni ve Şiiler birbirlerinin ibadet yerlerini yıkmakla ve birbirlerinin kanını dökmekle meşguller. Mezopotamya toprakları Neolitik (yerleşime geçilen dönem m.ö 4000 dolayları) dönemden beri her daim popülerliğini korumuş ve sık sık istilalara uğramıştır. Bu gün dünyada yerleşik hayata geçildiğinin en önemli kanıtları Anadolu ve Orta Doğu topraklarında yapılan arkeolojik kalıntılarla gün ışığına çıkarılmaktadır. Yani batı bütün bu zenginliklerin farkındalığına çok erken zamanlarda varıyor. Özellikle İngilizler ilk petrol çalışmalarına &lt;?xml:namespace prefix = st1 ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:smarttags" /&gt;&lt;st1:metricconverter productid="1800'" st="on"&gt;1800'&lt;/st1:metricconverter&gt; lerde Irak ile başlıyorlar.Örneğin Almanlar Hititlerin kendi ataları olduklarını idda etmekte ve bu nedenler yurdumuzun bir çok yerinde arkeolojik kazılar sürdürmekteler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Doğu sadece petrolun merkezi olduğu için batılılarca kıskaca alınmıyor. kapitalist sistemin tek rakibi olan sosyalizm tehlikesine karşı Orta Doğu sayesinde olası bir Sovyet tehlikesini bertaraf etmekti amaç. Tabi ki soğuk savaş sonunda sovyetler dağılınca, bu savaş, enerji savaşları şeklini aldı. Komünizmle yönetilen Çin de Maocu etkiyi büyük ölçüde kırarak ABD ile ilişkilere girdi. Akıl almaz bir yükselişle batıyı ekonomik olarak istila sinyalleri verdi. Bunun farkında olan gerek Rusya, gerekse ABD, kota uygulamasıyla Çin'in olası ekonomi tehlikesini hafifletmeyi az da olsa başardılar. Batının Orta Doğu' yu karıştırma işlemi başarıyla sonuçlanınca, hem ekonomik olarak enerji kaynakalarına ulaşmış oldular. Hem de son zamanlarda büyümelerini kat kat arttıran Türki cumhuriyetleriyle yatırım hamlesine giriştiler. Bu ülkelerin yapılanmalarında iş gören batı, hem ekonomik olarak rahatladı, hem de stratejik önem taşıyan noktaları gözetim altına alma fırsatını buldu. Bunlardan biri Güney Kore, biri İran. Her ne kadar Rusya ABD yanlısı gözükse de Uzak Doğu ve Orta Doğulu devletlerle yaptığı ticari ve nükleler yöndeki anlaşmalarla olası bir ABD- Rusya savaşında yalnız kalmak istemiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Batı doğuyu anlama çabasına girişirken, geleceğin ne getireceğini hesap ederek işe koyulmuş. Bu gün ulaslararası strateji uzmanları, her devletin attığı adımları dikkatle izlemekte, olası bir durumu değerlendirmeye almaktadırlar. ABD ve Avrupalı akademisyenler daha çok bu yönde çalışmaktadırlar. Bunların başında F. Fukoyama, B. Lewis, S. Hantington, R. Fallk ve daha bir çok önemli akademisyen bulunuyor. Edward Said de bunlardan biriydi. Bunlar siyasal birikimlerini kitaplara dökerek hükümetlerin dış politiklarını yönlendiren önemli sosyologlardır. Hantington, "Medeniyetler Savaşı", Fukoyama "Tarihin Sonu","Ulus Devletin Çöküşü"; Lewis Orta Doğu hakkındaki dataylı incelemesiyle (kendisi aynı zamanda bir Osmanlı tarihi uzmanıdır) ve daha adını sayamadığımız stateji uzmanlarıyla Batı, Doğu'yu, alan araştırmalarıyla çözümlemiş ve bölmüştür.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bir uzmanın deyimiyle ABD bunları demokrasi adına yapıyor. ABD için demokrasi pragmatik anlayışta uygulanıyor. Yani demokrasiyi kendi menfaatleri yönünde işleme koyuyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Demokrasi herkes için var. Her insan, özgür doğar ama Russell' in deyimiyle, zincirlenmiştir. Demokrasi, zincirleri kırmak için olmalı, insanları daha da kalın zincirlere mahkûm etmemeli…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İsmet Tunç&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-59548530952135582?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/59548530952135582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/oryantalizm-ve-bat-icin-dogu-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/59548530952135582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/59548530952135582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/oryantalizm-ve-bat-icin-dogu-2.html' title='Oryantalizm ve Batı İçin Doğu / 2: Pragmatik Demokrasi'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-6337029727130445533</id><published>2009-07-02T15:01:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T15:03:49.671-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>YAZI, YAZMA, ÖZGÜN YAZAR YA DA OKUNAN YAZAR OLMAK</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Yazı, insanlık tarihinde en önemli olayların başında gelir. Nitekim insanlar yazıyı bularak uygarlığa geçiş aşamasında çığır açmışlardır. Yazı insanın kendini ve dolayısıyla toplumunu keşfetmesidir. Var olanı sözlü kültür yoluyla anlatmanın yanında, bunu yazıyla da anlatmak, kalıcı olmanın önemli yollarından biridir. Çağlar arasında dolaşmak, her kesimden insanla kucaklaşmak ancak yazıyla mümkündür. Yazı kalıpları, zincirleri ve duvarları yıkıp ışığa koşmanın biricik yoludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bizden çok önceki devirlerde yaşamız birine ait bir okuma metni bulduğumuzda ne kadar da seviniriz. Bizden önceki insanlar ne yapmış nasıl yaşamış, bizim üzerinde durduğumuz kimi meselelere, sorunlara ne gibi çözümler üretmiş vb. sorular beynimizde sıralanırken, yazılan metinden bulacaklarımızla mutlu olup olamayacağımız da ortaya çıkacaktır. Eğer yazar bizi tatmin etmişse bir çocuk kadar sevinir ve o toplumun bizden önceki yaşantısını öğrenmenin mutluluğunu tadarız. Eğer yazar bizi mutlu edememişse, genel geçer olaylardan bahsedip, basit şeyler üzerinde durmuşsa; yazdıklarını okuma zahmetine girdiğimiz için hayıflanırız. İşte yazı bizlerin şimdi olduğu kadar, gelecekte de anlaşılmasını sağlayacak bir araçtır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Şüphesiz ilk çağlardan günümüze ne kadar filozof, düşünür, devlet adamı ve diğer tüm alanlardaki yetkin insan varsa bizlere kadar yazı sayesinde ulaşmışlardır. Seneca’yı okurken hitabetin gücünü, Platon’ u okurken toplumdaki görevlerimizi, İbn-i Haldun’u okurken toplumsal mekanizmayı, Cemil Meriç’i okurken yeniden düşünmeyi, Şems-i Tebrizi’yi okurken aşkı, Farabi’yi okurken aklı ve her diğer düşünürü okurken farklı bir dünyayı keşfeder, hiç görmediğimiz, tanımadığımız yerlerde farklı insanlarla konuşmaya dalarız ki elimizdeki satırların bitişi bizleri yeniden kendimize getirir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Tarih boyunca en çok horlananlar, üzülenler ve en çok sefalet çekenler daima düşüneler ve yazanlar olmuşlardır. Bu nedenle yazanlar daima gözlem altında tutulmuş, tehlikeli olarak bilinmişlerdir. Dünya tarihi sayılamayacak kadar örneklerle doludur. Zavallı İbn-i Sina deve sırtında az tıp kitabı tercüme etmedi ya da Takiyeddin’in rasathanesi başına bu yüzden geçirilmedi! Bu, sadece bir topluma özgü bir ayıp olmayıp, tüm dünya halklarının yaşamış olduğu bir trajedidir. Vatanından ayrı düşenler, ömürlerini yazdıklarının bedeli olarak hapiste geçirenler veyahut asılanlar, dövülenler ve işkence görenler. Bu kaderi paylaşanlar, yazının sihirli gücünü keşfedenlerdir. Kalemin kılıçtan keskin olması, yazının sihirli gücünden geliyor olsa gerek.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Düşünmek ve düşündüğünü anlatmanın bir yolu da yazmadır. Yazmak bir insanı yazar olmaya iten başlıca etkendir. Bu yolla sürekli bir gelişmenin kapısı aralanmış olur. Yazar, kendini en iyi şekilde anlatmaya ve anlaşılmaya adamalıdır. Okuyucu, kendi yerine duygu ve düşüncesini anlatan yazara bağlanır. Takip ettiği bu yazar okuyucuya yeni ufaklar açmalı ve onu yazının engin sınırları arasında dolaştırmasını bilmelidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Öncelikle okunur yazar olmak için kalıpları kırmak gerekmektedir. Belli bir karaktere bürünmüş yazarlar sadece kendi gibi kalıp sahibi insanlar tarafından okunurlar. Bunlar gün geçtikçe daha çok birbirlerine benzerler ve kendileri gibi kalıp yargılara, özelliklere sahip insanlarca sahiplenirler. Bu noktada o kişiye yazar demek doğru değildir. Aynı bakış açısı ve aynı ifadeler yazarı okunmaz duruma getirir. .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Kimi yazarlar vardır ki; okuyucu tarafından sabırsızlıkla beklenirler. Aynı konuya bile farklı bir bakış açısıyla yaklaşmak, olayın aydınlanmayan önemi taraflarına ışık tutmak, kişiyi okuyucu nezdinde okunur yazar yapmaya yeten birkaç etkenden biridir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bir yazar için önemli olan, sıradanlıktan kurtulmaktır. İnsanların ilgilerini canlı tutacak farklı ve özgün konular bulmak, bunlara farklı açıdan bakmasını bilmelidir. Çok yazmak ya da sadece yazmak için yazı yazılmamalıdır. Yazının kıymeti, işlenen konunun insanları ne kadar ilgilendirdiği ve bu konun bir boşluğu kapatıp kapatmadığıyla ölçülmelidir. Bu kaygıda olan yazar, daima yazmasa da yazar olduğunu unutmaz. Unutulmamak daima yazmakla değil, özgün olmakla mümkündür. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İsmet Tunç&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-6337029727130445533?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/6337029727130445533/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/yazi-yazma-ozgun-yazar-ya-da-okunan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/6337029727130445533'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/6337029727130445533'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/yazi-yazma-ozgun-yazar-ya-da-okunan.html' title='YAZI, YAZMA, ÖZGÜN YAZAR YA DA OKUNAN YAZAR OLMAK'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-31731511533679970</id><published>2009-07-02T14:14:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T15:00:05.685-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Van-Erciş'/><title type='text'>Radyo Star’da Tatlı Bir sohbet</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Radyolar insanlara ulaşmak için kullanılabilecek en kısa ve sağlıklı iletişim araçlarının başında gelir. Bir yerleşim yerinde toplumsal bir etkinliği anlatmak için radyo kadar uygun bir araç bulmak oldukça zor. Erciş’teki kadınlar derneği etkinliklerini anlatmak için bir radyo programı yapmayı uygun bulmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Erciş’te yayın yapan özel radyolardan Star Fm, Erciş Kadınları Koruma ve Dayanışma Derneği yönetimini canlı yayına davet etti. (10/09/2007 Pazartesi). Dernek yönetimi yaptığı faaliyetleri canlı yayında halkla paylaştı. Dernek hakkında yazdığım yazı ve Kadın Antropolojisi hakkındaki araştırmalarımdan dolayı dernek yönetimince ben de yayına davet edildim. Kendilerine bu düşüncelerinde dolayı teşekkür ediyorum. Erciş halkıyla canlı yayında kadınların sorunları, dernek tarafından sunulan hizmetler, toplumun kadına bakış açısı gibi temel konular üzerinde durmaya çalıştık."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İlk olarak radyoya ben gittim. Beni karşılayan kişi, evden çıkmadan önce radyoda kendisini dinlediğim kişi olan Can Batmaz’dı. Güler yüzlü, saygılı ve pozitif düşünen bir genç kendisi, tanıştık ve yaklaşık on beş dakika sonra diğer konuklar geldi. Kısa bir tanışma ve kaynaşma muhabbetinden sonra stüdyoya geçtik. ..&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Programda sunucu Can Batmaz, dernek başkası sıfatıyla Asiye Baburhan, proje koordinatörü Emin Baburhan, derneğin sekreteri Nevin Karahan ve ben vardım. Asiye Hanım derneğin kuruluş hikâyesini ve dernek fikrinin ilk olarak nasıl oluştuğundan bahsetti. Daha sonra Nevin Hanım derneğin amacını anlatan kısa bir giriş yaptı. Emin Bey de derneğin kuruluş aşamasında karşılaştıkları sorunları ve&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;bunlarla nasıl baş ettiklerine değindi.. Ben de kısa olarak konuyla ilişkimi ve düşüncelerimi aktardım. Daha sonra sohbet tadında bir programa geçtik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Programın ilk bölümünde STK kavramına değindik. Kapalı toplum özelliği gösteren coğrafyalarda STK’ların çalışmalarında ortaya çıkan olumsuzlukları sıraladık. Genel olarak halkımızın sağlık konusundaki yetersizliğinin nelere mal olduğunu ve kadınların bu yetersizlikten ne kadar haberdar olduğunu, çözüm yollarını ve kadınlar derneği olarak hangi noktalarda onlara yardımcı olabileceklerini Asiye Hanım bizlere açıkladı. Nevin Hanım karşılaştıkları zorluklara değindi ve zamanla bunların pozitif olarak nasıl dönüştüğü anlattı. Ben ve Emin Bey, toplumumuzdaki aksaklıkların nasıl ortaya çıktığını ve çözüm yolları hakkındaki görüşlerimizi radyoları başındaki dinleyicilerle paylaştık. Bu arada sevgili Can, karşılaştığı kimi olumsuz örnekleri, kadın olgusu hakkında toplumca nasıl olumsuz kanaatlere sahip olduğumuzu bizlerle paylaştı ve yapılan uygulamaların tamamen daha iyi ve sağlıklı bir toplum için yapıldığını söyleyerek tüm bayanları derneğin faaliyetlerine katılmaya çağırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Program kesintisiz devam ettikçe herkes daha da rahatlamış, bir şeyleri anlatabilmenin rahatlığına kavuşmuştu. Toplumsal değişimizin daha da pozitif yönde olabilmesi için, gördüğümüz aksaklıkları kuramsal yönleriyle dinleyicilerle paylaşma imkanı bulduk. Bazı dinleyiciler telefonla sorunlarını ilettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Dernek yönetimi kendilerine yardımcı olan birey ve kurumlara teşekkürlerini iletti. Yapacakları projeler hakkında bilgi verdi ve yapılan çalışmaların hangi aşamada olduğunu anlattı. Kısaca radyo programımız sorunsuz ve oldukça verimli geçti. Şahsım olarak yeterince bilgilendiğimi söyleyebilirim. Radyo çalışanları oldukça güler yüzlü sempatik kişiler, bizleri en iyi şekilde ağırladılar. Toplumun aydınlanması noktasında üzerlerine düşeni yaptıkları için övgüyü sanırım fazlasıyla hak ettiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;İsmet Tunç&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-31731511533679970?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/31731511533679970/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/radyo-starda-tatl-bir-sohbet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/31731511533679970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/31731511533679970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/radyo-starda-tatl-bir-sohbet.html' title='Radyo Star’da Tatlı Bir sohbet'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-9031695651985322007</id><published>2009-07-02T14:08:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T14:13:19.908-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>Gazze’nin Çocukları</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Savaşın ağır havasına küçük bedenleriyle tanık olan Gazze’nin çocukları belki de ömürleri boyunca unutamayacakları bir dramı yaşıyorlar. Psikologlar küçük bir çocuğa yapılacak en ufak bir müdahalenin çocuk tarafından unutulmadığını ve çocuğun bu olumsuz etkiyi uzun yıllar üzerinde hissettiğini söylemekteler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Gazze’nin çocukları ise psikolojik kuramların çok ötesinde dramları yaşamaktalar. Bırakın bir olumsuzluğu, bir günde yaşadıkları sayısız dram hafızalarında yer edinmiş, belki de uykularına kâbus olarak çökmekte. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Kameralara yansıyan görüntünde bir kız çocuğu muhtemelen kardeşi olan kendinden daha küçük bir çocuğu kucaklamış belirsiz bir şekilde yürümekte. Yarının ne getireceğini, geleceğinden bihaber birazdan başına düşecek bombalardan kurtulmak için hızlıca, yüküyle kalabalığa karışmakta. Günlerdir başlarına yağan bombalar geleceklerini de karartmaktadır. Çoğu belki de anne, baba şefkatinden yoksun büyüyecek. Ömürleri boyunca sevgilerinden yararlanacakları akrabaları olmayacak. Umutsuz bir geleceğe hazırlanan bu çocuklar dünyaya vahşetin nedenlerini sorarcasına kameralara saçları dağılmış şekilde ağlamaktalar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Yüzyıllar öncesinde insanlar ütopyalarını gerçekleştirmek için hiç bilmedikleri diyarlara seferler düzenlediler. Ne kadar toprak kazanırlarsa, ne kadar savaşta galip gelirlerse statüleri o derece artardı. Sonra medeniyet kavramı gülük yaşama hâsıl oldu, ölümün, öldürmenin ayıp karşılandığı “modern zamanlar”a geçildi. Milletler birleşip insan haklarına vurgu yaptılar. İnsan olmanın erdemi keşfedilmiş gibiydi, insanlık geçmişin vahşi yaşam tarzından utanıyormuş gibi davranmaya başladı. Hitler’den önce yok muydu milyonlarca insanı katleden? Vardı elbette. Ama “insan/lık” ve “hak” kelimeleri henüz bileşimlerini tamamlamamış ilkel formlarda birer rüyaydılar. İnsanlar ben-merkezci yaklaşımdan kurtuldukça kendi varlıklarının farkına vardılar. Montaigne insanı merkeze alarak onun bütün önyargı ve doğmalardan bağımsız değerlendirilen bir varlık olması gereğine dikkat çekmişti. Felsefe profesörü Nejat Bozkurt, insanın ben-merkezci yaklaşımdan kurtuluşunu şu şekilde açıklıyor: “insanın kendisi üzerine düşünebileceği ve homo humanus’un (insani insan) niteliklerini tanımlayabileceği yeni bir dünyanın habercisi oldu.” Bu yeni dünya insanı merkeze alan ve onun varlığına dayanan meşru bir zemindir. Sadece Filistin’de değil dünyanın dört bir yanında savaş yüzünden açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya kalan milyonlarca çocuk var. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bu yıl “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”nin 60. yıl dönümü kutlanıyor. İnsan olmanın değerleri yeniden hatırlanıyor/hatırlatılıyor. Teknolojinin bu kadar hızlı geliştiği, artık neredeyse “bilgi toplumu”nun da ötesine geçeceğimiz bir seviyeye gelen insanlık hala insanlık dışı muamelelere imza atarak kendi meşrutiyetine de en ağır darbeyi indiriyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Dünyayı çekilmez kılan sadece İsrail değil, eğer ki bunu İsrail’le sınırlandırırsak sadece kendi egolarımızı tatmin etmiş oluruz o kadar. Belki orada Müslümanlara yapılan dahası da Müslüman çocuklarının o feryadı bizleri daha da duysal varlığa dönüştürebilir. Bugün istisnasız her toplum dünyanın tüm çocuklarının gözyaşları dökmesinde suçludur, insan hakları evrensel beyannamesinin 60 yıl önce kabul edilen 30 maddesi tüm dünya insanlarını, velhasıl çocuklarını koruma altına almaktadır. Ama her toplumda o maddelerin ihlal edildiğini görüyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bugün Gazze’nin çocukları tüm dünya çocukları için ağlamakta, onların gözyaşları insanlığımızdan biraz daha utanmamız için birer vesikadır. O coğrafyada, ötesinde ya da içimizde yaşadığımız hanemizde; eğer ki bir çocuk gözü yaşlı gözükürse bunun suçu hepimizin omuzlarında. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;İsmet Tunç&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-9031695651985322007?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/9031695651985322007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/gazzenin-cocuklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/9031695651985322007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/9031695651985322007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/gazzenin-cocuklar.html' title='Gazze’nin Çocukları'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-4136438833831703840</id><published>2009-07-02T14:06:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T14:08:19.858-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Van-Erciş'/><title type='text'>“Ulupamir Okuyor”</title><content type='html'>&lt;p style="LINE-HEIGHT: 12.75pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="COLOR: black"&gt;&lt;a href="http://www.ercis.net/modules.php?name=Search&amp;amp;new_topic=18&amp;amp;author="&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İnsanların çevrelerini güzelleştirebilme gibi olumlu özellikleri vardır. Bu güzelliği ortaya çıkarmak için biraz duyarlılığa ve yapılması düşünülen etkinlik için çevresel desteğe ihtiyaç vardır o kadar. Bunlar sağlandığı taktirde kendi kendine yeten bir toplumla karşılaşmak mümkün. Ne de olsa sivil organizasyonların günümüz devlet modelinde devlet kadar işlev kazandığını biliyoruz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman zaman Ulupamir Köyü ile ilgili haber ve yorumlarla sık sık karşılaşıyoruz. Bu defaki etkinlik sürekli dillendirdiğimiz ve bu konuda belli bir bilincin oluştuğunu hissettiğimiz eğitimle ilgili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulupamirliler bir konuda diğer köylü vatandaşlarımızdan daha duyarlılar; eğitim konusunda sık sık öğretmenlerle bir araya gelirler ve öğrencilerin eğitimleriyle ilgili sorun ve değerlendirmelere katılmaktan kendilerini geri bırakmazlar. Bu ekinlik de bu kapsamda hayat bulmuş şekilde karşımıza çıkmakta. İnsanın yapılacak çalışmada başarıyı görebilmesi için mevcut ortamdan emin olması gerekiyor. Aileler bu konuda duyarlı davranmasalardı belki de bu okuma kampanyası düzenlenmeyecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köyde yaklaşık 4 yıldır görev yapan sosyal bilgiler öğretmeni Halil Avcı 2008–2009 eğitim öğretim yılında okulun yeni müdürü olarak göreve başlıyor. Okuldaki çeşitli fiziki ihtiyaçların yerine getirilmesi için uğraşılırken, bu esnada okulun kütüphanesini Erciş Emniyet Müdürlüğü’nün Turkuaz projesi yardımıyla yeniliyorlar. Ailelerin okula olan ilgisini bilen Halil Hoca, işi biraz daha ileri götürüp belki de kitap okumakta istekli davranmayan öğrencilere ders olacak bir etkinliği de başlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etkinliğin adı “Ulupamir Okuyor” olarak konulmuş. Halil Avcı amaçlarını belirten şu kısa notla olayı özetlemekte. “Okulumuza Turkuaz Projesi kapsamında yeni bir kütüphane kazandırdık. Bu güzel kütüphaneden köy halkımızın da faydalanmasını arzu ediyoruz. Bu bağlamda “Ulupamir Okuyor” Kampanyasını başlattık. Kampanyanın ilk adımı 11.03.2009 ile 05.06.2009 tarihlerini kapsayacaktır. Kampanya sonunda kütüphaneden en çok faydalanan kişilerin evine kampanya kapsamında topladığımız kitaplarla küçük kütüphaneler kuracağız. Kampanyadaki amacımız kitap okuma alışkanlığını geliştirmek ve evlerde kitaplıklar kurarak okumanın devamlılığını sağlamaktır. Bu amaçla okulumuza her yerden kitap bağışı bekliyoruz. Yapılan bağışın miktarından çok, önemli olan mukaddes eğitim yolculuğundaki gönül birlikteliğimizdir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halil Avcı kütüphaneden en çok faydalanacakların evlerine kütüphane kurulacağına değiniyor; hoca, notta sayı vermiyor ama bildiğim kadarıyla başarılı olunursa şayet, yaklaşık 20 ailenin evine kütüphane kurulacak. Nisan ayının ilk haftası biterken geçen bir aylık sürede 126 kişi 205 kitap okumuş görünüyor. Ortalama bir ayda iki kitap okunmuş.&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 12.75pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="COLOR: black"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Kapalı toplum insanının “benzeşme” gibi kötüye yoğrulacak özelliği de vardır. Bu özellik, bu yazının, ilk cümlesindeki özelliğin tam tersi karaktere sahip; yani olumsuz bir yönü ifade etmekte. Çünkü kapalı toplum özelliği gösteren insanlar sosyo-kültürel benzeşme özelliğiyle genelde durağan ve sürekli basit olaylar etrafında cereyan eden bir ruh haline bürünürler. Bu özellik bilinçli olarak kazanılan bir özellik olmayıp iş gücü ve basit düşüncel olayların cereyan etmesinden kaynaklanmaktadır. Şimdi bu güzel etkinliği düşününce “benzeşme” eyleminin okuma eylemiyle pozitif yöne evirilmesi olasılığının yüksek olduğunu belirtmekte fayda var. Köylülerin okumaya olan ilgisinin dalga dalga yayılması ve durumun “pragmatizm”le açıklanması da olasıdır. Avanta kitap kazanma eylemi zamanla yerini kütüphane olgusuna sahip bir ruh haline sahip köylü tipolojisi bırakacaktır. Dolayısıyla okulla işi biten bir öğrencinin sadece okul ders kitaplarına sahip olması ve muhtemelen de annesinin aklına ilk gelen düşünce olan kitapları çatı katına kaldırma eylemi burada yerini bir kütüphaneye sahip olmanın mutluluğuna bırakacaktır. Ortaya bir kütüphane olgusu çıkacak ve kitaba sahip olmanın evrensel düşüncedeki önemi bir ihtimal kavranacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun lafın kısası köylüler evlerde biriktirdikleri bin bir çeşit envai eşya arasına kitapları da katacaklardır. Tabii, bilmeleri gereken bir olgu da, kitapların diğer eşyalar kadar toza ve ilgisizliğe dayanıklı olmadıkları. Onların yeri evin en güzel köşesidir. Bu bilince sahip vatandaş yetiştirmek de yine okul yönetiminin gayretine kalmış bir iştir. Bu kampanyayı düzenleyen okul yönetimi her şeyden önce teşekkürü hak etmektedir. Yine kampanyaya destek verecek her kurum ve kuruluşun da bu çorbada tuzu olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İsmet Tunç&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="mailto:İsmet.tunc@mynet.com"&gt;&lt;span style="mso-ansi-font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 12.0pt; mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;İsmet.tunc@mynet.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-4136438833831703840?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/4136438833831703840/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/ulupamir-okuyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/4136438833831703840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/4136438833831703840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/ulupamir-okuyor.html' title='“Ulupamir Okuyor”'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-1169913701433041689</id><published>2009-07-02T14:04:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T14:06:29.654-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>Yalnızlık paylaşılmaz</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana; COLOR: black; FONT-SIZE: 10pt"&gt;Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz" diyor &lt;strong&gt;&lt;em&gt;Özdemir Asaf&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;… Yalnızlık bilinmedik zamanların en kıymetli ilacı, tedavisi kendiliğinden olan bir hastalık. Yalnızlığın belki de en güzel tarafı yalnız kalınmak istenmesi... Olur da bir işiniz yolunda gitmez, bir sınavınız kötü gelir, hayatınızın dönüm noktası olabilecek bir olay sizi alaşağı eder, eşinizle tartışırsınız, sevgilinizden ayrılırsınız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da bir gece vakti uykunuz gelmez sadece siz varmışsınız dünyada gibi bir his oluşur içinizde. Kendi kendinizi dinlersiniz araya parazitler girmeksizin. Hayatın sadece size bakan tarafıdır yalnızlık; sizi kimseyle paylaşmayan, sadece sizi kendi mahpusunda kapısına kırk kilit vurarak ağırlayan en sadık ev sahibiniz. Oradan kurtuluşunuz sadece sizin isteğinize bağlı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonbahar günü sizi yalnızlığın kucağına atan çok şey vardır. Hafiften esen uğultulu bir rüzgârla birlikte, dans edercesine düşen yapraklar sizi yalnızlığa çekmek isterken siz buna itiraz etmezsiniz. Kimsenin olmasını istemezsiniz yürüdüğünüz sokaklarda,&lt;strong&gt;&lt;em&gt; Necip Fazıl&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;'ın "kaldırımlar"ını sadece siz sahiplenirsiniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağarsa yağmur üşümezsiniz. Çünkü yağmur yalnızlığın biricik dostudur. Sizi daha bir düşündüren, daha bir uzaklara iten yalnızlığın biricik müttefiki hayat o an size gülmemiştir. Aslında siz de hayata gülmek istemezsiniz. Siz ve hayat birbirinden memnun iki dost ülke gibisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimileri vardır sadece yalnızken mutlular, kimileri de dayanamazlar buna. Her zaman birileri olmalı yanlarında, paylaşmak için yalnızlığı. Oysa "yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz." Eğer siz böyle biri değilseniz, en değerli dostlarınız bile size yabancıdır. Onları yabancılaştıran yine sizlersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalabalık çoğu zaman sizi yutar. Kaçmak istersiniz insanlardan. Bazen insanların hiç olmadığı yerleri ararsınız. Mutluluk hiç kimseyle beraber olmamaktır o an. &lt;a title="cemal süreya " href="http://www.yyusozluk.com/sozluk.php?process=word&amp;amp;q=cemal%20süreya%20"&gt;&lt;span style="COLOR: black"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Cemal Süreya&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;,&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#395e7b;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;"biliyorsun ben hangi şehirdeysem yalnızlığın başkenti orası" diyor. Siz de o an başkenttesiniz işte. Yapayalnız ve belki de mutlu! Sadece hayallerinize sarılırsınız o an. Sadece hayallerdir yalnızlıkta sizi ayakta tutan...&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana; COLOR: black; FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana; COLOR: black; FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İsmet Tunç&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana; COLOR: black; FONT-SIZE: 10pt"&gt;ismet.tunc@mynet.com&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-1169913701433041689?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/1169913701433041689/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/yalnzlk-paylaslmaz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/1169913701433041689'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/1169913701433041689'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/yalnzlk-paylaslmaz.html' title='Yalnızlık paylaşılmaz'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-8134042981983798780</id><published>2009-07-02T14:00:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T14:04:01.565-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Van-Erciş'/><title type='text'>Göl Diyarının Gazetecisi: Nihat Çavuşoğlu</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Erciş’e dair konuşmaya devam ediyoruz. Şahsiyetler bir yerin tanınmasında, gelişmesinde ve var olmasında belki de en temel noktada bulunurlar, çünkü bir yerin bekçisi olmak insana dair ve tabi ki, o kente dair çok şey demek. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Erciş’i ve göl diyarını 25 yıldan fazladır yazan, çizen, fotoğraflayan biri Nihat Çavuşoğlu. Küçüklükten başlayan bir araştırma ve duyarlılık birikimiyle kendini gazeteciliğe atmış, Erciş ve Erciş’e dair ne varsa hemen, hemen tümüne şahit olmuş. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Gazetecilik merakı, daha doğrusu çevreye ve olaylara olan merakı ilkokul üçüncü sınıf öğrencisiyken aldığı bir ödevle başlıyor. “Türkiye’deki Hidroelektrik Santralleri” konulu ödevi için Erciş merkezden kalkıp Aşağı Işıklı Köyü başlangıcındaki hidroelektrik santraline yaya gidiyor. Gerekli bilgileri alıyor ve dönüyor. Bu dönüş kendisine ve çevreye karşı duyarlılığında başlangıcı oluyor. Artık daha çok gözlem yapıyor, doğayı daha fazla dinliyor ve daha mutlu…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Yıllar yılları kovalıyor&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; ve okul hayatından sonra üç yıl vekil öğretmenlik yapıyor. Kendi deyimiyle Vizon tele filmini kendiyle özdeşleştirmiş. Sanki o filmi izledikten sonra yıllar öncesine gidiyor ve hayatın bir noktasında olaylarında tıpkı ikiz insanlar gibi aynı olabileceğini görüyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Öğretmenlik yaptığı köyde bir köpek nedeniyle aileler arasında kavga çıkmış, herkes birbiriyle düşman. İlkokul 4. ve 5. sınıf öğrencileri ceplerinde bıçakla okula geliyor. Okulda gerekli önlemleri aldıktan sonra köy muhtarı ve imam ile bir toplantı yapıyor. Ama sonuç alamıyor. Bu onu düşündürüyor ve nasıl bir yol bulsam diyerek kafasını yormaya başlıyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Erciş’e gelip, bulduğu bir &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;siyah 37 ekran beyaz televizyonla birlikte köye dönüyor. Uzun bir anten direği kurarak Erzurum üzerinden karıncalı da olsa paket yayın alıyor. Köylü televizyona bakıp şaşırıyor, belki de hayatlarını değiştirecek yeniliğin farkında bile olamıyorlar. Köy halkı televizyona o kadar ilgi gösteriyor ki, aradaki dargınlığı unutuyorlar. Kimi zaman lojman penceresinden bakıp bu acayip şeyin nasıl oluyor da değişik bir dünya yarattığını çözmeye çalışıyorlar kendi bilinçlerince. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bir yerin sosyo-kültürel değişiminde önemli bir dinamik de adına yenilik ajanları dediğimiz kimselerin gayretleridir. Bir yerde kendi halinde yaşayan insanlar, uzaklardan ya da başka bir yerden bir kültür öğesi getirirler ve toplumla onu tanıştırırlar. Bu öğenin kabul edilip edilememesi ise zamana ve kullanılabilir, uygulanabilir olmasına bağlı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Çavuşoğlu, bu noktada köye bir yenilik getirmekle yenilik ajanı görevini de görüyor. Televizyon bu insanların hayatlarında iyiden iyiye yer ediniyor. Çoğu aile evine televizyon alıyor ve kendi dertlerini de unutuyorlar. O günden bu güne köyde kavga çıkmamış. Ta ki, geçen yıl Erciş merkezde alacak-verecek meselesi yüzünden çıkan bir kavgaya kadar... Çavuşoğlu, köylülerle arada bir iletişimine devam ediyor ve o günleri hatırlarken de yüzüne tatlı bir tebessüm geliyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Askerlik dönüşü, 1982 yılında Erciş Lisesi’yle Diyarbakır’a gidip bilgi yarışmasını takip ederek aktif olarak Tercüman’la gazetecilik hayatına başlıyor. Birnisan yerel gazetesinde yazmaya başlıyor ve sonrasında bu gazetenin yazı işleri müdürlüğü görevinin de uzun süre yürütüyor. Ardından, İhlas Haber Ajansı’nın ilçede bürosunun açılmasına ön ayak oluyor. Birçok il merkezinde olmayan İHA temsilciliğini ilçede açmakla birlikte, 5 komşu ilçenin de haber akışını merkez olarak Erciş’ten yürütüyor. Aynı zamanda ilçenin tek sarı basın kartı sahibi…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Birçok seçim görmüş, ilkleri belki de Erciş’te yaşayan ayrıcalıklı insanlardan biri. Erciş’e yerleştirilen Kırgız Türkleri hakkındaki ilk araştırmayı “Pamir’den Ulupamir’e” isimli tefrikası ile oluşturuyor. Araştırma oldukça ses getiriyor, &lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;Kırgızistan büyükelçisi kendisiyle yakından ilgileniyor. Kültür Bakanlığı tefrikayı önemli bir belge olarak teyit ediyor. Ali Dağer’in “Araştırmayı kimler çalmadı ki” ifadesiyle birçok kişinin bu çalışmayı kaynak belirtmeden kullandığını da anlıyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Ağabey, emekli olmayı düşünüyor musun? Soruma ise cevabı ilginç; “Gazetecilik mesleği bir yerde insanı çevresine, doyduğu ve doğduğu yere karşı sorumlu kılıyor” diyor. Sürekli olayların peşinde koşmak, bir etkinlikte bulunmak, onu diğer insanlarla paylaşmak için gayret etmek ve daha nice ruhuna huzur ve keder veren uğraşlar onu meslekten resmi olarak emekli etse de, ruhen emekli etmeyecek gibi gözüküyor…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;En büyük çabası Erciş’i sürekli ulusal gündemde tutmak. İlçenin kalkınması ve gelişmesi için elinden gelen gayret ve çabayı esirgememektedir. Eğer, gündeme gelirseniz olumlu istekleriniz de ertelenmez diyor. Unutulmamak adına basını iyi kullanmanın gereğini vurguluyor. Birçok önemli etkinlikte katkısı var. Özellikle temeli atılıp yıllarca bekletilen Erciş Şeker Fabrikası’nın yeniden inşa ettirilmesi konusunda gündem oluşturmak, ilçe halk kütüphanesinin açılması için çaba sarf etmek. Ayrıca, yıllardır il olma çabasına basın olarak desteğini sürdürmesi gibi birçok alanda öncü görevinde bulunmuş,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sevgili Nihat Çavuşoğlu’nu elbette bu kadar sınırlı bir yazıyla anlatmak mümkün değil. Uğraşları ve hayatının kısa bir dilimini bizlerle paylaştı. Koca bir buz kütlesi ise hala derinliklerde saklı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Erciş sohbetlerine kaldığımız yerden devam etmeye çalışacağız, bu toprakları bereketli kılan nice topraklar var ki; bir nebze olsun hatırlanmayı, düşünülmeyi bekliyor. Sırada yeni yüzler, yeni hikâyeler ve yeni olaylar bulmaya çalışacağız.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;İsmet Tunç&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-8134042981983798780?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/8134042981983798780/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/gol-diyarnn-gazetecisi-nihat-cavusoglu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/8134042981983798780'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/8134042981983798780'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/gol-diyarnn-gazetecisi-nihat-cavusoglu.html' title='Göl Diyarının Gazetecisi: Nihat Çavuşoğlu'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-5383848363844275385</id><published>2009-07-02T13:37:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T13:59:13.670-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Söyleşi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Van-Erciş'/><title type='text'>Fotoğraf Üstadı Ali Dağer'le Söyleşi</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/Sk0bbixP2vI/AAAAAAAAACo/pNekZrGI4Xc/s1600-h/ali+da%C4%9Fer.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; FLOAT: right; HEIGHT: 239px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353965692017171186" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/Sk0bbixP2vI/AAAAAAAAACo/pNekZrGI4Xc/s320/ali+da%C4%9Fer.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;em&gt;“Canavan Sohbetler”&lt;/em&gt; Ercis.Net için başlattığımız bir projeydi. Van Denizi’nin suyuna, toprağına bulanmış ve adına Göl Çocukları dediğimiz kişilerle söyleşilerimizi içeren bir bölümdü. İlhami Mısırlıoğlu’nun sunumuyla şöyle başlıyordu söyleşi:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold"&gt;CanaVan Sohbetler&lt;/span&gt; dizisinin bu haftaki konuğu &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold"&gt;Ali Dağer&lt;/span&gt;. “Ercişli bir göl çocuğu; kendini fotoğrafa adamış. Çektiği muhteşem fotoğraflarla yöreyi Türkiye’ye ve dünyaya tanıtmaktadır; flamingolar ve inci kefalini en iyi fotoğraflayan fotoğrafçıdır. “Yahu sen ne yaparsın" diyenlerin alakasız tavırlarına aldırmadan her anını fotoğrafın ölümsüzlüğünü yakalamaya adamış. Erciş ve göl diyarının saygıyı gerçekten hak eden değerini; Ali Dağer’i &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold"&gt;İsmet Tunç&lt;/span&gt;’un yaptığı söyleşiyle daha yakından tanıyalım.” (İ. Mısırlıoğlu) &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;Fotoğrafçılığa kaç yaşında, nasıl başladınız? &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Fotoğrafa çok ileri yaşlarımda başladım. Bu işe başlamadan önce sarı ve siyah karton malzemelerden çizim yapıyordum. Sarı zemine üzerine siyah figürler yerleştirerek tablolar oluştururdum. Bu çalışmalarım uzun yıllar birçok sanat ve edebiyat dergilerinde çıktı. Çalışmalarım Hazan, Seyir ve ismini hatırlayamadığım dergi birçok akademisyenin yazı ve makalelerine konu oldu. Daha sonra bu çalışmaları fotoğraflara da yapabileceğimi fark ettim. Şimdi fotoğraf çekiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;b&gt;Fotoğrafçılığa başlamada sizi etkileyen ne oldu? &lt;/b&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İlk fotoğraf makinesiyle tanışmama Erciş Erkek YİBO’da okuduğum yıllarda öğretmenim Nihat Özür tarafından biz öğrencilerin fotoğraflarını çekerken tanıştım. Kendisini her daim saygıyla anıyorum. Bu, Rus marka Jüpiter çift mercekli bir fotoğraf makinesiydi. Şimdi düşünüyorum bekli de o yıllar bilinç altımda kaldı diyorum. Bu gün her fotoğraf çekişimde bu saygın ve değerli insandan söz etmeden geçemiyorum. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;b&gt;Ercişliler fotoğrafçılığa nasıl bakıyor? &lt;/b&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;“Nasıl bakıyor” sözü biraz göreceli. İlk fotoğrafa başladığımda çevreden çok tepki alıyordum. Birçok kişi “ayıp değil mi? sana yakışıyor mu fotoğraf çekiyorsun?” diyorlardı. İlk zamanlar tepki alıyordum. Bu işi meslek edinenler dışında fotoğraf çekmek bit tabuydu. Hele fotoğraf makinesiyle Erciş sokaklarında gezmek biraz zordu. Şimdi insanımız güzel bakıyor bu işe. Birçok insanımızın iş yerinde veya bilgisayarında fotoğraflarım bulunur. Abartı olmazsa her evde mutlaka bir Ali Dağer fotoğrafı vardır; takvimlerde, broşürlerde vs… &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold"&gt;İnsanların fotoğrafçılığa bakışı nedeniyle karşılaştığınız zor durumları örnekler misiniz? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Çok zor zamanlar geçirdik. Genelde fotoğraf çekerken insanlar size amaçlarınızı soruyor. “Niçin çekiyorsun?” sorusu her zaman sorulur. Yıllar içinde fotoğraf size çok şey öğretiyor. Nasıl davranacağınızı ve bölgede nelerin çekilip nelerin çekilmeyeceğini öğreniyorsunuz. İnsanların fotoğraflarını çekerken kendinizi onlardan birisi olduğunuzu his ettirdiğiniz zaman insanlar size ailenin bir ferdi gibi davranıyorlar. Şayet hiçbir kontak kurmadan objektifi yöneltirseniz tepki alırsınız. Bir seferinde bir esnaf vatandaş ekmek sepetini kaldırımın ortasına bırakmıştı. Cadde yoğun bir caddeydi, sepetin içindeki ekmekler yere yakındı, daha doğrusu ayak seviyesindeydi. Bu esnada kuşlar da ekmek sepetinin üzerine konup kalkıyorlardı. Fotoğraf çekmeye çalıştım. Birden esnafın hışmına uğradım. Bana “memleketimizi kötülemeye mi çalışıyorsun?” dedi. Ona göre ben bu fotoğrafı başka amaçlar için kullanacaktım. &lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Halkın fotoğrafçıya ve fotoğrafa bakışı yıllar içinde değişti mi? &lt;/b&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;br style="mso-special-character: line-break"&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Özellikle iletişim olanakları sayesinde çok değişti diyebiliriz. İnsanlar internet üzerinden fotoğraflarımızı gördükçe bize olan saygıları da artıyor. Bu işin gönülden gelen, özveriye dayalı bir iş olduğunun farkına varıyorlar. Bu da bizleri mutlu ediyor. &lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Bu değişimi neye bağlıyorsunuz? &lt;/b&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Çok çabuk değişen bir çağa geçtik. Dünya değiştiği gibi Türkiye de değişiyor. Her yerde olduğu gibi bu değişim Erciş’i de etkiliyor. İnsanların fotoğrafa bakış açısında internetin önemli bir katkısının olduğuna inanıyorum. Bu değişim çok ani ve hızlı oldu. Bilgisayar, internet ve dijital fotoğraf makineleri ve fotoğraf çeken cep telefonları bu değişimde çok etkili oldu. On yıllarca bizim yapamadığımızı gelişen teknoloji kısa sürede yaptı.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Göl diyarında fotoğrafını çekmekten en hoşlandığınız şeyler neler? &lt;/b&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Bu çok önemli sevgili İsmet. Ben göl diyarı âşıklarından birisiyim çünkü göl diyarının çok hayranları var, sadece benim desem yalan olur. İlhami Mısırlıoğlu’nun tabiriyle ben de kendimi göl çocuklarından sayıyorum. Göl diyarında 4 mevsimi yaşıyorsunuz, ışık çok güzel, çok berrak bir gökyüzü, bin bir renge boyanan bulutları var. Bunlarda her gün göl çevresini süslüyorlar. Önce kışından başlayalım; her taraf beyaza büründüğü günlerde göl ve gökyüzü bir birine; ufka bakınca maviliklere karışıyor göl. Gün batımında oluşan kızıllık size çok yıldızlı bir kış gecesini müjdeliyor aslında. Bunlar bir fotoğrafçı için birer rüya… .Hiç görmediğim kuşlar geliyor göl kıyısına. İlkbahar hayat canlanıyor inci kefalinin göçü, flamingoların gelişi tarih ve doğa yeniden barışıyor göl kıyısında. Ercişli Aşık Emrah ile Selvi kuş cennetine binlerce kuş gelerek kendilerine sonbahara kadar sürecek yabanı bir hayat kuruyorlar. Her şey yeniden hayat buluyor yazın. Dinginliği ve son baharın pastel renkleri bir fotoğrafçı için cennetin giriş bileti gibi. Göl kıyısının yüzlerce belgeselciyi fotoğrafçıyı ve araştırmacıyı ağırladığına şahidiz, bunlardan birisi de Sayın Coşkun Aral’dır. &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Göl diyarı için “çok fotoğrafik bir yöre” deniyor. Sizce bunun nedeni ne olabilir?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Çünkü ülkemizde ışığın en iyi yansıdığı yer göl diyarıdır. Hava berrak, nemli değil, ışık çok iyi. Göl kıyısı dünyaca çok az bilinen bir yer ve birçok medeniyete ev sahipliği yapmış. Tarihi yapılar çok çeşitli ve zengindir. Göl kıyısında bitki ve hayvan çeşitliliği oldukça fazla. Önemli endemik bitki ve hayvan türünü burada barınmaktadır. Ayrıca gölün göç yolları üzerinde olması dört mevsim boyunca konar-göçer kuşlara ev sahipliği yapmasını sağlıyor. Van Gölü martısı ve soyları tükenmekte olan toy kuşlar. Van gölünün ev sahibidir. Flamingolar, pelikanlar, turnalar kuğular, Van Gölünün konar-göçerleridir. Bunlar beli takvimler içersinde gelip konup göçüyorlar. Bu kuşlar için iki tehlike söz konusu: birincisi yumurta toplayıcıları ikincisi de bilinçsiz avcılar kuş nesli için büyük tehlike arz etmekte. Bunca zenginliği bir arada barındıran göl birçok fotoğrafçı, belgeselci için adeta yaşayan bir müzedir. &lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Fotoğraf çekmek spontane yani kendiliğinden olan bir şey mi yoksa bir plan dahilinde mi oluyor? &lt;/b&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Belli bir disiplin içinde çalışma sonucu gelişen bir reflekstir fotoğraf. Özel olarak “gidip şunu çekeyim” demiyorsunuz. Belki bir yere fotoğraf çekme amacıyla ziyaret ediyorsunuz ama ne çekeceğiniz o an ortaya çıkıyor. Yakalarsanız çekiyorsunuz, yakalamazsanız çekemiyorsunuz. &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Peki, bu soruya fotoğrafçılık açısından cevap verecek olursak? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Fotoğraf eskiden babadan oğla veya ustadan çırağa geçen bir meslek olarak görülürdü; oysa bu gün dünyada çok büyük üniversitelerde bölümleri olan bir meslek dalı. Bizim gibi insanlar uzun yıllar yaptığımız çalışmalarla bu güne gelebildi. Oysa iki yıllık ve dört yıllık üniversitelerden bunun mezun olan insanların yanı sıra açılan kurslarla fotoğrafçılık teknikleri öğretilmektedir. Fotoğrafçılık kendiliğinden öğrenilen bir meslek değil, muhakkak bir eğitim neticesinde öğrenilmesi gereken bir meslektir. Biz meslekten ziyade bu işi kendimiz için yapıyoruz. Yaşamımızı fotoğraf çekerek zenginleştiriyoruz. Bu da bizi mutlu ediyor. &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Basında zaman zaman çeşitli seminerlere katıldığınızı oluyor, görüyoruz. Bu etkinliklerde fotoğrafçılığı anlatmakta zorlanıyor musunuz? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;İki yıldır okullarımızda ve bazı eğitim kurumlarında fotoğraf kursları ve seminerler düzenliyorum. İlk teklif Erciş Eğitimciler Derneği yöneticisi Sayın Abdulselam Elçi’den geldi, öğretmenlerimize geçen yıl kurs verdik. Diğer kurs teklifi ise Erciş Erkek YİBO Müdürü Sayın Erol Şimşek’ten geldi. Orada öğrencilerimize fotoğraf gösterisi ile seminerler verdik. Bu yıl da teklif Erciş Cumhuriyet ilköğretim Okulu müdürü Sayın Tarkan Elbir’den geldi. Fotoğraf Kulübü öğrencilerimize slâyt gösterisi çerçevesinde bir seminer verdim. Öğrencilerin karşısına çıkmak çok zor gerçekten, hepsi de harikaydılar. Birçok soru sordular, çok keyifli, çok heyecanlıydı. Çocuklarımız fotoğrafla çok ilgili. Çok zekiler. Bir plan çerçevesinde bu çalışmalarıma devam etmek istiyorum. Bunun için birkaç firmanın seminerlere destek vermesini istiyorum. Maalesef bu anlayış bizde gelişmemiş, eğitime yeterince değil hiç yatırım yapamıyoruz. &lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Görsel sanatlarla, sosyal bilimlerle uğraşanların toplumdaki diğer bireylere göre daha duyarlı diye bilinir. Öyle misiniz gerçekten? &lt;/b&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Kesinlikle çok duyarlılar. Onlar ellerindeki zenginliği korumak istiyorlar. Örnek verecek olursak ben bütün fotoğrafını çektiğim yerlerin ve canlıların korunmasından yanayım. Sanatçılar ve sosyal bilimciler bu konuda çok duyarlılar. Şahsen fotoğrafladığım hiçbir şeyin kaybolup gitmesini istemiyorum, bu konuda gittiğimiz yerleri fotoğrafını çekerken uyarılarımızı da yapıyoruz. Bu konudaki duyarlılığımı birçok kişi bilir. Tabi olarak bir Ali Dağer kendi başına hiçbir şey yapamaz. Ali Dağer’lerin çoğalması lazım. Örnek verirsek birçok köy geziyorum. Eski su değirmenlerini kendi haline terk edilmiş, yok olup gidiyor. Sahiplerini bularak konuşuyoruz, bunlara sahip çıkmalarını istiyoruz. Geleceğe aktarmaların istiyoruz,.buna benze bir çok örnek var. &lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Erciş adına sizi kaygılandıran şeyler neler? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Erciş yüz yılın yıkımını yaşadı dersek doğru olur. Erciş 80’i aşkın köyüyle çok hızla bir kültür dejenerasyonu yaşıyor desek doğrudur. İnsanları yeryüzünde farklı kılan folklorudur; yani kültürüdür, renkleridir. Bu renkler soldu, türküler, düğünler, giysiler, oyunlar, eski gelenekler bitti; çünkü bunları ciddi anlamda kayıt altına alacak bir iki insandan başka insan da çıkmadı. Bu tamamıyla antropolojik bir vakadır. Tarih bitti, herkes elinde bir kazma önüne gelen her yeri kazıyor ve yıkıyor Çelebibağı’nda 3000 yılık bir açık hava tapınağı vardı. Bu yıl gittiğimde yok edilmiş. Erciş’in şu an yeşilliği ve elinde göl kıyısına sıkışmış kuşları kaldı. Biz bunlara sahip çıkmazsak elimizde hiçbir şey kalmayacak. Bir toplum tarihi ve doğal envanterleriyle var. Geçen yıl yılkı atlar ve köse gelin adlı bir geleneği fotoğraflamıştım. Geçen gün bir belgeselci bu kültürü yeniden yaşatmak için teklif getirdi. Bundan dolayı elimizdeki tarihi, kültürel, doğal ve yabanı hayatı korumalıyız Koruyamazsak bunlardan yoksul bir halk olacağız aynı Erciş üzümüne yaptığımız gibi.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Var olan kültürel birikimimiz çok az sanatçı ile temsil ediliyor, “bugünün Türkiyesi”nde birçok sanatçımız tanınmış ve şimdiyse hiç şüphesiz siz de bu sanatçılardan birisiniz. Erciş, göl diyarı hem Emrah’a sahip çıkma anlamında, hem de daha genel olarak, yöredeki kültürün korunması ve aktarılması konusunda neler yapabilir? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Ülkemizde sanat anlayışı tamamıyla bize özgüdür, dünya standartlarının kesinlikle çok altında; kırsal kesimdeyse sanat, tamamıyla fuzuli yani abesle iştigal olarak görülür Oysa gelişmiş ülkelerin gelişmişlik çizgisine bakın sanat hep var ve öndedir; çünkü sanat yaşadığınız çağla bir paralellik arz ediyor. Bizde sanat dört çerçeveli olarak görülmek isteniyor, oysa sanat sınırları olmayan tamamıyla eşyadan soyutlamış imgeye dayalı görsel içerikli sonsuz anlamlar içeren bir öngörüdür. Bundan dolayı bizim gibi olanların sanat anlayışı hiç su yüzüne çıkmaz, tozlu raflar arasında yok olur gider.”Marifet iltifata tabiidir” sözünden yola çıkarak sanatçı kırsalda ve kentte hak ettiği yeri almalıdır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Söylediklerinizin paralelinde “kültür-sanat evi' seçeneği işe yarar mı?&lt;/b&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Sanat evi sözü şimdi bana çok uzak. Sanat anlayışı olmayan bir yerden sanat evinde söz etmek çok lüks bir söylem olur; çünkü 10 yıl devam eden bir sanat evi açtım, birkaç Ercişli dostumdan başka merak edip de burada bu yaptığın çalışmalar nedir? diye soran olmadı. Oysa bu sanat evi sayesinde yüzlerce yabancı insanla tanışma, dost olma fırsatı yakaladım, onlarla halen dostluğumuz devam ediyor. Erciş’te sanatçıdan söz etmek doğru olur fakat sanat evini hayata geçirmek ve sürdürmek çok zordur. Sanat evi gönül işidir. Gerçek anlamda Erciş’te çok yüksek bir sanat potansiyeli var. Bunların birçoğunu tanıyorum. Erciş’in huyundan mıdır suyundan mıdır nedir çok sanatçı yetiştiriyor, fakat bunların birçoğu anlamına varmadan yok olup gidiyor. Bunları bir araya getirecek bir kurum yok. Ressamı, heykeltıraşı, ozanı, şairi, yazarı, tiyatrocusu yanı kısaca Erciş için sanatçı yetiştiren bir fabrika desek çok yerinde olur. Kesinlikle Erciş’in bir sanat evine ihtiyacı var. Şayet böyle bir çalışma olursa maddi ve manevi olarak içinde oluruz. Bu sanat evi özerk olmalı, resmi kurum ve sivil toplum kuruluşlar ciddi bir destek vermeli. Erciş burada temsil edilmeli, şayet burada böylesi bir iş yapılacaksa Erciş’te birkaç eski bina var, buna en uygun yer eski Atatürk İlköğretim Okulu binasıdır. Erciş’i temsil edecek bu kurum herkesi içine alabilecek yetenekte ve kalitede olmalı. Geçmişi, geleceği bir arada temsil gücü olmalı. Birçok il ve ilçede bunların örnekleri var, hepsini bir arada tutmak zor, fakat bu üstesinden gelinemeyecek bir iş değil.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Her yıl Ercişli Emrah ve Selvi festivali düzenleniyor. Büyük üzüntü ki, Çelebibağı ve Erciş belediyeleri, festivali ayrı tarihlerde yapıyor. Festivalin tek elden organize edilmesi gerektiğine inanıyor musunuz?&lt;/b&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Ne kadar ayrılırsak o kadar küçülürüz, en çabuk yutulan küçük lokmadır. Erciş’i temsilen bir festival olmalı. Bu festivalde Emrah ile Selvi herkesi temsil etmeli Emrah bu festivalde yaşamalı. Emrah’ın içinde olmadığı festivaller de gördük. Bu festival Erciş olmalı Erciş’li yaşamalı… Burada bin yılların ürünü olan Erciş anlatılmalı, Erciş konuşulmalı. Ülkemizde çok iyi festivaller kutlanıyor. Bu yıl Kars festivaline gitmiştim, çok etkilendim. Emrah’ın şahsında Erciş’in gelenekleri, doğası, tarihi ve kültürü olmalı. Festival Erciş’i, Beldelerini, Köylerini, Erciş’te yaşayan herkesi temsil etme gücünde olmalı.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Vatandaş Ali Dağer fotoğraf sanatçısı Ali Dağer’i toplumun bir bireyi olarak nasıl tanımlar?&lt;/b&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt; &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Bu çok zor bir soru. İnsanın kendisini aynadan bakarak yorumlaması gibi çok zor. Okuyan, düşünen, düşündüklerini hayata geçiren birinin her yerde olduğu gibi burada da sevenleri var sevmeyenler var; sevenler çoğunlukta. Seyahat eden, tarihi, arkeolojiyi. doğal hayatı, kültürü seven; bunların korunmasını isteyen bir insan… Van Gölü havzasına tutkun bir insan. Ali Dağer insanlarla çok kolay arkadaş olmayı beceren, fotoğrafı ve sanatı seven bir Ercişli.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Ali Dağer sayesinde Ercişli gençlerde özel bir fotoğrafçılık tutkusu oluştu mu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Rahatlıkla evet diyebilirim ve bundan çok mutluyum. Size doğrudan ya da dolaylı etkide bulunduğum 100 kişi sayabilirim. Bunların çoğu genç ve eğitimli kardeşlerim Bunlardan 5 kardeşim şu an ulusal basında çok iyi yerdeler. Bunun gibi çok örnekler var...&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;Yeni fotoğrafçılığa başlayacak birine ne yapmayı, nasıl başlamayı önerirsiniz?&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Yeni fotoğrafa başlayanlara iki önerim olacak: Birincisi bu işi meslek edinmek istiyorlarsa okulunu okusunlar. Sadece bizim gibi amatör olarak devam etmek istiyorlarsa bir uzmandan destek alsınlar. İnternette ve bu konuyla alakalı destek alacakları yerler çok. Çünkü fotoğraf kendi içinde birçok bölüme ayrılıyor; çok geniş bir konu fotoğrafçılık. Belgesel, makro, portre, manzara, bitki, hayvan çok detaylı ve geniş konular… Bunların üzerinde uzmanlaşmaya çalışsınlar. Ne çekeceklerse bununla alakalı fotoğraf makinesiyle ekipmanlarını alarak kendilerini donatsınlar. İlk başlangıçta çok malzeme almasınlar fotoğraf çektikçe ortaya çıkan ihtiyaçlarını göz önüne alarak kendilerini donatsınlar.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;Aynı zamanda Anadolu Ajansı’nın Erciş temsilcisisiniz? Yerel habercilik ile ulusal habercilik arasına nasıl bir fark var? Sanatçı gözüyle bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Yerel haber ulusal habere göre daha dar kapsamlı bir uğraş. Ulusal haberde dikkat etmeniz gereken birçok nokta var. Haberin doğruluğundan emin olmanız gerekir. Sonuçta çok geniş bir kitle haberi kullanacak. O yüzden haberin detaylarını iyi analiz etmek gerek.&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;Çalışmalarınızı ulusal boyuta taşıyabiliyor musunuz? Çalıştığınız, diyalogda bulunduğunuz ulusal düzeyde internet sitesi, kurum ya da bireyler var mı?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Çalışmalarımı ulusal boyuta internet aracılığıyla taşıyabiliyorum. Bunu iki şekilde yapabiliyorum: Birincisi Anadolu Ajansı aracılığıyla fotoğralarımız birçok gazete ve internet sitesinde yer almakta. Bunun yanında fotoğrafçılarla birlikte çalışmalarımızı değerlendirdiğimiz siteler de mevcut. Erciş ile alakalı çalışmalarım da Erciş Net tarafından yayınlanmakta. &lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;Bir de Tema Vakfı’yla ilgili bir çalışmanız vardı yanılmıyorsam? Aynı zamanda kitap kapaklarında da kimi zaman fotoğraflarınıza rastlıyoruz? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Evet, Bu yıl 7 kitap kapağını benim fotoğraflarım süsledi. 6 fotoğrafım da Tema Vakfınca 10 Ocak’ta gazeteciler günü dolayısıyla sergilenecek.&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;Selüloid filmler dönemi kapandı mı? Digital fotoğrafçılık alıp başını gitti mi yani? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Dijital devrim desek daha doğru olur. Fotoğrafçılık konusunda devrim yaşandı. Dijital çok büyük katkı sağladı fotoğrafa, bu katkı halen devam ediyor. En büyük keşfin beyazlık ayarı olduğunu düşünüyorum. Bundan sonraki gelişmelerin daha da güzel olacağına inanıyorum. &lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;Peki, Dia çekmek artık gereksiz mi oldu? Baskı gerektiren işlerde ne yapılıyor?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Filmli fotoğraf çok profesyoneller arasında halen devam ediyor. Eskisi gibi olmasa da nostalji geleneğini devam ettirenler var. &lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;Biraz da Erciş Net’ten konuşsak, siz dâhil birçok kişi çalışmalarını siteyle paylaşıyor. Sitenin Erciş halkına katkılarını nasıl yorumlayabilirsiniz? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Erciş net kesinlikle benim hayatımda bir dönüm noktası, benim için bir pencere oldu.Erciş halkının katkıları maalesef yetersiz. Düzeyli ve seviyeli çok fazla çalışma var sitede, fakat zaman zaman gereksiz konularda çok fazla tartışma oluyor. Sanırım site yönetiminin daha dikkatli olması gerekir. Bir yandan da kendimizle yüzleşmemizi de sağlıyor bu tartışmalar. Her şeye rağmen üslubun korunması taraftarıyım. Buradan Erciş Net’in kurucularına, emeği geçenlere ve özellikle Sayın İlhami Mısırlıoğlu hocama minnet ve saygılarımı sunarım. . &lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;Ercis. Net’in sizin üzerinizde motive edici özelliği oldu mu?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erciş net bana çok fikir verdi. Burada yola çıkarak çalışmalarımızı çeşitlendirme ve tanıtma şansı bulduk. Bu yönüyle insanın çalışmalarını gösterme olanağı bulması motive açısından olumlu.&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;Kendi siteniz de var bildiğim kadarıyla? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://www.vangoluhavzasi.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="TEXT-DECORATION: none; text-underline: nonecolor:#990000;" &gt;http://www.vangoluhavzasi.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; adresli bir sitem var. Burada sadece Van Gölü havzasını ilgilendiren çalışmalar var. Site şu an biraz yavaş, zamanla gelişeceğine inanıyorum...&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;Son olarak Ercişli gençlere tavsiyeleriniz neler? &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Ercişli kardeşlerime birkaç tavsiyem olacak: Öncelikle çok okumalarını, çok araştırmalarını, kendilerini bilgiyle donatmalarını tavsiye ediyorum Bilgi insana özgüven kazandırır. Yaptıkları işler dışında hobi edinmeleri önemli; kitap okusunlar, imkânı olanlar seyahat etsin. Bu dünya hepimize yetecek kadar büyük... Hiç bir şey zor değil, yeter ki başarıya inansınlar. Bugün çalışmalarım birçok belgeselciye, yazara, ressama ilham kayağı olmuşsa, burada, Erciş’te yaşadığım konuştuğum dost edindiğim birçok insanın emeği var. Son birkaç sözü de fotoğraf için söylemek istiyorum Fotoğraf benim için vazgeçilmez bir yaşam tarzı; insanı, kendisini ifade edebileceği bir sanat dalı. Enerjisi olan insanla bire bir kontak kuran, onu kaybeden yaşama sevincini, ıstırabı, başarıyı tek karede anlatacağınız bir sanat. &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Sevgili Ali Dağer, bizleri kırmayıp zaman ayırdığın için Erciş Net adına sonsuz teşekkürler. Umuyorum buradaki söyledikleriniz gerekli hafızalara mesaj olarak gitmiştir.. &lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Sevgili İsmet, bana bu fırsatı verdiğiniz için sana ve Erciş Net ailesine minnettarım.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;e-mail: &lt;a href="mailto:alidager@hotmail.com"&gt;&lt;span style="TEXT-DECORATION: none; text-underline: nonecolor:#990000;" &gt;alidager@hotmail.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; ve web: &lt;a href="http://www.vangoluhavzasi.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="TEXT-DECORATION: none; text-underline: nonecolor:#990000;" &gt;http://www.vangoluhavzasi.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; adreslerinden Ali Dağer'e ulaşabilirsiniz..&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;div&gt;Not: Katkılarından ötürü &lt;strong&gt;İlhami Mısırlıoğlu&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;Cihat Albayarak&lt;/strong&gt;'a sonsuz teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;İsmetTunç&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;21/12/2008, Erciş &lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-5383848363844275385?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/5383848363844275385/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/fotograf-ustad-ali-dagerle-soylesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/5383848363844275385'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/5383848363844275385'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/fotograf-ustad-ali-dagerle-soylesi.html' title='Fotoğraf Üstadı Ali Dağer&apos;le Söyleşi'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/Sk0bbixP2vI/AAAAAAAAACo/pNekZrGI4Xc/s72-c/ali+da%C4%9Fer.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-2065964936905253969</id><published>2009-07-02T13:34:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T16:57:18.435-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Van-Erciş'/><title type='text'>Fotoğraf Sanatçısı Ali Dağer'e Armağan</title><content type='html'>&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Her şey, flaşın bir anda patlamasıyla oluveriyor. Sanattaki anlam, hayatın o anının yakalanmasından ibaret aslında. Bir canlının, bir doğa olayının, yaşama dair bir rengin objektiflere yakalanması ve bunu yakalamak isteyen birinin olması insanlara geleceğe dair geçmiş bir an bırakır. Zira o an artık geçmiş olmuştur. Çünkü geçen her saniye geçmiş için atılan bir adım demektir... &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Ali Dağer geçmişe uzanan her anı ölümsüzleştirmek için uğraşanlardan. Erciş ve Erciş gibi geleneksel yaşam tarzının hâkim olduğu yerleşim yerlerinde, insanlar için temel gereksinimler dışında başka şeylerle uğraşmak gerekmez. İnsanların yaşam biçimleri olan kültürleri, onlara, her daim istediklerini yine kendi gereksinimleri ölçüsünde yaşamaları gerektiğini söyler. Onlar için yeni maceraya atılmak, hayata farklı bir pencereden bakmak gibi bir telaşa germek gerekmez, bunun için uğraşılmaz da. Bir de işin felsefesi denen, herkesin bir parça alakadar olduğu ama gerçekte yakalayamadığı o ruhani atmosfer de olunca, insan, sevdiği bir iş için çaba göstermekte, elinden gelenin fazlası için uğraşmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Ali Dağer yaklaşık on yıldır fotoğraf çekiyor. Her ne kadar insanlar karşısına geçip “bi resmimi çeksene” deseler de, o an resim ve fotoğraf arasındaki farkı bilemeyen o insana kızamıyor. Resmini çekmek, karşısındaki için yapılan işin önemini gösterir, hâlbuki bir gün batımının ya da “atlar ve flamingolar”ın insanda uyandırdığı o derin bakış, resmin çektirmek isteyen vatandaş için pek bir derin anlam uyandıramıyor. Çünkü uğraşlar insanı kendi değer yargılarıyla kendi başına ve çevresiyle “aynılaştırarak” yaşamaya itmiştir. &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Ali Dağer gibi sanat alanında çalışan insanların ortak noktaları toplumca anlaşılamamaları. Elinde fotoğraf makinesi ya da kamera ile dağı, taşı, börtü-böcek, kuşu, ağacı çekmek başkalarına herhangi bir anlam veremiyordur. Sanat aşkıyla işine sarılmak, aslında işi olmadığı halde bunun tutku haline getirdiği için işi olarak özümseyen, her anı yakalama telaşında olan biri olmak, bir şekilde yaşamak anlamına gelmekten öteye gitmez. &lt;br style="mso-special-character: line-break"&gt;&lt;br style="mso-special-character: line-break"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Küreselleşmenin bir dalgası olan küresel ısınma, her gün yeni yaşam alanlarımızı ellerimizden alırken, bizler, sadece ellerimizdeki fotoğraflarda mahzun gözlerle geçmişte çektiğimiz bol çiçekli ve yemyeşil alanlara, masmavi sulara, başında karın eksilmediği yüksek yüksek dağlara bakabiliyoruz. Tema Vakfı da ellerimizdeki fotoğrafların canlı kalması için uğraşan bir STK. Doğa konusundaki toplumsal duyarlılığı insanlarda yer edindirmek için fotoğraf yarışması düzenlemiş. Yarışmada Türkiye’de üç kişi üç fotoğrafıyla bu duyarlılığa ortak oluyor. Seçilen eserlerden biri Ali Dağer’e ait. &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Erciş diyarından ulusal düzeye yükselmek herhalde bir anda bir talih kuşuyla oluverecek bir kazı kazan hikâyesi olmasa gerek. Yılların birikimi, tecrübesi, sabrı, en önemlisi hiçbir beklentisi olmadan fedakârlığı bulunmaktadır. Tema tarafından beğenilen altı fotoğraf kataloga basılmış. Ali Dağer hibe ettiği bu fotoğraflarıyla da toplumsal duyarlılığın en güzel örneğini sergilemiş oluyor. &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Ali Dağer gibi gerek fotoğraf alanında, gerekse de değişik sanat dallarında eser veren, uğraşan, geleceğe geçmişten bir demet güzellik sunan her göl çocuğu takdiri ve övgüyü fazlasıyla hak etmektedir. Düşüncelerin ürün olarak ortaya çıkması elbette kolay olmasa gerek. &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Düşünen, araştıran, yazan-çizen, yapan-eden, hayata bir anlam ve özellik katmak isteyen tüm göl çocuklarına sahip çıkmak gerek. Ali Dağer’le yaptığım bir söyleşiyi de ekleyerek bu yazının giriş kısmındaki amacımızı biraz daha açığa vuralım. Nihayetinde anı yakalama telaşındaki her insan zamana karşı yaptığı yarışta kendince birikimlere sahiptir. Hiç bilmediğimiz şeylerin çarpıcı nedenleri olabilir. Karmaşık gözüken olguların basit birer açıklaması vardır elbette. Bu sayede doğal olan, el değmeyen, hayata ve fotoğrafa dair güzel anekdotlara ulaşabiliriz galiba, ne dersiniz? &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;İsmet Tunç&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-2065964936905253969?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/2065964936905253969/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/fotograf-sanatcs-ali-dagere-armagan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/2065964936905253969'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/2065964936905253969'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/fotograf-sanatcs-ali-dagere-armagan.html' title='Fotoğraf Sanatçısı Ali Dağer&apos;e Armağan'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-7541268463690914912</id><published>2009-07-02T13:27:00.002-07:00</published><updated>2009-07-02T13:31:07.017-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Van-Erciş'/><title type='text'>Dünden Bugüne Erciş Üzerine</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/Sk0Y2es4bKI/AAAAAAAAACg/jrNkcXWR5eI/s1600-h/FOTO_erci_351_kitab_305_thumb.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 144px; FLOAT: right; HEIGHT: 220px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353962856246701218" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/Sk0Y2es4bKI/AAAAAAAAACg/jrNkcXWR5eI/s320/FOTO_erci_351_kitab_305_thumb.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İnsanlar en çok geçmişleriyle gurur duyarlar. Geçmiş, bir ulusun, bir toplumun ya da bir topluluğun tarihsel serüvenini anlatan bir filmdir. Senaryosuyla, yönetmeni, oyuncusu, dekoru ve figüranıyla; bu film, o toplum için bir gerçeklik, bir anlayıştır ve aynı zamanda bu toplum için bir ayna görevi görür. “Geçmiş güzeldir” derken, bugüne gelinceye dek yaşananlar, bizleri ve gelecekte olacak insanları ilgilendiren koskoca bir bütündür. Bu bütün geçmişin tüm yönleriyle gösterime girmesidir. Bu zaman önce gösterime giren bir geçmiş var; “Dünden Bugüne Erciş”…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Selahattin Koşar emekli bir öğretmen. Öğretmenler bir toplumun gerçeklikleriyle karşılan meslek gurubundan. Kabuğuna çekilmiş, sadece kendisine yüklenen görev dışına çıkmayan, işi okulda başlayıp okulda biten bir öğretmen, kısaca “tipik memur” olanlardan değil Tam otuz yılını verip derlediği bilgileri bir kitapta toplamış. Bize bizi ve geçmişimizi bir nebze olsun anlatmaya çalışmış. İnsanların belli süreliğine kaldıkları bu yeryüzünde, ölmeyecek bir eser bırakmanın haklı gururunu yaşıyor ve bunu yaşamakta da haklı. (Sayın hocamın geçmişi, anlayışı ve kitap hakkındaki görüşlerini başka bir yazıya bıraktığım için şimdilik sadece kitap ile ilgili yazacağım)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Kitapta göze çarpan ilk özellik yoğun belge taranmasına ayrılan emek. Bir kitabı güvenilir kılan en önemli unsur kaynak göstermedir. Kaynak göstermenin diğer bir ifadesi referanstır yani danayak, görüşüne başvurmak... Kişi bilgilerinin doğruluğundan emin olmak için daha önce söylenen, ifade edilen, bir yerlerde yazılan, duyurulan benzer kaynaklara yönelir, onları tarar, konusuna göre tasvif eder ve görüşüne uygun olanı ya da tezini destekleyen ifadeleri yazısında kullanır. Bu şekilde eskilerin deyimiyle “haybeden atma” gafletinden de kurtulmuş olur. Bu işlem, bilimsel çalışmalarda en önemli kaygıdır. “Bilimsel kaygı”nın olmadığı çalışmalar dayanaktan yoksundur. Kişiler daima şu soruyu kendilerine ya da yazara sorarlar: “neye göre?”.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Selahattin Koşar emeğin hakkını veren biri. Yıllar önce yazılan yazılarından ya da çalışmalarında, çok sonradan bunlarla başka yazılarda karşılaştığında bunların orada kullanıldığını ve hatta o zaman, bizzat kendisinin yaptığı yazım ya da ifade yanlışlarının bu yazıda da aynen geçtiğini görüyor. Demek ki birileri bunu kullanmış fakat kaynak göstermemiş. Kitapta bu yoğun uğraş göze çarpıyor. Bir bakıyorsunuz çok eskilerden bir ifadeyi o günün kaynaklarından derlemiş ve bize en yalın haliyle ulaştırmış. İnsan geçmişin içinde geçmişi okuyunca, o döneme ilişkin fotoğrafları görünce tebessüm ediyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Kitap, Erciş’i bir bütün olarak ele alma kaygısıyla yazılmış. Böyle olunca tüm maddi ve manevi öğelerin kitapta buluşması biraz zor olmuş. Haliyle, birçok bölüm sonradan kitaptan alınmış. Kitaptaki mevcut bölümler yine de Erciş hakkında yeterli bir bakış açısı kazandırmaya yetiyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Kitapta bazı ifadelerle ilk kez karşılaşıyoruz. Bunlar bazı söylenceler, kültürel maddi öğeler kitabı ve unutulmaya yüz tutan günlük yaşam öğeleri. Özellikle orta yaş ve üzerindekilerin kitabı okurken eskiye dair çoğu şeyi anımsadıklarını görür gibi oluyor insan. Yeni kuşak gençlerin bunlardan haberdar olması için kitabı okumaları tavsiye olunur. Bireyselliğin yaşam tarzı olduğu günümüzde, toplumsal algılardan haberdar olmayan gençler, nelerden yoksun kaldıklarını bu şekilde görebilirler. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Kitabı çekici kılan unsurların başında fotoğraflar geliyor. Fotoğraf geçmişin mumyalanmış halidir diyebiliriz. Değişime karşı bir direniştir fotoğraf. O anın hafızada kaydedilmesi, değişen ne varsa ona karşı direnmesi ve aslında bunun fotoğrafın umurunda bile olmamasıdır. Sadece önemli olan o andır, siyah beyaz haliyle, o tebessümüyle, yırtık elbiseli insanlarıyla, ayakkabı bağcıkları, botları, yelekli ceketleri, köstekli saatleri ve daha nicesiyle… Bir tarihin kaydı bu fotoğraflarda gizli. Bu kitabın bilimselliği ve titizliği daha çok buradan kaynaklanıyor. Her bilgi yazınsal ve görsel öğelerle pekiştirilmiş. Kenan Aşçıoğlu, Ali Dağer, Nihat Çavuşoğlu, Zafer Büyükaslan, Foto Aydın ve yazar Selahattin Koşar kitaptaki fotoğrafların sahipleri. Geçmişten geleceğe bir renk cümbüşü oluşuvermiş böylece. Bizlere de, içimizden, emeklerine sağlık demek kalıyor…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Otuz yıllık bir birikimin bir yazıda aktarılması elbette kolay ve yeterli değil. Her Ercişlinin gururlanacağı bir kitabı var. Bu eser, bundan sonra yapılacak çalışmalara dayanak olacağı kadar, ulusal bazda kullanılacak önemli bir kaynak eser aynı zamanda. Birçok kurum, kuruluş, önemli devlet ve bilim adamlarından alınan önemli eleştiriler de kitabın değeri konusunda insana bir fikir veriyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Erciş’in tarihsel geçmişini, yöneticilerini, saz ve söz sanatçılarını ve bunların eserlerini, sosyal normlarını, önemli folklorik özelliklerini, basın ve yayın hayatını… kısaca “dünden bugüne” Erciş’i görmek için hadi buyurun içeriye! Hayırlı okumalar efendim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;İsmet Tunç&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-7541268463690914912?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/7541268463690914912/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/dunden-bugune-ercis-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/7541268463690914912'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/7541268463690914912'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/dunden-bugune-ercis-uzerine.html' title='Dünden Bugüne Erciş Üzerine'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/Sk0Y2es4bKI/AAAAAAAAACg/jrNkcXWR5eI/s72-c/FOTO_erci_351_kitab_305_thumb.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-705520866264558660</id><published>2009-07-02T13:27:00.001-07:00</published><updated>2009-07-02T13:27:55.462-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>Devlet ve Derin Devlet</title><content type='html'>&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Times New Roman'; FONT-SIZE: 12pt; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR"&gt;Devlet (state), zaman zaman en çok üzerinde durulan kavramlardan biri. Devletin ne olduğu, sınırları, kapsamı vb kavramlar görsel ve yazılı medyada, kimi toplumsal sorunların su yüzüne çıktığı zamanlarda sıkça tartışılan konuların başında gelmektedir. Devletin içindeki devlet kavramı, özellikle yasadışı oluşumların su yüzüne çıktığı zamanlarda bir numaralı gündem maddesi olmaktadır. Nedeni ise devletin bizzat anayasal çerçevede belirttiği hükümler dışına çıkan kişilerin kendilerini kimi mercilerin yerine koyması ve illegal yolardan menfi yararlar sağlamasıdır. Ya da başkaları adına bu çabaya girişmeleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet, sosyolojik anlamda bir kurumdur. Devlet hakkında birçok değerlendirme yapılmış, farklı bakış açılarıyla tanımlamalar getirilmiştir. İngiliz düşünür Hobbes, devleti Ejderha ya benzetmiştir. Fransız hukukçu Duguit, devletin örgütlenmiş bir eşkıya çetesi olduğunu dile getirerek devletin guruplar arası çatışmaların eseri olduğunu iddia eder. Mark, sınıfsal çelişkilerin ortadan kalkmasıyla devletinde işlevini yitireceğini, Lenin devletin kaybolmadıkça insanların özgürleşemeyeceğini, J. J. Rousseau, insanların toplu sözleşme kuramı ile devleti meydana getirdiğini söyler. Buna göre insanlar, özgür yaşamak için kendi aralarında bir sözleşme yaparak devleti kurmuşlardır. Devletin kökenlerine ilişkin birçok kuram ortaya atılmıştır. Bunlardan en eski olanları Aristoteles ve Konfüçyüs tarafından ortaya atılmıştır. Bunlar, devletin aileden meydana geldiğini söylemişlerdir. Bunlara göre güçlü aile devleti meydana getirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbni Haldun, devletin ortaya çıkışını göçebe ve yerleşik toplumların birbirleri arasındaki mücadelelerinin sonucu olarak açıklar. Halduna göre farklı yaşam tarzlarına sahip toplumların bir arada yaşaması ancak devlet gibi bir mekanizmanın varlığıyla mümkündür. İtalyan düşünür Niccola Machiavelliye göre ise; insanlar doğaları gereği kötü yaratılmışlardır. İnsanlar birbirlerine eziyet etmekte, kötü davranmaktadır. Bu mücadele baskın olanın diğerini egemenliği altına almasıyla sona ermektedir. Bu gücün adı devlettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet, muhakkak ki tüm vatandaşları kucaklar bir misyon üstlenmelidir. Bu misyon kimi kurum, kuruluş, birey, etnik grup vb oluşumların çıkarları yönünde karar verirse, insanların devlete olan güvenleri azalacaktır. Bu yöndeki bir güven kaybı devlet birimlerini zora sokacağı gibi toplumsal huzuru da sekteye uğratacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet kademesindeki insanlar bir ülkedeki her insanı temsil ettiklerini unutmamalıdırlar. Devletin insani tarafı insanlara gözüktükçe insanlar güvenli bir ortamda bulundukları hissiyle yaşarlar. Bu nedenle devlet kurumları her zaman en güvenilir kurumlar olur. Devletin insanlara sağlayacağı ortam, devletin bekası için çok önemlidir. Çünkü tehlike insanlardan geliyorsa bunu önlemenin yolu yine insanlardan geçmektedir. Sorunlar adil yolla çözüldükçe devletin her hangi bir tehlike içinde olması söz konusu değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletin iç huzuru sağlaması, dış güvenlik açısından çok önemlidir. Çünkü içerdeki illegal oluşumlar dış güçler tarafından kullanılmaya oldukça uygundurlar. Bu oluşumlar ister devletin bünyesindeki oluşumlar olsun, isterse de devletten bağımsız mafyavari oluşumlar olsun fark etmemektedir. Hem mafyavari oluşumlar bile güçlerinin önemli bir bölümünü devlet kademelerindeki adamlarından almaktadırlar. Aksi takdirde uyuşturucu, kaçakçılık, hırsızlık vb suçlar uzun sure rahatlıkla sürdürülemez, göz yummalar bunların etkilerini uzatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlette görev almak öncelikle insanlara yardımcı olmak anlamına gelmektedir. Çünkü tüm görevler insan refahı için yapılmaktadır. Bu görevleri alıp insan/lık adına güzel şeyler yapan her görevli, her toplumda en kıymetli bireydir. Bu toplum için çalışan her bireyin minnettarlığı hak etmesi dileğiyle&amp;amp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;İsmet Tunç&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; &lt;br style="mso-special-character: line-break"&gt;&lt;br style="mso-special-character: line-break"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-705520866264558660?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/705520866264558660/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/devlet-ve-derin-devlet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/705520866264558660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/705520866264558660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/devlet-ve-derin-devlet.html' title='Devlet ve Derin Devlet'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-328151855428005685</id><published>2009-07-02T13:26:00.001-07:00</published><updated>2009-07-02T13:26:59.591-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>Darbelerle Türkiye /3: 80 Darbesi</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;60 darbesi ve 71 muhtırasından sonraki süreç, sancılı bir dönem daha geleceğinin göstergesi idi. 73 seçimleri yapılmış, meclise CHP 185, AP 149,&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;Milli Selamet Partisi 48, DP 45 iskemle kazanmıştı. Meclisteki diğer parti ise Cumhuriyetçi Güven Partisi idi. Hiçbir parti tek başına hükümeti kuracak çoğunluğu yakalayamamıştı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;73 seçimlerine yedi siyasal pati katılmıştı. Milli Nizam Partisi’nin “dini siyasete alet ettiği” gerekçesiyle kapanması sonucunda yerine Milli Selamet Partisi kurulmuştu. Dini duygular üzeriler yürütülen politikalar, milli Selamet Partisi’ni meclisteki dini grubun temsilcisi olarak gösteriyordu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Milliyetçi Hareket partisi ve Türkiye Birlik Partisi seçime giren diğer partilerdi. Bunlar politika ve anlayış bakımından kendilerince farklı çizgilerde siyaset yapıyorlardı. Örneğin sağcı militanlar bu dönemde ortaya çıkmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İlginç olan bir nokta ise seçimlerden üç ay sonrasına kadar bir hükümetin kurulamamış olması. Sağ kanat partilerinden hiç biri CHP’yi iktidara getiren parti olmak istemiyordu. Çünkü bu oluşum diğer sağ partiler tarafından sonraki seçim çalışmalarında seçmen için kullanılacak güzel bir malzemeydi. ( Zaten şimdi bile aynı politika yürütülmüyor mu? Cumhurbaşkanlığı seçimi hatırlanmalıdır. Ağar ve Mumcu ortak hareketinin Anap’a maliyeti… , Ağar’ın yenilgisi. CHP’nin meydanlarda meclisi kilitleyen parti olarak sunulması,&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;AKP’nin Gül olayında meydanlara söyledikleri vd. ) Sağ partiler de kendi aralarında birleşememiştir, çünkü Demirel’in başkanlığına onay vermeyen bir Demokrat Parti vardı. Adalet Partisi de Demirelsiz bir başbakanlığa razı olmuyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İnce siyasal hesaplar ve ideolojilerin nerde çakışıp çakışmadı üzerine uzun süren değerlendirmeler sonucunda CHP ile Milli Nizam Partisi birlikte bir hükümet kurdu. 25 Ocak 1974 yılında Ecevit-Erbakan ortak hükümeti kuruldu, ilk olarak tutuklu sağcı ve solcular için af yasasının çıkarılması, ekonomiye dönük yasal adımların atılması gerekiyordu. Tabi en büyük sorun Kıbrıs’tı. Halk, hükümetin Kıbrıs Soru’nu ele almasını büyük bir başarı olarak görüyordu. Genel bağışlayıcı af yasası ilk ele alınan yasaydı, hükümetin Milli selamet kanadı, bazı solcuların salıverilmesi yönünde hayır oyu kullanması üzerine ortaklık bozuldu. Ama halka verilen sözlerden dolayı hükümet görevdeydi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Ecevit ve Erbakan arasındaki ipler iyice kopmaya doğru gidiyordu. Evecit’in İskandinav ülkelerine yapacağı gezi sırasında başbakanlığı Erbakan’a bırakmak istemeyişi, Erbakan’ın bu yöndeki talepleri siyasi yelpazeyi oldukça hızlı bir rüzgara bırakmış gözüküyordu. Sonunda Ecevit erken seçim kararı aldı, Ecevit görevi bıraktı. Ne Demirel bir hükümet kurabildi, ne de diğer ittifaklar bir çare olabildiler. Sonunda cumhurbaşkanı eski bir siyaset adamı olan “kontenjan senatörü” Sadi Irmak’ı hükümeti kurmakla görevlendirdi. Irmak güvenoyu alamadığı gibi başka bir alternatif de olmadığı için uzun süre görevde kaldı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sonunda Demirel’in başarısı olarak bilinecek AP, MSP, CGP, MHP ve bağımsızların birleşmesiyle “Milliyetçi Cephe” adıyla bir oluşum ortaya çıktı. Amaç CHP’nin başarısını engellemekti. Bu oluşumun tabanı elbette farklı kesimlerden oluşuyordu. Örneğin CHP’ye karşı bir CGP vardı, Adalet Partisi’ne karşı bir demokrat parti vardı, MHP ayrı, MSP yine ayı oluşumları temsil ediyordu, bu bütünlüğün çatlaması da olası gözüküyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sonunda 1977 yılında seçimler yapıldı. CHP 213 vekil sandalye kazanmasına karşın, hükümet kuracak başarıyı sağlayamadı. Azınlık hükümeti kuran Ecevit, dışarıdan bir çok destek almasına karşın (işçi ve işveren kesiminden) güven oylamasını kaybetti. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sahnede Demirel vardı ve Demirel daha önce gerçekleştirdiği “Milliyetçi Cephe” başarısını tekrarlama amacındaydı. Milli Selamet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi ile&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;birlikte “ikinci milliyetçi Cephe”yi kurdu. Halbuki ilk oluşumdaki sakıncalar daha da belirgin olarak varlığını sürdürüyordu, aslı merak edilen ise ortaklığı kimin bozacağı meselesiydi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Ekonomik bunalım, cinayetler, soygunlar, kitlesel katliamlar ve iç savaşa giden bir Türkiye manzarası vardı. Sonunda çareler tükenince Ecevit yeniden sahnedeydi. Ecevit, partilerinden istifa eden bağımsızlarla birlikte DP, CGP ile ortak bir hükümet kurdu, onlara bakanlıklar verdi. Ne var ki her şey istenildiği gibi olmadı, her bakan ayrı bir parti gibi hareket etmeye başladı. Sonunda huzursuzluk gittikçe arttı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Orgeneral Evren ve kuvvet komutanları Cumhurbaşkanı Korutürk’e uyarı mektubu veriyordu. Korutürk köşkte ilkin kuvvet komutanlarını ağırlamış durumu değerlendirmişti. Daha sonra da&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;mektubu gerekli yerlere nüsha olarak iletti. İlginç olan ise mektubu kimsenin muhatap olarak kabul etmemesiydi.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Cinayetler sürdürülüyor, bir kesim diğer kesimi kışkırtıyor, ekonomi iyiden iyiye kötüleşiyordu. Askeri müdahalenin gelmesi an meselesi iken bundan kimsenin ders almak istememesi ve grupları birbirine düşürtmesi sonun başlangıcını hazırlıyordu. Devletin kimi yerlerindeki yetkililer ellerindeki imkânları insanların birbirlerini öldürmeleri için kullanıyorlardı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;11 Eylül 1980 sabahı harekat başladı, ilkin radyoda duyuldu Evren’in sesi, “Yüce Türk Milleti” diye başlayan cümleyle birlikte, Türkiye’de artık hiçbir şeyin aynı kalamayacağı belli oluyordu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Artık yönetim el değiştirmiş, herkes şüpheli, herkes bir noktaya kadar suçluydu. Ekonomi Turgut Özal’a teslim ediliyordu.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;Çünkü Özal 24 Ocak Kararlarının “teknisyen mimarı” olarak biliniyordu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bülent Ulusu hükümetinde başbakan yardımcısı olarak göreve başlayan Özal, serbest faiz politikası sonucunda türeyen fırsatçılara ve onların boşluktan faydalanıp ekonomiyi iflasa sürüklemelerine dek tam yetki ile görevi yürüttü. Bu fırsatçılardan biri de Banker Kastelli’nin sahibi olan Cevher Özden idi. Kendisi yurtdışına kaçtı. Özal görevi bırakmak zorunda kaldı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Böylece 27 Mayıs ile başlayan süreç 12 Eylül ile devam etti. 27 Mayıs ile yapılan tüm düzenlemeler 12 Eylül ile birlikte kısıtlama ve baskı altına alınmış oldu, bir anlamda 12 Eylül 27 Mayıs’a karşı yapılmış oluyordu…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İsmet Tunç&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-328151855428005685?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/328151855428005685/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/darbelerle-turkiye-3-80-darbesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/328151855428005685'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/328151855428005685'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/darbelerle-turkiye-3-80-darbesi.html' title='Darbelerle Türkiye /3: 80 Darbesi'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-8945279107148902275</id><published>2009-07-02T13:24:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T13:25:55.621-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>Darbelerle Türkiye /2: 71 Muhtırası</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;60 darbesi sonrasında Menderes’in idamıyla kötüleşen durumun devamında, Türk siyasi tarihine muhtıra olarak geçen bir olay yaşanmıştır. Bu olay, Demirel’in başbakan olarak adalet partisinin hükümette olduğu, görevi bırakmak zorunda kalan bir süreçtir; 71 muhtırasıdır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Türk silahlı kuvvetleri adına genelkurmay başkanı ve üç kuvvet komutanın imzasının bulunduğu muhtıra, cumhurbaşkanlığına, başbakanlığa ve meclis başkalığına okundu, akabinde birkaç saat sonra da Demirel hükümeti görevi bıraktı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Okunan muhtırada göze çarpan ifadeler ise; parlamento ve hükümetin süregelen tutum, davranış icraatlarıyla toplumda anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklara neden olduğuydu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bu dönemde Kongar’ın deyimiyle bütün tutum ve davranışlar sol görüşü susturmak içindi. Çünkü o dönemde “gelenekçi-liberaller” her türlü sol görüşü komünizmle eş görmeleridir. Diğer bir neden ise tarihsel olarak süregelen anlayışa göre, hükümete karşı olan her türü eylem ve tutum sol görüş olarak lanse edilmiş, sürekli her görüşün komünizle eş tutulmasıydı. Hükümet karşıtıysanız kesinlikle komünistsiniz anlayışı hakimdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;1950’den önce cumhuriyet halk partisi, demokrat parti’yi komünistlikle suçlarken, 1950’den sonra da demokrat parti, cumhuriyet halk partisini komünistlikle suçlamıştır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Türk silahlı kuvvetlerinin içerisinde beş general ve on albay muhtırayı izleyen günlerde görevlerinden emekliye ayrıldılar. Gerekçe ise bunların “devletçi-seçkinci” cephenin sol kanadını oluşturan devrim grubu yandaşlarıydı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sonraki günlerde CHP’den ayrılan Nihat erim hükümeti kurmakla görevlendirildi. Çünkü asker hükümetin bağımsız olabilmesi için mevcut partilerden birinin başbakan olamayacağı kanaatindeydi. Böylece sahneye Ecevit çıkacaktı. CHP, erim hükümetini destekleme kararı alında “ortanın solu” akımının önderi ve partinin genel sekreteri Bülent Ecevit görevinden ayrılmıştır. Bunun ardından bir televizyon konuşması yaparak&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;12 mart muhtırasının, kendisinin ve arkadaşlarının savunduğu sol görüşü yıkmak için yapıldığını söylemiştir. Ecevit TSK’nın siyasete girmesine şiddetle karşı çıkarken, muhtıranın kendisine yöneltildiği Demirel ise bunu kabullenircesine bir tutum içerisindeydi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Tarihe CHP ve ordu dayanışmasının bir göstergesi olarak not düşürülen bu tutum, bugüne de değin insanların akıllarında bu ikiliyi hiç ayrı kefeye koymayacaktı.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;Ecevit, CHP’den ayrılarak yeni bir yaklaşım ortaya çıkmıştır; “devletçi-seçkinci” yaklaşım, CHP’de yerini “halkçılığa” bırakıyordu. Bu nedenle ordunun siyasete karışması halk egemenliğine karşı bir saygısızlık olarak görülüyordu. Ecevit ve arkadaşları “devletçi-seçkinci- yaklaşımı yadsıdıkları için, ordunun tepeden inme davranışı ile işbirliğine giremezlerdi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sonraki süreçte baskı ve özgürlüklerin kısıtlanması dönemi başladı. Erim hükümeti birbirine ters görüşte “beyin takımı” adını alan bürokrat ve teknik elemanlardan dolayı&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;zaman zaman sarsıldı. Daha sonra sol eğilimli bakanlar görevden ayrıldı. Erim, hükümeti ikinci kez olarak (birincisi 26 mart 1971) 11aralık 1971 yılında kurdu. İşler ağır aksak da olsa yürüdü. Eğilimler siyasal yelpazede menfaatleri gözeterek, siyasal çizgi değişimleri de gözlenerek değişti. Sonunda erim hükümeti önemli bir iş yapamadan 17 Nisan 1972 yılında görevden ayrıldı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sonrasında üçüncü kabine Ferit Melen (1906-1908) tarafından kuruldu. Cumhurbaşkanı Sunay, ilkin Ürgüplü’ye hükümeti kurma yetkisi verdi ve Ürgüplü’den gösterdiği kişilere bakanlık vermesini istedi, bu gerçekleşmeyince de Ürgüplü’nün kabinesini onaylamadı. Böylece melen hükümeti görevi üstlendi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Böylece siyasal yelpaze bir kesimin isteği, diğerinin arşı durması, bir başka kesimin kullanılması şeklinde sürüp gitti. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Oral Çalışlar’a göre; 60’lı yılarlın sonunda görülen “siyasal İslamın” sola karşı kullanılması, 1971 askeri darbesinde de bir strateji olarak topluma egemen oldu. (Çalışlar:1995:32).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İsmet Tunç&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-8945279107148902275?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/8945279107148902275/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/darbelerle-turkiye-2-71-muhtras.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/8945279107148902275'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/8945279107148902275'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/darbelerle-turkiye-2-71-muhtras.html' title='Darbelerle Türkiye /2: 71 Muhtırası'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-5696137465657116748</id><published>2009-07-02T13:21:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T13:24:01.271-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>Darbelerle Türkiye /1: 60 Darbesi</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Türk siyasi hayatında ard arda gelen askeri darbe ve muhtıralarla birlikte insanlarda oluşan izlenimin genel adı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Türüt’ün türettiği bir karakter vardı, adı Teyyo Dayı. Teyyo Dayı her bölümde aynı elbiselerle ekrana çıkardı. İnsanlar gülmesine gülüyordu ama sormadan da edemiyorlardı. Bu Teyyo Dayı’nın başka elbisesi yok mu? Bizdeki siyasi gelenek de Teyyo Dayı’nın elbiseleri gibi, değişmez ve sabit. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;60 darbesiyle başlayan darbeler ve muhtıralar döneminden, bilim ve teknoloji çağı olan bilgi toplumuna geçtiğimiz zamanlarda değişimi yakalayan bu gelenek “e muhtıra” şeklinde evrimleşmiş, Darvin ve ardıllarının biyolojik evrimini sosyal evrimle sürdürmüşlerdir. 60 darbesinden önce yani 50 seçimlerinin yapılması ve menderes iktidarından önceki 46 seçimleri CHP’nin fırsatı değerlendirip örgütleşemeyen Demokrat Parti’ye seçim tokadı indirme başarısı var.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;62 milletvekiliyle temsil edilen demokrat parti, 273 milletvekili göstermişti. İktidar ile muhalefet arasındaki ipler gerildikçe çok partili sürece geçiş tehlike sınırına biraz daha yaklaşıyordu. Seçimlerin adil yapılamadığını savunan görüşler arttıkça baskılar da kendisini gösterdi, nihayet iki gazete kapatıldı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Başbakan Recep Peker’in ateşli bir konuşması sonrasında Demokrat Partili vekiller meclisi terk ettiler. Daha sonra Demokrat Partili vekiller İnönü’ye böyle bir olayın bir daha yaşanmayacağını söz vererek meclise geri döndüler. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Tarihe “12 Temmuz Beyannamesi” olarak geçecek bir bildiri Cumhurbaşkanı İnönü tarafından okundu. İnönü bu bildiriyle açıkça muhalefeti iktidara karşı korumayı amaçlamıştır. Çok partili sisteme geçmeyi tamamlamak isteyen “Ebedi Şef” tarihçilere göre bu hamleyi yapmazsa Demokrat Parti tarih sahnesinden çekilecekti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bu bildiri İsmet İnönü ile Başbakan Recep Peker arasında anlaşmazlığa yo açtı. Sonunda Peker, 9 Eylül 1947 yılında görevden ayrıldı.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;Sonrasında Demokrat Pati’nin iç çekişmeleri başladı, Menderes ve Bayar bunlardan başarıyla sıyrıldılar. Kimisi ayrılıp Fevzi Çakmak gibi Millet partisini kurdu. Diğerleri değişik kombinasyonlara giriştiler. Peker’den boşalan koltuğa Hasan Saka oturmuş, demokratların eleştirilerine cevap yetiştiremeyince de 14 Ocak 1949 yılında istifa etmiştir. Böylece Bayar’ı Cumhurbaşkanı, Menderes’i başbakan ve Refik Koraltay’ı da meclis başkanı seçecekti. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Böylece “devletçi-seçkinci”ler yerine “gelenekçi-liberaller” dönemi başlıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Böylece darbenin ilkine giden süreç bundan sonra başlayacak, kimine göre özgürlükler dönemi başlayacak, kimine göre ise ayrıcalıklar ve baskılar dönemi Türkiye’ye hakim olacaktı. Sonrasında gelen 57 seçimleri Demokrat Parti’yi iktidar yaptı fakat oyları da yüzde 50’nin altına düşmüştü. Bu durum parti içi çekişmeleri ateşledi, sonuçlar yenilgi olarak değerlendirildi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sonraki süreç, sansür, baskı ve “tahkikat komisyonu” kurdurarak parti kapatma, üst makam olmdan kesin yargı kararı vererek baskıları azaltma işlemleri şeklinde geçti. CHP eleştirilere devam etti, Halk Partisi kapandı karaborsada mal aramak normal bir durum haline geldi. Durum gittikçe kötüleşiyordu. 27 Mayıs Darbesi böyle bir siyasal-toplumsal-ekonomik döngüde oluştu ve darbelerin alışkanlık haline gelip gelmeyeceği sonradan anlaşılacaktı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İsmet Tunç&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-5696137465657116748?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/5696137465657116748/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/darbelerle-turkiye-1-60-darbesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/5696137465657116748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/5696137465657116748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/darbelerle-turkiye-1-60-darbesi.html' title='Darbelerle Türkiye /1: 60 Darbesi'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-4355598208815706751</id><published>2009-07-02T13:20:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T13:21:36.173-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Van-Erciş'/><title type='text'>Yıl 2008; Hâla Ermeni Öldürüp Vatan Kurtarıyoruz</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="COLOR: #363636; mso-bidi-font-style: italic"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Erciş'in düşman işgalinden kurtuluşunun 90. yıl dönümünü kutladık. (1 Nisan) Herkes sevinçli, çocuklar bayram havasına girmiş, babasının, annesinin ya da bir büyüğünün ellerinden tutan soluğu tören alanında almış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tarafta askerler, diğer tarafta okul çocukları, kaldırımlarda, ağaçlarda, yüksek binalarda vatandaşlar, herkes coşkulu, herkes eğlencenin tadına varmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalabalığa girişte ilk dikkatleri çeken, garip makyajlara bürünmüş "Kuvayi Milliye Teşkilatı 1918" yazılı pankartı taşıyan gurup. Bir ellerinde kılıç, diğer ellerinde silahlarıyla, gözlerinde siyah gözlüklerle sanki film setindeler. Etraflarına değişik el kol hareketlerinde bulunuyorlar. Kanları kaynıyor belli... Böyle önemli bir günde geçmişin askerlerini canlandıracaklar. Kolay değil tabi... Bir de bütün gözler onların üzerlerinde, böyle olunca daha da coşuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durmadan geziyorum, değişik gurupların aralarına katılıyorum. İnsanların psikolojilerini anlamaya çalışıyorum. Kimileri kendince yorumlar yapıyor, kimileri "ne zaman kovalayacaklar Ermenileri" sabırsızlığıyla bir diğerine sorular soruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir köşede patlama sesleri geliyor. Yanı başımdaki vatandaş "bu Ermenilerde ne kadar kurşun var, hiç bitmiyor" şakalarıyla durumu yorumluyor. O tarafa yöneliyorum. Genelde uzun boylu gençlerden oluşan Ermeni çetelerini temsil eden gurup durmadan havaya ateş ediyor. Yüzleri boya kalemleriyle değişik desenlere boyanmış. Kollara boydan boya dövmeler çizilmiş, saçlar değişik şekil ve boyalarla süslenmiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmalar yapılıyor, şiirler okunuyor, okul bandosunda olan çocuklar gelişi güzel trampetleri çalıyorlar. Birazdan en heyecanlı yere yani Ermenilerin kovalanışına gelecek sıra. Hala 90 yıl öncesinde yaşıyoruz. Yıl 2008, uzay çağındayız, ulusal sınırların pek de önemli olmadığı, ülkelerin kaynaşmak için ellerinden geleni yaptıkları bu yıllarda bizler hala birilerini kovalıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihimizi unutmayalım, tarih bilinci bir ulusu ayakta tutan en önemli göstergedir. Ama tarih sadece beş dakikalık temsili bir kovalanışla anlaşılmamalı. Her şey bu kadar basit ve sıradan değildi. O günün olgunluğu ve şartları değişik şekillerde aktarılmalıydı. Bugün Japonlar dünyayla en çok entegre olan milletlerin başında geliyorlar. Ve geçmişte yaşadıklarını bilinçli bir şekilde öğreniyorlar. Okumayan, okuyanın bile okuduğundan pek bir şey anlamadığı bir toplum anca kendini böyle beş dakikalık temsili savaşlarla tatmin edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelecek nesiller yani bugünü ellerinde oyuncak silahlarla geçirenler, büyüdüklerinde yine birilerini kovalıyor olacaklar. Çünkü hep bunu gördüler. Birileri kaçıyor, diğerleri kovalıyordu. Demek ki öndekiler hep düşman, arkadan kovalayanlar ise dosttu. O zaman biz Ermenileri hep düşman bileceğiz. Geçmişi unutup yeni bir dünya için elele verme girişimini unutacağız. Atalarımız o gün buna mecburdular belki. Savaş iyi ve kötü kavramının birbirine karıştırıldığı bir durum. Onlar geride kaldı ve bizler o günün şartları yaşamıyoruz. Avrupa Birliği'ne girmeye çalıştığımız bu dönemlerde birbirimizi anlamak yerine hala düşmanlığı hatırlatan eylemlerde bulunuyoruz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu törenler kültürel konularda sergi, fuar ve benzeri sosyal hayat için gerekli aktivitelerle süslenemez miydi? Tarihin objektif tarafını anlatan bir konferanslarla desteklenemez miydi? Ya da barış ve dostluk güvercinlerinin farklı şekillerde havalanmaları için bir şeyler yapılamaz mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük çocukların elerindeki oyuncak silahlar çoğu şeyi anlatıyordu. Şimdiden ellerini alıştırıyorlar. Her köşe başında bir karton, içinde ise oyuncak silahlar. He çocuk bu oyuncaktan edinmiş. Şimdiden sağa sola rasgele ateş ediyor. Geleceğin bilim adamlarını, sanatçılarını, siyasetçilerini, öğretmen ordularını bu şekil mi yetiştiriyoruz. Küçükken eline aldığı silahın büyüsüne kapılıp sonradan suça karışan onlarca kişiyi örnek gösterebilir çoğumuz. Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki; çocuğu nasıl bir eğilime yönlendirmek istersen büyük oranda onun etkisiyle büyüyecek. İlkel toplumdan uygar topluma geçişte, her toplumda bu aşama çok rahatlıkla gözlemlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha 1920'lerde Yeni Gine kabilelerini inceleyen ünlü antropolog Margared Mead şu sonuçlara ulaşmıştır: İtilen, kakılan, aç bırakılan, mücadele şartlarını öğrenen çocuk, büyüdüğü zaman kindar, anne baba ve çevredekileri tamamen düşman görmektedir. Oysaki aynı coğrafyada yaşayan başka bir kabilede çocuk, annenin koynunda, babanın sevgi ve şefkatiyle büyümekte, her yaş döneminde iyilik ve güzelliğin verildiği bir anlayışla büyüyen çocuklar; gayet anlayışlı, iyiliksever, güler yüzlü, içten ve samimi davranmaktalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu çocuk yetiştirme usullerine göre hareket ederek günümüzde ellerine silah iliştirdiğimiz bu çocuklardan yukarıda bahsettiğimiz alanlarda bir yerlere gelmelerini isteyelim. Bu ne kadar mümkün acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kurtuluş günü daha geride kaldı, bir süre sonra Ermenileri unutacağız. Bir dahaki yılda bir temsil gününde yeniden Ermeni kovalayacağız. Yeniden içimiz öfkeye dolacak, çocuklar büyüklerinin ellerinde silahlarla birilerini kovaladığını görünce, büyüdüklerinde bunu yapmanın heyecanıyla evlerine gidecekler. Ve umarım bizler kendimizin "kurtuluş"unu da görebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold"&gt;İsmet Tunç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;01/ 04/ 2008 - Erciş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-4355598208815706751?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/4355598208815706751/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/yl-2008-hala-ermeni-oldurup-vatan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/4355598208815706751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/4355598208815706751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/yl-2008-hala-ermeni-oldurup-vatan.html' title='Yıl 2008; Hâla Ermeni Öldürüp Vatan Kurtarıyoruz'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-1605280041487140199</id><published>2009-07-02T13:19:00.001-07:00</published><updated>2009-07-02T13:20:28.267-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kadın Yazıları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><title type='text'>Bir Bayanla Kadın-Erkek Hakları Üzerine</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Kadınlar ve erkeler… Birbirinin muhtacı olan varlıklar, kavgaları da çoğu zaman varlık sorunu üzerine oluyor. Daha doğrusu feminist öğretiden yola çıkılarak erkek egemen bir dünyanın, kadınları görmezlikten gelen tavrını değiştirmek için verilen mücadele feminizm olarak biliniyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Koyu bir feminist olan Evely Reed, bundan 6 bin yıl önce toplumu kadınların yönettiğinden söz eder. İlk çiftçilerin, ilk doktorların, ilk mimarların ve diğer işlerdeki öncüllerin hep kadınlar olduğunu, toplumsal dinamiklerin önemli bir bölümünün kadınlar tarafından yerine getirildiğinden söz eder. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bundan bir zaman önce (27/ 01/ 2008) bir bayanla kadın erkek eşitliği üzerine konuşuyoruz. Erkekler tarafından bunun tartışılması bir meraklıyı pek tatmin etmiyor açıkçası. Bir sohbette gazeteci edasıyla “siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?” da diyemiyor insan. Çünkü bu gazetecinin işi, siz ise bir arkadaşla sohbet ediyorsunuz. Bir bayan olarak onun böyle bir sorgulama hissinde olmadan düşüncelerini açıklamasını istiyorsunuz daha doğru böyle diliyorsunuz. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Karşımdaki bayan “ben hiçbir zaman kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” dediği zaman, ben, sıradan bir refleks söylem olan; bunun erkek egemenliğinden kaynaklandığını söylemesini bekliyordum. Ama beni asıl şaşırtan ise -bence de olması gereken- erkeğin erkek, kadının da kadın olduğu düşüncesi. Bu düşünce yeterliydi ona göre, çünkü Allah istese ikisini de erkek ya da kadın yaratabilirdi. O zaman erkeği erkek, kadını da kadın olarak yaratmış dedi. Haklıydı aslında, farklı yapılarda iki cins ve binlerce yıldır süregelen gelen bir kavga. Ne zaman son bulur şimdilik meçhul…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Eşitlik nerede olacak soruma ise verdiği cevap şuydu; eşitlik kanun önünde olmalıdır. Ben de şöyle düşündüm kendi kendime; biz her gün kanuni yoldan anlaşma, iletişim, sosyalleşme ve benzeri aktivitelere gireceksek hangi mevzuata uyacağız; birincisi biyolojik mevzuata mı? Yoksa ikincisi olan kanuni mevzuata mı?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Günlük yaşamda kadının kadın gibi, erkeğin de erkek gibi davranması acaba ne kadar zor? Bu kavgalar kadının varlığının kabul edilmeyişinden mi? Yoksa kadının gerçekte söylendiği gibi erkeğin “erk” sahibi olmasından kaynaklanan pasifliğinden mi kaynaklanıyor?&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;Birinin olmadan diğerinin varlığının bir anlam ifade etmeyeceği gerçeği ne zaman anlaşılacak? Neden bir ömür boyu birliktelik için atılan imzalar ve söylenenler kısa zaman sonra unutuluyor?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Aslında soru çok ama cevaplar da sorular artıkça zorlaşıyor. Benim bunca sorudan sonra anladığım şey, ayrı ayrı varlıkların “birlik” olarak algılanmayışı. Yani eğer eşlerden biri diğerinin varlığını unutursa, o eş, o ev için yabancılaşıyor. Yabancılaşma ilkin karşıdakine sonra da evlilik kurumuna bulaşınca da “mutsuzluk” adı verilen belki de ayrılıkla sonuçlanan olumsuzluklar meydana geliyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Günümüzde artık evlilik yaşı iyice yukarılara çekildi. Kimimizce akıllıca bir yöntem. İyi bir kariyer, iyi bir eş seçimi vs. Diğer tarafta bireysel-özgür hayatın sunduğu avantajlar bireyi evlikten gittikçe soğutmakta ve evlilik olsa bile fazla sürdürülememekte. Belki de olması gereken bu. Evliliğin kadını sınırlandırdığı doğru. Ev işi, bebek, diğer sorumluluklar … gibi kadının yüksek bir mevkie gelmesini ya engelliyor ya da zorlaştırıyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Sonuç olarak, bir şeyin söylenmesi zor gibi. Bir eğri, bir doğru ve ortaya çıkan binlerce önerme. Ben yine de kendi bildiğimi okuyayım. Varlık vardır ve o varlığa sahip çıkılmalıdır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İsmet Tunç&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-1605280041487140199?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/1605280041487140199/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/bir-bayanla-kadn-erkek-haklar-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/1605280041487140199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/1605280041487140199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/bir-bayanla-kadn-erkek-haklar-uzerine.html' title='Bir Bayanla Kadın-Erkek Hakları Üzerine'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-7883086269468128621</id><published>2009-07-02T13:12:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T13:13:45.388-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Van-Erciş'/><title type='text'>Boyacı Çocuk ve Ben</title><content type='html'>&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://www.ercis.net/modules.php?name=News&amp;amp;new_topic=18"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Erciş'te güneşli bir gündü, sokaklar olabildiğince temiz, yerlerde gözlere çarpan tek aksilik belki sigara izmaritleriydi. Erciş eskisi gibi kirli ve her tarafın çöplerle kokuşmuş olduğu bir yer değil. Gönül rahatlıyla dışarı çıkılabiliyor. Buna da şükür diyoruz. Yerlerimiz temizlendi, sırada başka "yer"lerimiz var... &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Gazetemi aldım, Zeylan Caddesi'nden Emniyet Caddesi'ne, oradan Vanyolu Caddesi'ne geçtim. Günün sakinliği ve güneşin tazeliği hâkim her yere. Şu çayevine oturayım da belki biraz gazete okurum dedim. Kahvehanelerin işlevlerini yitirdikleri gerçeği hala hafızalarımızdayken, ben çevreyi gözlemlemeye başladım. İçerisi büyük ahşap masa ve sandalyelerle donatılmış.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Üçerli beşerli guruplar halinde ellerde sigaralar, derin sohbetler hâkim çayevine. Çaylar arada bir tazeleniyor. Gözlerim boyacı çocuk aradı birden. Az bir zaman sonra biraz zayıf, ürkek gözlü bir çocuk çıkageldi. El işaretimle birlikte yaklaştı, terlikleri istedim, ayakkabılarımı aldı ve gitti. Eskiden tahta sandıklar taşınırdı bellerde. Şimdi poşetler yeterli geliyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Ben çayımı yudumlayıp arada gazeteye bakarken, çocuk çıkageldi: Bir güzel parlatmış ayakkabıları. Hoşuma gitti... İşini severek, güzel yapmak... Hak etmek bazı şeyleri. Üçkâğıtçılığın henüz sınırlarına uğramadığı bir yaşta olmak, ne güzel…Temizliğin en saf halini çocuk gözlerinde taşımak ve çocuk olmak...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;“Otur da birer çay içelim” dedim çocuğa, “hayır” dedi. Derken "hayır"ı, elleri göğsündeydi, hafif eğildi, bu hareketi saygıdandı elbette... Bir utangaçlık vardı gözlerinde, içinden eriyen bir tebessüm damlıyordu dudaklarına... Ben daha da kötü oldum ve oturması için bir iki hatta üç defa ısrar ettim. Çaresiz kabul etti. Elimi kaldırıp bir çay daha istedim.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Başladık sohbete. Beş çocuklu bir ailenin en büyüğü, yaşı on üç henüz. Babası işçi, çalışmak zorunda kaldığı için üzgün, üzgünlüğü derslerine yeterince zaman ayıramamasından. Babası birçok kitap almış ona; roman, ansiklopedi, dergiler... Anne ve babasının en büyük dileği çocuklarının okuyup iş güç sahibi olmasıymış. Bu istek çocukta büyük bir baskı oluşturmuş şimdiden. Eğer okuyup meslek sahibi olmazsa onlar çok üzüleceklermiş... Değişik işlerde çalışmış, dokuz yaşından beri de çalışıyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Çocuk sorduğum sorulara içtenlikle cevap verdi. Cevap verirken hala çayını içmemişti. Belki de zaman kaybettiğini düşünüyordu kim bilir, belki de utanmıştı benle birlikte çay içtiğine. Israr ettim arada çayını iç dedim. Kaşığı eline alıp şöyle bir daldırdı çaya, bardakta birkaç daire çizdikten sonra durdu, ama çayı de içmedi, ben de üstelemedim. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Benim ona ilk söylediğim çalışmanın ayıp olmadığıydı. “Önemli olanın bir mesleğinin olması değil, sevdiğin mesleği yapmandır” dedim. Belki fazla kazanamıyoruz, birçok hayallerimiz eksik kalıyor ama günün çoğunda mutluyuz ya da mutlu olmaya çalışıyoruz. “Anne ve baban sorumluluklarını yerine getirmek zorundalar” dedim. “Bu, senin ezik olman için değil, kendi sorumluluğunu yerine getirmen için olmalıdır. Eğer sadece onların yaptıklarını düşünüp bunun altında ezilirsen o zaman kendi sorumluluğunu unutursun ve mutlu olmazsın” diye devam ettim. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Ne de olsa küçük yaşlarda birçok işin peşinden koştuk, Çocuktuk, para kazanmak hoşumuza gidiyordu. Çocuğu anlamak zor olmadı. Dokuz yaşından beri birçok işe girip çıkmış, tıpkı çalışan bütün çocuklar gibi...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Çocuğa, "hayatta kazançlar farklı farklıdır, bugünkü kazancın da bu sohbetimiz olsun" dedim, gülümsedi. Okumayı seviyormuş, okumak için elinden geleni yapacakmış, öyle söz verdi bana. "Hem artık boyacılık yapmayacağım" dedi. Kütüphanede iş bulmuş. Yarı zamanlı kütüphanede çalışacak: Artık kitapların içinde olacağı için mutlu. Böylece istediği zaman ders de çalışacak. Söylediğine göre, kütüphaneye gelenlerin hangi türden kitap istediklerini anlayıp onlara yardımcı olmak biraz zormuş. “Zamanla işi öğrenirim” diyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Hayat bir bütün, bazen ummadığınız anda bir hikâye yakalayabiliyorsunuz. Yeter ki hangi gözle bakabilelim... Küçüktük, birçok işe girip çıktık, yılar yılları kovaladı, bir yerlere geldik ya da gelemedik... Ama bazen dönüp geçmişinize baktığınızda, yani sokakta ya da herhangi bir işle uğraşan çocukları gördüğünüzde "ben de bir zamanlar çocuktum" diyorsunuz. O çayevinde belki de küçüklüğümle karşılaştım, belki ondan çocuğa oturması için ısrar ettim, belki başka şeyler bilmiyorum. Belki de çocuğu işinden alıkoydum kim bilir? Onun amacı, o gün, günün anlam ve önemini belirten bir sohbete katılmak değildi elbette. Bunu hatırladım ve çocuğa, boyayacağı birkaç ayakkabı karşılı olan parasını da uzattım, “yeter mi?” dedim, yine gülümsedi, “fazla” dedi, ben de ona gülümsedim. İkimiz de mutluyduk... &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Ben kalkarken daha çayını içmemişti, içti mi? onu da bilmiyorum doğrusu. Dışarıda hayat devam ediyordu, ben bir yerlere yetişmek zorundaydım yine. Hayat büyüdükten sonra koşuşturmadan ibaretti ne de olsa. Ve son olarak çocuğa duymayacağı şekilde şöyle seslendim "umarım erken büyümezsin.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;o:p&gt;İsmet Tunç&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6766936611513243204-7883086269468128621?l=gezegenismet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezegenismet.blogspot.com/feeds/7883086269468128621/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/boyac-cocuk-ve-ben.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/7883086269468128621'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6766936611513243204/posts/default/7883086269468128621'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezegenismet.blogspot.com/2009/07/boyac-cocuk-ve-ben.html' title='Boyacı Çocuk ve Ben'/><author><name>İsmet Tunç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04649768957632422900</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WTumVdtN88k/SmjGunyLGQI/AAAAAAAAAGI/eb40oMMtwic/S220/1111.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6766936611513243204.post-8513988726461725088</id><published>2009-07-02T13:07:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T13:16:07.242-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Yazılar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Van-Erciş'/><title type='text'>Otuz Yıllık Emek</title><content type='html'>&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;Güneşli, hafif rüzgârlı bir Cumartesi gününden Erciş manzaraları takıldı gözüme. Güne ne gözle bakarsak onlar yer eder hafızalarımızda. Aslında anlatılan bizim hikâyemizdir. Hepimiz dışarı çıkarız, bir şeylerle meşgul oluruz; dostlarımıza, arkadaşlarımıza rastlarız. Birçoğumuzun günlük yaşamı üç aşağı-beş yukarı bir diğerinin benzeri satır aralarıyla geçiştirilir. Benim bu Cumartesi günüm de bizlerin o sıradan ama bir o kadar da vesikalık bakışıma göre mühim manalarla dolu.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;Nedendir bilmiyorum; bu sene Erciş’i gezmek istediğim kadar hiçbir zaman bunu bu kadar istememiştim. Saatlerce mi yürüyorum? Hayır… En fazla yarım saat, bazen daha az. Erciş'e çok uzun zaman gelmediğim de oldu, gelip de hiç evden çıkmadığım da, çıkıp da hemen eve döndüğüm zamanlar da… &lt;/span&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Fazla gezmeyi sevmiyorum, amaçsız geliyor bana bu anlar. Şöyle “ateş almaya mı geldin?” türünden aceleciyim galiba. Özlem o sokaklarda gezmeyince başlıyor, sonra sokağı görünce bütün özleminiz yok olup gidiyor. Caddenin başından dönüyorum geriye. Çarşı gezmesi sona erdi böylece. Günü getirisi ise yol üzerinde başlıyor, dostane sohbetler de olmasa dışarı çıkmanın bir anlamı olmayacak.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;Sanki bu sene farklı bir şey var Erciş’te; ya suyu değişti ya huyu ya da insanları diyeceğim… Ama baktığımda pek değişen bir şey yok; yani anlayış, perspektif, felsefik bakış vs… Bunlar zaten çok yavaş değişen olgular. Bu nedenle halkı eleştiremiyorsunuz. Elbette zaman gerekli bazı şeyler için. Her şeye rağmen insan özlüyor. Okul yeni bitmiş, köydeyim, geçici öğretmenliğimin ve yalnızlığımın ilk yılı. Hafta boyu köyde olup dışarı çıkamamak özlettiriyor dışarıyı. Caddelere olan sıcak tebessüm bundan olsa gerek.&lt;/span&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Vakit öğlen, hava güneşli, gazete alıp eve gitmek var diye geçiriyorum içimden, o esnada Ali Dağer'le karşılaşıyorum Erciş Lisesi’nin karşısındaki kaldırımda, Elimdeki gazeteye göz atarken birden birbirimize bakıveriyoruz. O tatlı üslubuyla bana bakıyor. Ara sokaktan içeri giriyoruz, birer kürsü getiriyor matbaadan ve küçük bir sehpa. İçeriden çaylar geliyor. Biz ufaktan sohbete başlıyoruz. Saçları beyazlamış, biraz da uzamış… İhtiyarladıkça güzelleşiyor ya insanlar, onun da yüzünde görüntü var. Ama ihtiyarlığına daha epey zaman var. Saçları beyazlamasına rağmen genç... Saçları beyaz olanlara ihtiyar dememiz toplumsal algılayışımızla ilgili bir durum. Ne zaman ciddi bir konudan konuşsak Ali Dağer’le, yüzü asılıyor. Bu toplumun kayıtsızlığı, duyarsızlığı onu çok üzüyor. Hele de söz Pipa Bacca’ya gelince daha bir iç çekiyor. Bir barışsevere düşmanlık ettik diyor. “Bir fotoğraf çekeceğim ve adını da ‘Pippa Bacı’ koyacağım” diyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 35.45pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#363636;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Uzun bir sohbetten sonra Ali Dağer ve ağarmış saçlarını baş başa bırakıp yoluma devam ediyorum. Arada tanıdıklara birer selam verip evin yolunu tutuyorum. Spor ayakkabılarımın tamire ihtiyacı var. Ne de olsa futbol sert bir oyun. Ayakkabılar arada bir tamir istiyor. Eve gidip akşamüz
